Âl-i İmrân Suresi'nin ilk iki ayeti, sadece bir zikir lafızı değil, tevhidin kalbi ve kulun Rabbine en yüce isimlerle iltica ettiği bir kapıdır. Sahih kaynaklara dayanması, bu faziletlerin müminler için manevi bir reçete mesabesinde olduğunu göstermektedir. Esas olan, sayıya takılmaktan ziyade, ihlas ve huşu ile bu yüce manaları tefekkür ederek Allah’a yönelmektir.
483 KERE OKUNACAK
Âl-i İmrân Suresi Başlangıç Ayetlerinin İsmi Âzam ve Fazilet Boyutu
İsmi azam:
Elif-lâm-mîm. Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel-hayyül-kayyûm." olduğu rivayet edilmiştir.
Tecrübi Faziletler ve Havas İlmi
İslami gelenekte ve havas eserlerinde (örneğin İmam Bûnî'nin Şemsü'l-Maârif’i), bu ayetlerin belirli adetlerde ve belirli niyetlerle zikredilmesinin tecrübe edilmiş faydaları nakledilir. Ayetin ebced değeri olan 483 adedi, bu zikir tertiplerinde sıkça kullanılır.
Duaların Kabulü: İsmi Âzam hürmetine yapılan duaların reddedilmeyeceği bildirilmiştir.
Borç ve Rızık Kolaylığı: Sıkıntı ve darlık anlarında bu ayeti vesile kılanların işlerinin kolaylaştığı ve borçlarını ödeme imkanı buldukları müjdelenmiştir.
Manevi Şifa: Kalp ferahlığı, ruhi sükunet ve manevi kapıların açılması için tavsiye edilmiştir.
KENDİ KENDİNE SİHİR BÜYÜ BOZMAK İSTERSEN
Akhisarlı Şeyh İsa’nın bin sayfalık el yazması kitabından.
Sabah namazından sonra, henüz hiç kimseyle konuşmadan önce niyet edilir ve şu dualar okunmalıdır:
3 defa Âyetü'l-Kürsî
11 defa İhlâs Sûresi
3 defa Felak Sûresi
3 defa Nâs Sûresi
Okunuş Usulü:
En başta başlarken "Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm" denir. Ardından okunacak her sûrenin başında da Besmele-i Şerîf tekrarlanır.
Felak ve Nâs sûreleri sonuna kadar bu düzenle okunup tamamlanır.
Tebbet Sûresi Okunurken Yapılacak İşlem:
Tebbet Sûresi okunurken ayet aralarında adım/ayak basma usulü uygulanır:
1. "Bismillâhirrahmânirrahîm Tebbet yedâ" denir ve sağ ayak yere basılır.
2. "Ebî Lehebin ve tebb" denir, yine ayak basılır.
3. "Mâ ağnâ 'anhü" denir, yine ayak basılır.
4. "Mâlühû ve mâ keseb" denir, yine ayak basılır.
5. "Seyeślâ nâran ẕâte leheb" denir, yine ayak basılır.
6. "Ve'mraetühû hammâletel-hatab" denir, yine ayak basılır.
7. "Fî cîdihâ hablüm min mesed" denir ve uygulama bu şekilde tamamlanır.
Bu uygulama aralıksız 5 gün yapılır.
(En doğrusunu Allah bilir - Vallâhu a'lem).
Sırr-ı Hikmet ve Uyarı (Kavâid-i Havass)
Bilesin ki havass ilmi bir kahir veya beddua vasıtası değil, hıfz ve def'-i şer (kötülüğü engelleme) ilmidir.
1. Niyet Sınırı: Bu okumada kast, düşmanı helak etmek değil; onun sana, ailene veya masumlara ulaşacak zulüm yolunu tıkamak, onu çaresiz kılmaktır.
2. Sırrı Gizlemek (Ketm-i Sır): Okuduğun adedi, zamanı ve ameli başkalarına ifşa etmek amelin derûnî enerjisini ve manevî tesirini dağıtır.
3. Maddi ve Manevi Sebeb: Zülkarneyn Aleyhisselam duayla yetinmeyip demir kütlelerini ve bakırı kullanarak fiilî engeli inşa etmiştir. Sen de manevî surunu bu ayetlerle örerken, dünyevî ve hukuki tedbirlerini almayı ihmal etmeyesin.
Hakk olanı en iyi bilen Allah'tır (Vallahü A'lem).
