Mesela sizce bu arkadaş;
Narsisistik kişilik özellikleri gösteren bireylerin genellikle aşırı özerklik ve aşırı özgüven sergilediğini ve de bunların grandiyöz (büyüklük) benlik algısını korumak için gelişen illüzyon olduğunu biliyor mudur?
Özellikle travmalar tek taraflı sonuç veren bir nedenselliğe indirgenemez. İndirgenmemeli. Bu yüzden bu tür gönderiler çok ama çok tehlikeli.
Bkz:
https://t.co/WguXcn4CkI
Psikolog Dr. Lepera şöyle demiş: "Aşırı bağımsızlık, yani neredeyse hiç kimseden yardım istememe durumu, hiç kimsenin bizi umursamadığına ve eninde sonunda terk edileceğimize inandığımız için herhangi bir bağ kurmaktan ümidimizi kestiğimiz bir travma tepkisidir."
Sosyal medyada Psikoloji eğitimi almamış hesapların
"Narsiszm, Travma, Bipolar, Depresyon, Bağlanma, Borderline, Toksisite" kavramları üzerine paylaşımlarına dikkatlice yaklaşın sevgili dostlar.
Bu kavramların görünür hale gelmesi elbette sevindirici. İnsanların ruh sağlığını konuşabilmesi de oldukça önemli. Fakat burada gözden kaçan başka bir gerçek var.
Ruh sağlığı, yalnızca ilgi duyularak, kitaplar okuyarak, videolar izleyerek başkalarına anlatılabilecek bir alan değildir. Psikolojik kavramlar; yıllarca süren eğitimler, klinik deneyimler ve bilimsel araştırmalar üzerine kuruludur.
Bugün sosyal medyada bir sürü insan, hiçbir ruh sağlığı eğitimi almadan bu kavramları yorumluyor. Kendi algılarıyla yorumluyor. Bir video izleyerek arkadaşına, sevgilisine ya da eşine "narsist" etiketini yapıştırabiliyor. Bir paylaşımı okuyarak "kesin bipolarım" diye düşünebiliyor.
Oysa psikolojik tanılar içerisinde, aynı belirti onlarca farklı durumun, sptekrumun parçası olabilir.
Depresyon sanılan, travma sanılan şeyler stres yükü olabilir. Narsisizm diye yorumlanan davranışın altında ağır bir kaygı bozukluğu bulunabilir.
Yanlış bilgiler yalnızca yanlış düşünmeye neden olur. Ama bununla kalmaz ve insanların ciddi sorunlar yaşamasına neden olabilir. Daha da önemlisi, profesyonel destek alması gereken insanlar, bunu erteleyebilir.
İnsan ruhu, kulaktan dolma bilgilerle kişisel olarak yorumlanacak kadar basit değildir.
Elbette merak edin. Elbette okuyun ve öğrenin. Fakat sosyal medyada uzmanlığı olmayan kullanıcıların paylaştığı her psikoloji içeriğini doğru kabul etmeyin.
İnsan gizemli bir varlıktır. Herkes biriciktir sevgili dostlar. Unutmayınız ki; kaynağı belli olmayan psikoloji temelli paylaşımlar, gerçek klinik rahatsızlıkların hafife alınmasına neden olabilir. Ruhsal sorunlardan muzdarip olan insanlar, kendine kapanma davranışına yönelebilir. Kişi, uzman olmayan bir kaynaktan gördüğü belirtiyi kendine yakıştırabilir, hatta o rolü benimsemesi psikolojik girdap yaratabilir.
İnsanın bazen bencil, bazen çok yılgın, bazen kontrolsüzce mutlu görünürken bir anda mutsuz hissedebilir. Tüm bunlar öncelikle o kişinin "insan" olduğunun göstergesidir.
Narsisizmi anlatıp duran bir herbokolog gördüm. Kendisini engelledim. Naçizane size de tavsiye ederim; Uzmanlığı "Ruh Sağlığı" olmayan hesapların bu alana yönelik paylaşımlarını gördüğünüzde aynı şeyi yapın.
Ve kendinize her koşulda iyi davranın.
Bu hayatın ve bu dünyanın kimseye mutluluk borcu yok. Mutluluk bir yaşam fonksiyonu değil. Yaşamaya hakkımız var. Mutsuz olmaya da hakkımız var.
