Bu yıl tespit edebildiğimiz 63. çocuk işçi ölümü..
Yiğit Söyler..
17 yaşında, moto kurye..
MESEM öğrencisiydi..
Staja başlamadan evvel para biriktirmek amacıyla bir restoranda 15 günlüğüne kurye olarak çalışacaktı..
Antalya Manavgat Sanayi Sitesi'nde 12.30 sularında ilk işgününde motosikletle seyir halindeyken arıza nedeniyle yolun ortasında yan duran ve tescil kaydı olmayan bir forkliftin ön bölümündeki vinç çatal demirine kafasını çarparak hayatını kaybetti..
#ÇocukİşçiliğiİleMücadeleye
Meritokrasi Saçmalığı ve Liyakat tiranlığı:
Elit değişir, ezilmenin dili değişir
Meritokrasi genelde torpilin zıttı gibi anlatılıyor. Soy yok, tanıdık yok, parti yok; yetenek var, çaba var. Kapılar kapanmasın, kazanan hak etsin. Kulağa ne kadar da doğru geliyor değil mi?
Michael Sandel’in Liyakat Tiranlığı tam burayı sıkıştırıyor. Sorun sadece fırsatların eşit olmaması değil! Fırsatlar eşit olsa bile meritokrasi yine bir tiranlık çıkarabilir. Çünkü liyakat, işi iyi yapmayı aşıp “ben bunu hak ettim”e dönüşüyor.
Soldan bakınca bu daha da net. Liyakat çoğu zaman sınıflı toplumun makyajı! Fabrika, arazi, patent, platform, sermaye kimin elindeyse oyun orada kuruluyor. Sen ne kadar çalışkan olursan ol, başkasının mülkü üzerinde çalışıyorsan ürettiğinin büyük kısmı sende kalmıyor. “Yüksel” denilen şey, çoğu insan için sınırsız bir merdiven değil. Birkaç kişi yukarı çıkıyor, çoğunluk aşağıda işi yürütüyor. Bu kadar.
Kazanan diyor ki: ben yaptım. Aileyi unutuyor. Gittiği okulu unutuyor. Sağlığını unutuyor. O dönemde piyasada neyin para ettiğini unutuyor. Zamanı ve şansı unutuyor. Bir de şunu unutuyor: o puanı, o diplomayı, o “yetenek”i mümkün kılan kolektif emek! Öğretmen, temizlikçi, bakım emeği, lojistik, vergiler, kamunun altyapısı. Bireysel başarı masalı, ortak üretimi görünmez kılıyor. Hem de nasıl!
Bu unutkanlık kibre gidiyor. Geride kalanlar yeterince çalışmamış, yeterince zeki olmamış, layık olmamış gibi duruyor. Klasik sınıf dilinde bu, ezileni kendi kaderinden sorumlu tutmak. Sistemin adı değişiyor; suçlama kişiye yapışıyor. İnce iş!
Kaybeden iki kere kaybediyor. Eski aristokraside altta olmak yanlış ailede doğmaktı; leke soydaydı. Meritokraside altta olmak yetersiz olmak. Leke artık sende! Hem cebin boşalıyor hem onurun. “Çalış, kuralına uy, yüksel” sözü tutmayınca elde utanç ve öfke kalıyor. Eğitim de burada merdiven değil, eleme makinesi gibi çalışıyor. Kültürel sermaye, özel ders, doğru aksan, doğru çevre kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Okul “eşit yarış” diye sunuluyor; aslında sınıf yeniden üretiliyor. Başka bir şey değil!
O yüzden elit değişince düzen kendiliğinden temizlenmiyor. Eski elit “ben doğuştan üstünüm” diyordu. Yeni elit “ben kazandım, demek ki layığım” diyor. Sömürü bitmiyor; gerekçesi yenileniyor! Young’ın kitabındaki uyarı yeni bir sınıftı. Sandel’inki o sınıfın kendine bakışı. Solun eski itirazı da duruyor: mesele sadece kimlerin yönetici masasına oturduğu değil, masanın kimin artık değerini yediği.
Bir de liyakat dar tanımlanıyor: sınav, diploma, kafa işi. Bakım, zanaat, beden emeği, yerelde biriken bilgi çoğu zaman “liyakat” sayılmıyor. Zayıf olanlar sadece sistemin dibinde kalmıyor; saygıda da dışarıda kalıyor! Güvencesiz iş, sendikasız çalışma, yedek işgücü… Rekabet “adil” olsa bile diptekiler yine dipte tutuluyor. Çünkü düzenin ihtiyacı herkesin yükselmesi değil; bir kısmının ucuza, sessizce işi görmesi. Bu kadar açık!
Sandel “pilot ehli olmasın” demiyor. Cerrahı kura ile seçmeyiz. Sol da “yetkinlik olmasın” demiyor. Sorun yetkinlik değil. Sorun yetkinliğin kutsanması! Kazananın “hak ettim” demesi, kaybedene de “sen de bunu hak ettin” denmesi. Mülkiyet, miras, piyasa gücü yerinde dururken “liyakat” çoğu zaman kazananın payını ahlaken kilitlemeye yarıyor. Vicdan rahatlığı bu.