DERÜN-İ İLİM PENCERESİNDEN
KEHF SURESİ’NİN 94,95,96,ve
97. AYET-İ KERİMELERİ SIRRI
"Ya Rabbi! Şerrinden sana sığındığım falan kimsenin (yahut tüm zalimlerin) tecavüz ve fenalığına karşı, Zülkarneyn’e ihsan ettiğin o demir ve erimiş bakır gibi sağlam bir manevî seddi aramızda ikame eyle."
"Sırr-ı Kelâmullah ile Tahassun (Sığınma): Manevî Muhafaza Terkibinde Niyet ve Vakit Şartları"
Kehf Suresi’nin 94, 95, 96 ve 97. ayet-i kerimeleri, yalnızca bir geçmiş zaman kıssası değil; kâinattaki fesat, zulüm ve şer kuvvetlerine karşı çekilmiş manevî ve aşılmaz bir "Sedd-i Zülkarneyn" tecellisidir.
Zalimlerin baskısı, düşmanların tecavüzü ve müfsitlerin şerrinden muhafaza kılınmak istendiğinde, bu ayet-i celîlelerin esrarından istifade etmenin derûnî ve havassî usulü şöyledir:
Aded-i Şerîf ve Aslı (Miftâhu'l-Esrâr)
Havass usulünde sayılar, manevî kilitlerin anahtar dişleri gibidir. Bu ayetlerdeki tecelli iki temel esmâ ve kavram üzerinde devreder:
Sedd (سد) Sayısı (64 Defa): Ayetlerde geçen ve engellemeyi simgeleyen "Sedd" kelimesinin ebced-i kebîri 64’tür. Düşmanın yolunu kesmek, zararını durdurmak ve araya manevî bir muhafaza çekmek için en seri tesire haiz vird adedi 64’tür.
Redim (ردم) Sayısı (244 Defa): Ayetteki "redmâ" ifadesi, aşılması imkânsız, katmanlı ve sağlam tahkimat demektir. Ebced değeri 244’tür. Zulmün ve düşmanlığın çok şiddetli olduğu, engelin katmerli çekilmesi gereken hallerde tek celsede 244 defa tilavet olunur.
Vird-i Yevmî (7 veya 41 Defa): Amelin devamlılığı ve günlük manevî kalkan (hıfz) için sabah ve akşam namazlarının akabinde 7 defa; çetin niyetlerde ise 7 günlük bir halvet/tefekkür süresince günlük 41 defa okunması tecrübe olunmuştur.
Âdâb-ı Tilavet ve Derûnî Usul
Bu amelin sırra mazhar olması için zahirî ve bâtınî şartların cem edilmesi icap eder:
Vakit ve Halvet: Amel tercihen gece yarısından sonra teheccüd vaktinde yahut sabah namazının sünneti ile farzı arasında, kimsenin görmediği tenhalıkta (ketm olunarak) ifa edilir.
Tevaccüh ve İrade: Halis bir abdestle kıbleye yönelinir. 3 defa istiğfar, 3 defa Salavat-ı Şerife getirildikten sonra Niyet-i Derûnî tutulur:
"Ya Rabbi! Şerrinden sana sığındığım falan kimsenin (yahut tüm zalimlerin) tecavüz ve fenalığına karşı, Zülkarneyn’e ihsan ettiğin o demir ve erimiş bakır gibi sağlam bir manevî seddi aramızda ikame eyle."
Odaklanma (Tefekkür-i Bâtın): Okuma esnasında özellikle 95. ayetteki "...ec'al beynekum ve beynehum redmâ" kıraat edilirken, düşman ile sizin aranızda nurdan ve demirden bir surun yükseldiği zihnen ve kalben tahayyül edilir. 97. ayetteki "...femâstâ'û en yazherûhu ve mâstetâ'û lehu nakbâ" okunduğunda ise o zalimlerin bu suru aşmaya da delmeye de güç yetiremedikleri şuuruna varılır. +++ (Yorumda devamı)
Görünmeyen Kapıların Anahtarı: Bir Rızık ve Bereket Mührünün Sırrı
Sikke-i şerîfe üzere nakşolunan kelâm-ı ilâhî ve salavât-ı şerîfenin aded-i mahsûsa ve tertîb-i mahsûs üzere kıraat olunması; tesirinin zuhûru, manevî feyzin celbi ve kapıların küşad olması için ulemâ ve meşâyih katında bir usûl-i mücerrebedir.
Levha-i şerîfte mezkûr olan aksâmın tertip ve aded-i kıraatı şu vechiledir:
Esmâ-i Hüsnâ’dan: "Yâ Fettâh" İsmi
Maddî ve manevî her türlü kapalılığın izalesi, müşkülâtın halli ve hayır kapılarının açılması niyetine:
Aded-i Ebcedîsi: Matbu matlub üzere ebced hesabı 489 adettir. Sabah vaktinde yahut güne başlanacağı sırada bu adede riayetle zikredilmesi usûldendir.