Mutluluğu nerede arıyorsun, mutsuzluğa nerede çarpıyorsun? Hangi istek, arzu, hayal, amaç, hedef ve ihtiyaçların mutlu edecek. Ve acaba mutlu mu edecek yoksa doyum mu getirecek. Peki ya istek, arzu, hayal, amaç ve hedeflerin gerçekliğinle uyumlu değilse?
Mutsuz olmaya hakkımız var. Bu hak, mutsuzluğu romantikleştirmek ya da derinleştirmek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor.
Ama o hakkı tanımadan, “mutlu olmalısın” dayatmasıyla yaşamaya çalışmak, insanı kendi gerçeğinden koparır. Ve bu kopukluk, temel mutsuzluk nedenlerinden birisi.
Yaşamak, mutluluk endeksine bağlı bir şey gibi deneyimlenemez. Böyle görülmemeli.
John Gottman’ın “bids for connection” teorisi 30 yıllık araştırma sonucu ortaya çıkmıştır.
Kadınların % 86'sı ilişkilerde “duygusal olarak ulaşılabilirlik” ve “duygusal yanıt” ihtiyacının partneri tarafından görüldüğünde, fark edildiğinde ve de yanıt verildiğinde mutluluk, doyum ve güven hissine eriştiğini göstermiş.
Minnet Duygusu nedir? İnsana, ruhuna ve ilişkilerine faydası nedir?
"Kimseye minnet duymuyorum!" diyen kardeşim. Sana da bir çift sözüm var.
Buyurun yayına :)
https://t.co/lQc76tXf0K
İnsanı, insan ilişkilerini, insan davranışlarını ve ilişki dinamiklerini böyle manipülatif tavsiyelere indirgerseniz hiçbir ilişkide güvenli bağ kuramazsınız.
Sizi değersizleştiren şey; korkunun ilişkiyi yönetmeye başlaması, sınırlarınızı silmesi ve kendinizden vazgeçmenizdir.
Sağlıklı insanlar, kendileriyle güvenli ilişki kuran ve değer gösteren insanların güvenini kaybetmemek için sana değer verir.
İlişkiyi egosunun tek taraflı beslenmesinden yana kuranlardan kendini korumak için bu genellemeler doğru değil.
Bir insanı kaybetmekten aşırı korkuyorsanız, karşı taraf bunu mutlaka hisseder. Ve hissettiği an sizi ilk fırsatta çantada keklik görüp değersizleştirmeye başlar. Fazla fedakarlık her zaman ters teper.
İnsan, dünyayla arasına mesafe koyduğunda herkesten uzaklaşmak istediğini düşünüyor ama aslında sadece kendi sesini duyabileceği bir yer arıyor.
Böyle zamanlarda insan en çok kendine ihtiyaç duyarken, bir başkasına sığınmak istediğine inandırıyor kendisini.
Çünkü insan en çok ve en kolay kendini manipüle ediyor.
Geçmişte kalan parçaların toplamı senden daha büyüktür. Ve gelecek senden daha fazlasını isteyecek. Çünkü hayat genel olarak yapamayacağımız şeylerdir.
Glasser der ki;
"Hayatını yaşamak, geçmişte olanlara takılmak ya da henüz yaşamadığın hayat için endişelenmek... seçim senin."
@Bahar17885527 Bir insanı kendinize aşık etmek gib bir sorumluluğunuz yok. Bir insan sizin olduğunuz halimize aşık olmayacaksa, gitsin ne hali varsa görsün. İnsan insanın olduğu şeye aşık olur.
Erkekler/Kadınlar diye başlayan ve ortaya hiçbir gerçekliği olmayan genellemelerle aptal saptal fikirler saçan gönderilere inanmayı azalttık değil mi arkadaşlar?
Herkes bir şeylerin yılgını.
Kiminin elinde kalan umut kırıntıları, kiminin elinde kalan sadece yorgun kalbi...
Yorgunluğunu taşımayı öğrenmiş herkes, kendi toprağında çiçek açmak cesaretini gösteriyor mutlaka...
Bir gün mutlaka...
Bunu hiç unutmayın.
@oxnnnox İntihar, depresyonun ‘kaçınılmaz sonu’ değildir. Birçok insan bu hastalıktan kurtulur ve yaşamaya devam eder.
O zaman soruyorum; Yardım almak ve müdahale mümkünken hâlâ hastalık ölümü olarak düşünülebilir mi?