هر كجا هستم، باشم أسمان مال من است. يَنْجَرِه، فكر, هوا، عشق، زمین مال من است.
Sohrap Sepehri
Her nerede olursam olayım, gökyüzü benimdir.
Hava, aşk,zemin, fikir ve pencere benimdir.
Soldaki yapılar grubunun (Tophane Müşirlik Binası) tamamının #Menderesyıkımları kapsamında yol açma bahanesiyle yıktırıldığını biliyor muydunuz?
#kaybolantarihinpeşinde
Şikayet sahih olsaydı şikayet edilecek konu da kalmazdı ya da çok azalırdı. Makamın,titrlerin önemsiz olduğunu söylenir durur da makamın önemli oluşuna dair zımni yargıda hükmünü yürütmeye devam eder. İnsanların çoğu her türlü vasıtayı bir iktidar aracı haline getirmekte mahir.
Şu ayrıntının güzelliği, harikulade. insanlara gereksiz ayrıntı ve dikkat gelebilecek olan şeylerde ne hazineler gizli. Aşağıda da bunun müstesna bir örneği sergilenmiş.
İngilizcede bu kelime oyununun çok ikna edici durmamasının sebeplerinden biri de İngilizcenin Eski Yunanca gibi bir "pitch-accent language" olmamasından ileri geliyor. Eski Yunancada bir hece veya harf İngilizcede olduğu gibi bastırarak veya daha sert bir şekilde telaffuz edilerek vurgulanmaz; bunun yerine çok daha müzikal bir odak vardır: Ses yükselir ve alçalır. Bu yükseliş ve alçalmalar aksan işaretleri dediğimiz işaretlerle belirtilir. Odysseus'un isim oyunu ise sadece semantik bir hile taşımaz, aynı zamanda telaffuzda da bir hile olduğu açıktır. Odysseus şöyle der:
Οὖτις ἐμοί γʼ ὄνομα (İsmim Outis'dir (Hiç-kimse). (9.366)
Οὖτις normalde οὔτις diye yazılır. Odysseus'un bu ismin bir özel isim olduğunu Polyphemos'a belli ettiğini iki kelimenin farklı telaffuzlarından anlıyoruz: bir özel isim olmayan, basitçe "hiç biri, hiç kimse) anlamına gelen οὔτις kelimesinde "acute" aksan taşıyan bir diphtong var. Diphtonglarkısa bir ünlüye (1 birim) kıyasla iki birim olarak varsayılır. Yani daha uzun okunur. "Acute" işareti ise bize burada diphtongun ikinci biriminde sesin yükseldiğini söylüyor: Dolayısıyla οὔτις kelimesinde ses diphtongun ikinci biriminde yükselip -τις son ekinde alçalışa geçiyor. Odysseus ise οὔτις kelimesinin bir özel isim olduğunu bu vurguları değiştirerek gösterir: Özel isim olmayan kelimede iki birimlik diphtongun ikinci biriminde sesin yükseldiğini gösteren acute aksan Odysseus'un telaffuzunda circumflex'e dönüşür: Circumflex bize diphtongun ikinci biriminde değil, birinci biriminde sesin yükseldiğini söylüyor. Dolayısıyla Polyphemos bunun bir özel isim olduğunu fark ediyor. Fakat Odysseus'un hilesi bununla sınırlı değil, asıl trick'i (metis) Polyphemos'un yardım için çağırdığı arkadaşlarına söylediği cümlede görüyoruz:
ὦ φίλοι, Οὖτίς με κτείνει (Ah dostlar, Hiç-kimse beni öldürüyor)
Polyphemos'un arkadaşları Οὖτις kelimesinin bir özel isim olduğunu anlamaz, çünkü Polyphemos bu kelimeden hemen sonra bir enklitik olan με (beni) zamirini kullanır. Enklitik kelimelerde herhangi bir vurgu yoktur; burada olduğu gibi genelde vurgularını kendilerinden önceki kelimeye atarlar. Bundan dolayı da Οὖτίς με kulağa οὔ τίς με (kimse beni öldürmedi) olarak gelir. Normalde özel isim olan Οὖτις kelimesinde ses diphtongun birinci biriminde yükselip, sonra -τις son ekinde daha alçak bir perdeye geçerken, sırf Polyphemos bu kelimeden sonra bir enklitik kullandığı için circumflexin etkisi azalır ve ses yükselip alçalacağı yerde hem diphtongun birinci biriminde hem de -τις son ekinde yükselir: Οὖτίς. Bu da özel ismi οὔ τίς με (kimse beni öldürmedi) cümlesinden ayırt edilemez hale getirir. Bundan dolayı da Polyphemos'un arkadaşları iyi o zaman sorun yok deyip giderler.
Şimdi daha iyi anladınız mı Odysseus'a neden Homerps πολύμητις diyor? :)
Çoğu zaman dileklerimizle gerçek hayatı karıştırıyor ve şunu yapandan zarar gelmez,hayvan sevenden zarar gelmez gibi yargılarda bulunuyoruz.Bunun bilişsel versiyonu da bir konuda iyi olan kişileri kanaat önderi ve yaşam gurusu ilan etmek. Beğeni ve irade tesliminde bulunmak.
Bir ara Rasim Ozan bile dayanamayıp Solun Türkiye'deki durumunu ben bile kabullenemiyorum demişti, flu tv yayınında. Türkiye'de iğrenç mide bulandırıcı bir kapitalist zümre her şeye hakim ve ülkeye o zümrenin ürettiği değerler hakim.
Birisinden tavsiye alırken çoğunlukla o kişinin sosyal kapitalini, ekonomik durumunu, kısaca tuzu kuruluğunu çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Gençlere cool öğütlerde bulunan Teoman mesela. Çok kalender davranıyor ama onun da İstanbul'un mutena semtlerinde evleri var :)
Rasyonellikle sekülerliğin birbirinden farkını şundan daha iyi sanırım hiçbir şey yansıtamaz: Platon rasyoneldi ama seküler değildi. Kant rasyoneldi tâbi ama daha sekülerdi.
Avrupa bilhassa bizim gibi ülkelerin muhayyilesinde 19. Yy da oluşturulmuş algının ekmeğini yiyor hala. O algı hepten boş değildi ancak şuan esamisi kalmamış durumda. Zaten Fransa'ya resim için müzeler için şairleri için ve Fransız ihtilali dönemine tanıklık etmek için gidilir, zaten başka sebeb de kalmadı :)
Paris'e geldik trenle daha ilk saatlerden yaşadığımız şeyler akıl alır gibi değil. Lan bu insanlar burayı ne demeye bu kadar övüyor anlamak imkansız.Gözümün önünde adam adamı bıçakladı. Ölmüş sıçanları diğer fareler yiyor yollarda. Metrodan çıkarken 3 tane adam üzerimizden atladı
Siyaset ve toplumsal yaşam bunun üzerine kurulu. İlk çağ felsefesinden beri özellikle Aristoteleste kaziyeyi müsellem gibi kabul edilen bir hakikat: toplum ve siyaset yaşamından çıkarılabilecek burhanî(apodeiktik) önermeler olamaz.
İnsanlar için önemli olan fikirler değildir. Tartışma yapmak ve münakaşa etmektir. Galip gelmektir. Çoğunlukla fikirler sadece bunun için elverişli basit araçlardır.