Tahrîf Olunmaz Vird: Günlük işler esnasında adet gözetilmeksizin veya hafifletilerek 100 defa tefekkür ile söylenmesi de kalbi irşad eder.
Âyet-i Celîle: "İnnâ Fetahnâ Leke Fethan Mubînâ" (Fetih, 1)
Zafer, itibar, kilitli kapıların açılması ve hacetlerin husûlü için:
Vakt-i Mahsûs Kıraatı: Ebced karşılığı olan 1233 defa okunması, büyük darlıkların ve fetihlerin ilacı kabul edilmiştir.
Mücerreb Usûl: Cuma günü sela ile ezan mabeyninde veya mühim niyetlerde 41yahut 100 defa okunması feyze vesiledir.
Âyet-i Celîle: "İnnallâhe Huver-Razzâku Zul-Kuvvetil-Metîn" (Zâriyât, 58)
Darlık ve fıقر halinden halas olmak, rızkı genişletmek ve kudret-i ilâhiyyeye dayanmak niyetine:
Aded-i Ebcedîsi: Ebced karşılığı 308 defa okunması tavsiye buyurulmuştur.
Ezkâr-ı Beş Vakit: Her farz namazın akabinde 11 yahut 33 kere tekrarı, rızkın bereketlenmesine vesiledir.
Dış Çevre: Salât-ı Münciye (Tüncina Duası)
Bela ve afatın def’i, hacetlerin görülmesi ve ahiret ile dünya saadetinin celbi için:
Hacet ve Def-i Beliyyât: Her gün veya darlık zamanlarında 41 ya da 100 defa okunması mücerrebdir.
Azîm Niyetler: Mühim ve zorlu işlerde 300 yahut 1001 adedine ikmal edilerek niyaz olunur.
Terkîb-i Küllî (Günlük Vird-i Şerîf)
Eğer bu levhadaki hat-ı şerîfin tamamı bir bütün olarak vird edinilmek murad olunursa, sırasıyla şu tertip üzere okunması münasiptir:
1. 11 defa Salât-ı Münciye (Tüncina)
2. 100 defa İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ
3. 100 defa İnnallâhe huver-razzâku zul-kuvvetil-metîn
4. 489 defa Yâ Fettâh +++
Süleymaniye El Yazmalarından Çıkan Müjde: "Seni de Soyunu da Bağışladım
Allah’ın "Yâ Âdem!" Diyerek Cevap Verdiği O Mübarek Dua
Ey Âdem! Seni bağışladım. Ayrıca senin soyundan evlatlarından her kim bu duayı okursa, okuyanı da bağışladım, onu fakirlikten kurtardım, rızkını genişlettim ve günahlarını affettim."
Dua budur:
Allâhumme inneke ta'lemu sirrî ve 'alâniyetî feükbil ma'ziretî ve hâcetî fe-a'tinî su'âlî ve ta'lemu
mâ fî nefsî fagfir lî zünûbî, innehû lâ yagfiruz-zunûbe illâ ente. Allâhumme innî es'eluke îmânen yubâşiru bihe kalbî, Ve es'eluke yakînen sâdıkan hattâ a'leme ennehû lâ yusîbunî illâ mâ ketebeli Ve rıdan bimâ kasamte lî, Yâ zel-celâli vel-ikrâm, Bi-rahmetike yâ erhamer-râhimîn.
Ma'rûf-ı Kerhî hazretleri:
3 GÜNE KADAR MURADI GERÇEKLEŞMEZSE BANA LANET ETSİN (demiş)
Günümüz Türkçesi ile Anlamı:
Ma'rûf-ı Kerhî hazretleri bu şerefli dua için buyurmuştur ki: Pazartesi günü sabah güneş doğmadan önce kim bunu yüz kere okursa ve üç güne kadar muradı (isteği) gerçekleşmezse bana lanet etsin buyurmuşlardır."
Günde 100 kere;
Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü
ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Lâ ilâhe illa'llâhu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm.
Günlük Korunma ve Vird Usulü (Sabah ve Akşam)
Günün başlangıcında ve nihayetinde ruhanî bir zırh oluşturmak için en çok tercih edilen usul budur:
Adım 1: Euzü-Besmele çekilerek 1 defa Ayetü’l-Kürsî okunur.
Adım 2: Ayetü'l-Kürsî biter bitmez, hemen peşine ara vermeden 3, 7 veya 11 defa "Fe seyekfîkehümullâhu ve hüves semîul alîm" ayet-i kerimesi tekrarlanır.
