Sınıf öğretmenleri ek derslerini her ay en az 12 saat eksik alıyor. Buna dur demek için tüm sınıf öğretmenleri tek ses olmalı.
Sınıf öğretmenliği de tıpkı Türkçe öğretmenliği, Fen Bilimleri öğretmenliği gibi bir branş öğretmenliğidir.
Bu yüzden maaş karşılığı 15 saat olmalıdır.
“Kardeşim, sen düşünceden ibaretsin.
Geriye kalan, et ve kemiksin.
Gül düşünür, gülistan olursun.
Diken düşünür, dikenlik olursun.” der Mevlana Celaleddin Rûmi.
O yüzden her düşünce, ruhumuza serptiğimiz bir tohum gibidir. Gördüğümüz, yaşadığımız biraz da düşüncelerimizin ve niyetimizin mahsülüdür. Açan tomurcuğun şekli, cinsi, kokusu kötüyse bu bazen bizim şaibeli bahçıvanlığımızla, çorak kalbimizle, paslı zihnimizle ilgilidir.
İyileşmek bırakmak ve teslim olmakla başlıyor.
İstediğiniz kadar iyi beslenin, takviyeler alın, spor yapın.
Zihninizdeki o olumsuz sesleri susturmadan, bardağın dolu tarafına bakmadan, affetmenin, gülüp geçmenin, her acının, çıkmazın, karanlığın ya da kötü olduğunu düşündüğünüz her şeyin sizi geliştiren normal iniş çıkışlar olduğunu anlamadan, geçmişten gelen yükleri sırtınızdan atmadan, her şeyi kontrol etme çabasından vazgeçmeden ve anın tadını çıkarmayı öğrenmeden tam anlamıyla iyileşemezsiniz.
Çünkü beden yalnızca yediklerinizden değil, bastırdığınız duygulardan, affedemediğiniz insanlardan, sürekli düşündüğünüz ihtimallerden ve yıllardır taşıdığınız korkulardan da etkilenir.
Bazen iyileşmek daha fazlasını yapmak değil, artık size hizmet etmeyen şeyleri bırakmaktır, hayata doğru bakmaktır, kalbi, ruhu, zihni güzellikle doldurmaktır.
Her sorunu çözmeye çalışmayın, geçmişi değiştirme arzusunu, herkesi memnun etme zorunluluğunu ve hayatın nasıl olması gerektiğine dair katı beklentileri bırakın.
Teslim olmak yenilmek değildir. Değiştiremeyeceğiniz şeylerle savaşmayı bırakıp gücünüzü gerçekten değiştirebileceklerinize saklamaktır.
İnsan bazen ancak yüklerini yere bıraktığında, ne kadar uzun zamandır kendisini taşıyamayacak kadar ağırlaştırdığını fark eder.
Ve belki de gerçek şifa, kendinizi düzeltmeye çalışmayı bırakıp olduğunuz hâlinizle sevmeye başladığınız gün gelir.
Sevin ki sevilin,
Değer verin ki değerli olun.
Paylaşın ki bolluğa erişin.
Affedin ki hafifleyin.
Anlayın ki anlaşılın.
Güvenin ki yolunuz açılsın.
Şükredin ki sahip olduklarınız çoğalsın.
Cesur olun ki hayat size kapılarını açsın.
İyilik yapın ki iyilik sizi hiç ummadığınız yerde bulsun.
Gülümseyin ki dünya size daha güzel görünsün.
Bırakın ki özgürleşin.
Teslim olun ki huzura erişin.
Çünkü insan hayata ne verirse, er ya da geç kendisine dönen de odur.
Şikayet ederek ömrümüzü tüketmeye, dünyanın adaletsizliğine sığınıp vazgeçmeye hakkımız yok.
Başımıza gelen her şeyi seçemeyiz fakat onlardan sonra kim olacağımızı seçebiliriz.
Kırılıp zalimleşmek de mümkündür, kırıldığımız yerden merhamet büyütmek de.
Kaybedip tükenmek de mümkündür, kaybettiklerimizden yeni bir hayat kurmak da.
Dünyadan ne bekliyorsanız önce onu siz verin.
Sevgi istiyorsanız sevin.
Sadakat istiyorsanız sadık olun.
Merhamet istiyorsanız merhamet edin.
Güzellik arıyorsanız geçtiğiniz yerleri güzelleştirin.
Belki hayat size her istediğinizi vermeyecek.
Belki sizi nankörlükle, aldatılmalarla, acılarla sınayacak evet.
Ama siz, başınıza gelen hiçbir şeyin kalbinizi çirkinleştirmesine izin vermeyin.
Değerli olan bu.
🌹Kalbindeki endişeleri yavaşlat. Senin hikayen, seni yaratan tarafından yazıldı. Önündeki hayat, arkanda bıraktığın zorluklardan daha güzel. O, senin en derin düşüncelerinin, endişelerinin farkında. Kalbinden geçen, söyleyemediğin her şeyi biliyor. Bil ki, seni böyle yüklü bırakmayacak. Dualarını cevapsız bırakmayacak. Kim Allah'a yöneldi de, dünyası çiçek açmadı?🌹
Hayatımız bir ihtimallar dizgisi. Hep bir ihtimale oynuyor, hep ihtimaller üzerine yaşıyoruz. Evleniyoruz ama bir ihtimale evleniyoruz. Ne kadar tanısak etsek de yine bir ihtimale evleniyoruz. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Evden çıkarken eve dönüp dönemeyeceğimiz de bir ihtimal.
Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil.
Bugün elinde kalem değil bıçak olan bir öğrenci bir meslektaşımızı aramızdan ayırdı! Bir sınıf ışıksız, onlarca öğrenci öğretmensiz, öğretmenler mesai arkadaşsız, bir çocuk annesiz, bir koca eşsiz, bir camia öksüz, bir meslek yalnız kaldı… Sadece bir öğretmen ölmedi; toplumun vicdanı, bir neslin geleceği yara aldı. Daha kaç can vereceğiz?
Söz orucu da tutmalı insan, bakış orucu, öfke orucu, gürültü orucu, dedikodu orucu. Ekran orucu. Ben orucu.Kulaktan ve gözden her şey girmemeli, ağız boş lakırdıya ve kötü söze kapanmalı. Dürtülerin şaha kaldırıldığı bir çağda, duyunun terbiyesi. Bunun için eşsiz bir aydayız.
Bir dostuma aylık ne kadar kazandığımı söyledim aniden satışlar düştü.
Bir kaç projemden bahsettim, hammadde sürecinde bile gümrükte sorun çıktı hala çözemedik.
Yeni arabamdan bir story attım bir hafta sonra şanzıman arızası verdi.
Kız arkadaşım nöbetteyken bana yemek getirdi, şöyle iyiyiz böyle iyiyiz diye anlatma gafletine düşüp yanımdaki kronik yalnız arkadaşın negatifiyle ertesi gün kavga ettik.
Hayatın her alanında bu geçerli, çeneni kapalı tutmaz, her şeyi birilerine anlatırsan o elinde patlar.
Problem kime anlattığın da değildir.
Problem, ifade etmen.
Anlattığın an, o şeyin büyüsü çözülür, enerjisi azalır, bereketi kaçar.
Zaten anlatma ihtiyacı duyuyorsan zate henüz içerde oturmamıştır.
İçerde oturmayan şey de dışarıda da tutunamaz.
Kısaca,
Bazı şeylerin hiç ifade edilmemesi gerekir.
Hatta böyle bir ihtiyacın bile doğmaması gerekir.
Çünkü o yaşantı sizin için nefes almak kadar normal olmalıdır.
Bırakın sonuçlar konuşsun, siz değil.
Çeneniz değil, eylemleriniz konuşsun.
Gerçekçi iyimserlik çözüm, felaket tellallığı edilgenlik üretir. Şartlar ne olursa olsun karanlığı delecek bir ışık, dağı aşan bir yol hep vardır.
Geleceği değiştirenler, umut etmeyi ahlaki bir sorumluluk olarak üstlenenlerdir.
Sakinleşmeyi, sadeleşmeyi, umarsızca stresle çabalamayı bırakıp, akışa geçmeyi öğrendiğimiz,
Fazlalıklardan kurtulduğumuz, zihnin kontrolünden çıkıp kalbin bilgeliğiyle hayatı huzurla yaşadığımız bir yıl olsun.
Hayal ettiğimiz,
İnandığımız,
Tekrarladığımız şeylerin er ya da geç gerçek olduğundan şüphe yok.
Ekrandan, anlamsız olandan, susmayan müzikten, gündemden, kısa videodan sıyrılıp kendimizi dinlemeyi, sessizlikle iyileşmeyi öğrenip bir amaca adandığımızda
içimizde bir şeyin nihayet yerine oturduğunu hissedeceğiz.
Çünkü kaos dışarıda değil, içeride.
Gördüğümüz dünya içimizin yansıması.
İnsan dikkatini topladığı ve nereye gitmek istediği bildiği gün kaderini de toplamaya başlar.
Bir hedefe bağlandığında,
yüklerinden kurtulduğunda,
zihin derli toplu hale gelir
beden şikayeti bırakır,
kalp yönünü bulur.
Bir şekilde tüm yüklerden sıyrılıp, zihni susturduğumuzda fark etmeden;
daha az konuşur,
daha çok yapar,
daha az tüketir,
daha çok inşa eder hale geliriz.
İyileşmek için en önce kendi içimizdeki dağınıklığı toplamamız, boşlukları kapatmamız ve bizi yaşatan o derin anlama ulaşmamız gerekiyor.
Sonra, tamamlanınca zaten her şey yoluna giriyor.
Bu basit bir yeni yıl dileği değil,
kendimize verdiğimiz bir söz olsun.
Sevgiler, iyi ki varsınız.
Umarım hayatta istediğiniz her şeyi elde eder, ölene kadar sağlıklı, huzurlu, kaygısız ve telaşsız bir hayat yaşarsınız.
Bol dua, bol sevgi 🫡
@niyaziaksoy_ Çocuğa hiçbir faydası yok Niyazi Hocam. Fenomenlerin yaptığı bir çok şeyin faydası olduğunu düşünmüyorum. Sosyal medya içeriğinden başka bir şey çıkmıyor ortaya.