Peki ne değişiyor? Elitsizlik değil! Biraz daha geçirgenlik, biraz daha işin yürümesi, biraz daha az keyfilik değişebilir. Ama ezilenin yok olacağına dair bir garanti yok. Meritokrasi, sömürü düzeninin başka bir elitin eline geçmeyeceğini kanıtlamıyor. Sadece ezilmeye yeni bir dil veriyor: “Bu senin puanın.”
Asıl mesele liyakatin uydurma olup olmadığı değil. Asıl mesele şu: kazanan biraz tevazu göstermeden, kaybedenin haysiyeti korunmadan, üretimin ve mülkiyetin nasıl paylaşıldığı konuşulmadan liyakat kime yarıyor? Bireysel yarışın kazananını kutsamak kolay. Kolektif emeği, güvenceyi ve alttakinin onurunu konuşmak daha zor. Liyakat ikinciyi örtüyorsa, adalet değil; yeni elitin vicdan rahatlığıdır. Bunu böyle görelim!
@gaussunteoremi@faruksd İki boyutlu bir gezegende üç boyutlu nesnelerin var olmasi da mucizevi.
Ayrıca Jüpiter obez. Onu silindir kabul edelim lütfen. İki boyutta değerlendirmeyin.
@afetiazam_ Gece on ikiye kadar keyfini çıkar.Disklerden uçan halı yap ve Bim de satılan bükülmeyen Özkaynak suyundan bardağına doldur,doyasıya iç. Geminin boyu benden daha uzun diye üzülme, o da göğe doğru uzayamıyor sonuçta. Sevgiler.💜🥳
Erol Karasulu..
20 yaşında, atık kağıt işçisi..
Manisa Alaşehir'de 11.00 sularında yolda atık çuvallarıyla yürürken hareket eden çöp kamyonunun altında kalarak hayatını kaybetti..
Şişli’de yaşayan 8 yaşındaki Emre, artık oynamadığı oyuncağını 3 yaşındaki Adem’e gönderdi. Sarıyer’den başka bir şehre taşınan Sevim Hanım, buzdolabını Çekmeköy’de yaşayan Necla Hanım’la paylaştı.
Şubat–Eylül ayları arasında @yoksulluk_ag onlarca haneye #DayanışmaYolda dedi. Bir evden çıkan eşya başka bir evin ihtiyacını karşıladı, bir çocuğun kitabı, oyuncağı başka bir çocuğun sevincine dönüştü.
Bu çalışmayı yeni bir eşya çağrısı yapmak için paylaşmıyoruz. Şu anda eşya ya da başka bir malzeme kabul etmiyoruz. Dayanışmanın mümkün olduğunu göstermek, benzer dayanışmaların her mahallede çoğalmasına vesile olmak istiyoruz..
Eşyalarını paylaşan, taşıyan ve dayanışmayı büyüten herkese teşekkür ederiz. Çünkü bu dayanışma bize, paylaşmanın birbirimizin hayatına yer açmak olduğunu gösterdi. #DayanışmaYolda
Başaran Aksu asla yalnız değildir!
Yoldaşları ve dostları olarak
desteğimizi paylaşarak gösterelim!
Başaran Aksu'nun yeni hesabının
daha fazla takibe alınması için
RT edelim dostlar!
"Kahrolsun holdingci yargı, hepiniz yargılanacaksınız!"
Örgütlenme Koordinatörümüz Başaran Aksu’nun tutuklandığı duruşmanın sonunda söylediği “Kahrolsun holdingci yargı, hepiniz yargılanacaksınız” sloganı ile Hukuk Kolektifimizden Av. Mürsel Ünder’in “Duruşunuzu gördük, buradan bu kararı çıkartmanız utanç verici” sözleri hâkim tarafından zapta geçirildi. Bu duruş nedeniyle Başaran Aksu ve Mürsel Ünder hakkında soruşturma başlatıldı.
Gücünü işçilerden, emekçi halktan alanların sesini kesemezsiniz.
Holdinglerin çıkarlarını gözeten kararlara da, bu kararlara karşı söz söyleyenlerin susturulmaya çalışılmasına da teslim olmayacağız.
Holdinglerin yargısı sizi de korumayacak, korkun!
Sevgili Freud, sana gelinen yollardan biri de Spinoza idi. Evimizdeki delice çabanın, sabrın ve emek zamanın kıymetini bilmeleri adına umarım hak ettiğiniz yeri alırsınız.
Upuzun bir kitap oldu, Spinoza'dan Freud'a. Çok öğretici, çok kapsamlı, çevirirken çok şey öğrendiğim, felsefe literatürüne kayda değer bir katkı oldu.
Sevgili Spinoza, seninle geçirdiğim bir ömrü Freud ile paylaşmaktan hem haz hem de onur duydum. Kavuşmamız ümidiyle...