Adım 3: Avuç içine üflenerek baş ve yüz bölgesinden başlanıp bütün vücut meshedilir (sıvazlanır).
"Yedi Yön" Suru (Yatarken veya Evden Çıkarken)
Kişinin etrafında altı cihetten (ön, arka, sağ, sol, üst, alt) ve yedinci olarak kalbinden aşılmaz bir hisar inşa etmek için uygulanan havas usulüdür:
Sağa, Sola, Öne, Arkaya, Üste ve Alta dönerek birer kez Ayetü'l-Kürsî okunur ve her birinde o yöne doğru üflenir.
En son Yedinci okuyuşta (içeriye/kalbe doğru nefes çekilerek veya yutkunarak) Ayetü'l-Kürsî okunur, ardından 3 defa "Fe seyekfîkehümullâhu ve hüves semîul alîm" denilerek ruhanî mühür vurulur.
Sırlı "Kelime" Tertibi (Manevi Sıkıntı ve Daralma Anında)
Eğer üzerinizde ağır bir manevi baskı, vesvese, korku veya ruhanî bir ağırlık hissediyorsanız, ayetlerin kelimelerini birbirine bağlayarak okuma usulü şudur:
1 defa Ayetü'l-Kürsî okunur. Tam son ayeti olan "Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm" kısmına gelindiğinde, bu kısım 3 defa tekrarlanır.
Hemen ardından, bu muhafazayı sabitlemek niyetiyle 7 defa "Fe seyekfîkehümullâhu ve hüves semîul alîm" okunarak nefes edilir.
Okurken Dikkat Edilmesi Gereken Manevi İncelikler
Yakin (Tam İnanç): Okurken zihindeki tüm şüpheleri döküp, korumanın yalnızca ve yalnızca Şâfî ve Kâfî olan Allah'tan geleceğine tam bir teslimiyetle inanmak gerekir.
Sükunet: Kelimeleri aceleyle geçiştirmeden, harflerin hakkını vererek ve manasını kalbe indirerek sakin bir dille kıraat edilmelidir.
İKİ MUAZZAM KALE: Sur Üstüne Sur: İki Büyük Gücün Birleşimi
İki kale, Âyetü’l-Kürsî’nin celâl tecellîsi ile "Fe-seyekfîkehümullâhu ve hüve's-semîu'l-alîm" sırrı
Bismillâhi’l-Mânî’i’l-Kâfî.
Malûm ola ki, âlem-i süflînin zulümâtı ve rûhânî taifelerin tecavüzâtı karşısında beşer, aczini itiraf edip Kelâm-ı Kadîm’in sarsılmaz kalelerine sığınmadıkça selâmet bulamaz.
Bu babda tecrübe edilmiş ve tesiri güneş gibi aşikâr olmuş en muazzam iki kale, Âyetü’l-Kürsî’nin celâl tecellîsi ile "Fe-seyekfîkehümullâhu ve hüve's-semîu'l-alîm" sırrının cem’idir.
Âyetü’l-Kürsî, Arş’ın azametini ve İlahî saltanatın ihatasını beyan eden mukaddes bir kılıçtır. Hangi mekânda veya bedende hürmetle kırâat olunsa, rûhânî âlemin azgın ve habis unsurları o nurun heybetinden darmadağın olur.
O, zulmeti ve şerri kökünden kesen celâl tecellisidir; varlığıyla karanlığı yakıp kül eder.
Lakin kılıç çalınıp meydan temizlendikten sonra, o haneyi veya bedeni ebediyen muhafaza edecek, düşmanın sinsi dönüşünü engelleyecek bir sura ihtiyaç vardır.
İşte bu sur, "Fe-seyekfîkehümullâhu ve hüve's-semîu'l-alîm" ayet-i kerimesidir. Bu sır, kulun üzerine geçirilen nihai hırzdır. Birincisi şerri uzaklaştırırken, ikincisi "Sana ancak Allah yeter" mühriyle kulu İlahî emniyet dairesine kilitler.
Sâlihlerin ve esrâr ehlinin mücerrebâtındandır ki, bu iki azîm muhafız bir araya geldiğinde rûhânî kuvve o rütbeye erişir ki, o kula ne bir hasetçinin gözü, ne bir bedbahtın sinsi hilesi, ne de gecenin karanlığında esen rûhânî rüzgârlar nüfuz edebilir.
Teslimiyetini bu iki kale ile tahkim eden kimse, biiznillâhi teâlâ her türlü ruhanî şer ve maddî musibetten muhafaza olunur.
Vesselâm.
Hasıl-ı Kelam; Esma zikreden zevatın yaşadığı bu sarsıcı tecrübeler, harici bir istila yahut yeni bir musallat taarruzu değildir. Bu hal, kişinin manevi hazinesinde saklı duran tortuların, ulvi bir arınma enerjisiyle karşılaşması sonucu yüzeye fırlaması ve bünyeden tahliye edilme safhasıdır.
İlmi usul; bu semptomlar belirdiğinde korkuyla ricat etmeyi (geri çekilmeyi) değil; doğru tahsinat formülleriyle kalkanlanıp, sabır ve sebatla arınma sürecini ikmal etmeyi iktiza eder ki böyle durumlarda ise bir ÜSTAD’dan yardım istenir.
VESSELAM
KAHIR, BEDDUA, ŞERRİ OKUMALAR HARİÇTİR
ESMA-İ HÜSNA'DAN ZİKİRLER ÇEKMEYE BAŞLADIM, MUSALLAT ALDIM YANILGISI
Esma Yolunun Çile Durakları: Zikir Esnasında Tezahür Eden Haller ve Hakikat-i Sır
Maneviyat yolunda, belirli bir tertip üzere esma-i hüsna zikrine sarılan saliklerin ve uygulayıcıların bir kısmında; ilk menzillerde ani öfke galeyanları, sadırda (göğüste) daralma ve sıkışma, rüyaların dehşetengiz bir hal alması yahut vehim ve korku gibi ağır haller müşahede olunmaktadır.
Avam arasında bu durum sıklıkla "okumadan ötürü musallata uğrama" şeklinde taht-ı hükme bağlansa da, mesele havass ve deruni ilminin usulü ve manevi anatomi süzgecinden geçirildiğinde, hakikatin tamamen farklı bir veçhede tecelli ettiği görülür.
Zikir ehlinin bizzat tecrübe ettiği bu zorlu hallerin ilmi ve hakiki mahiyeti şunlardan ibarettir:
Latent Marazın İnkişafı ve Müdafaa Reaksiyonu;
Kişinin manevi bünyesinde, geçmişten gelen, mahiyeti gizli (latent) ve statik kalmış enerjetik tıkanıklıklar yahut menfi tesirler bulunabilir. Kişi kendi ritminde yaşarken bu yapılar sükunet üzere durur ve varlıklarını ihsas ettirmezler. Ne zaman ki yüksek frekanslı, nurani bir esma tertibine devam edilse, bu ilahi kelamın nuru içerideki karanlık ve menfi tortuyu yerinden oynatır. Kişinin hissettiği o ani daralma ve panik, harice ait yeni bir unsurun bedene musallat olması değil; içeride gizlenen yabancı unsurların, nurun sarsıcı gücü karşısında verdikleri son mukavemet ve dışa vurum (katarsis) halidir. Tıpkı cerahatli bir yaranın, merhem sürülürken feryat ettirmesi gibidir.
Nedensellik Yanılgısı ve Teşhis İllüzyonu:
Uygulamayı yapan kişi, kronolojik bir düz mantıkla hareket ederek: "Ben bu zikre başlamadan evvel selametteydim, başladıktan sonra bu vehimler baş gösterdi; öyleyse bana zarar veren bu zikirdir" hükmüne varır. Bu, ilmi sahada vahim bir sebep-sonuç yanılgısıdır. Zira esma-i ilahiyye, yaşanan bu buhranların müsebbibi değil; bilakis sadırda saklı duran, üzeri örtülmüş marazı açığa çıkaran bir manevi röntgen ve teşhis vasıtasıdır. Zikir, ruhun derinliklerindeki gizli iltihabı yüzeye itmiş ve tasfiye sürecini başlatmıştır.
Kalkan (Tahsinat) Eksikliği ve Kapasite Aşımı:
Bu yolda çekilen sıkıntıların bir diğer mühim amili de usulsüzlüktür. Kadim ulemanın ve ehlinin malumudur ki; celali tecellileri yüksek yahut ağır tertiplere geçilmeden evvel, mutlak surette istiğfar deryasına dalınır ve "tahsinat" tesmiye edilen manevi siperler örülür. Eğer kişi, kendi ruhi taşıma kapasitesini tartmadan, bir hazırlık fazından geçmeden ve tahsinat kalkanlarını kuşanmadan doğrudan yüksek adetli zikirlere hamle ederse; içerideki menfi yapının dışa vurma sürati, kişinin psikolojik mukavemet eşiğini aşar. Yaşanan dehşet hissi, musallattan değil, bu sürat ve kapasite uyumsuzluğundan neşet eder. ++++