KUDUZ EFSANESİ ÇÖKTÜ!
Tüm modern tıp literatürü “kuduzu”, “en ölümcül zoonozlardan biri” olarak tanımlar ve hayvan tükürüğünde sayısız miktarda yer aldığını iddia ettiği “virüsün” ısırıkla başka bir hayvana ya da insana bulaştığını yine iddia eder. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (DHSÖ) bu “virüsün” ısırıktan hemen sonra aktif olmadığını, “beyne ulaşmadan önce bir süre giriş noktasında kalacağını” söylüyor ve sonra ekliyor: “Virüs, merkezi sinir sistemine doğru ‘hareket’ edince, omurilikte ve beyinde ölümcül iltihaplanma meydana gelir.” https://t.co/RIRwyNK2k3
Buna göre semptomların hemen değil, haftaları belki de ayları alan bir zamanda ortaya çıkması beklenir. Fakat buradaki açıklamada büyük bir sorun vardır. Yine kendi literatürlerinde anlatılır ki, “virüsler” hücre dışında hareketsizdir, vücutta seyahat etmeleri mümkün değildir.
Yine başka bir sorun, “virüsün” “kuduz” bir hayvanın tükürüğünde sayısız miktarda yer aldığını iddia etmelerine karşılık, bugün hâlâ, “virüsü” kuduz şüphesi taşıyan hayvanın beyninde aramalarıdır. Neden tükürük, kan ya da başka birtakım vücut sıvıları örneklerinden virüs izolasyonu yapıl(a)mıyor da bunun yerine hayvanı öldürmek ve beynini incelemek zorunda kalıyorlar?
Bugün hayvanlarda "kuduz"u tespit etmek için güncel olarak kullanılan test, şüpheli hayvanın ötenazi edilip, beyninde “kuduz virüsü proteinleri/antijenleri” aranmasına dayanan, CDC’nin “altın standart” olduğunu belirttiği “doğrudan floresan antikor (dFA) testi”dir. https://t.co/Ec1eIGubXs
dFA testi yöntemi şöyle açıklanır: “dFA testi, kuduz virüsüyle enfekte olmuş hayvanların dokularında kuduz virüsü proteinlerinin (antijen) bulunduğu gözlemine dayanmaktadır. …İşaretlenmiş antikor kuduzdan şüphelenilen beyin dokusuyla inkübe edildiğinde, kuduz antijenine bağlanacaktır. Bağlanmamış antikor yıkanabilir ve antijenin bulunduğu alanlar floresan mikroskop kullanılarak floresan-elma-yeşili alanlar olarak görüntülenebilir.”
Oysa bu testin doğru sonuçları vermesi önünde birçok problem yer alır:
- “Kuduz antijeni” olarak tahmin edilen proteinlerin doğrudan “virüs”ten geldiğine dair net kanıtlar yoktur, sadece gözlemci tarafından böyle yorumlanır. “Kuduz antijeni” yani “virüs proteinleri”nin tespiti için önce kesinlikle o “virüsün” izole edilmiş olması gerekir. Ona göre de ancak hayvanın beyninde gözlemlenen antikorların “kuduz virüsü”ne özgü olduğu söylenebilir. Burada hayvanın beyninde gözlemlenen antikorların tek başına spesifik olmadığı yani “kuduz antijenine” karşı üretildiğinin varsayıldığı anlaşılıyor. Özetle, antikorlar birçok nedenle orada mevcut olabilir, “kuduz antijenine” özgü olduklarını söyleyebilmek için öncesinde “kuduz virüsü”nün izole edilmiş olması mecburidir. Şimdiye dek “kuduz virüsü” izole edilebilmiş değildir, dolayısıyla dFA testi de bir virüs tespit yöntemi sayılamaz.
- Test “hayvanın ötenazi edilmesiyle uygulanır” fakat ölü dokular üzerinde inceleme yapmak güvenilir veri elde edilmesini çok büyük oranda zorlaştırır. Biyolog Harold Hillman “Memeli Sinir Sisteminin Gerçek Hücresel Yapısının Radikal Bir Yeniden Değerlendirmesi” adlı çalışmasında bakın ne diyor: “Bir hayvanı öldürmek onun biyokimyasını büyük ölçüde değiştirir. Örneğin, kanındaki karbondioksit, fosfat, laktat ve potasyum iyon konsantrasyonları yükselirken, oksijen, sodyum iyon, adenozin trifosfat, fosfokreatin konsantrasyonları düşer. Bu değişiklikler doku metabolizmasının çoğunu etkiler.”
"Hücre biyologlarının dokuları in vitro kullanıp kullanmamaları gerektiğini sormak önemlidir."
https://t.co/vQPtamQGgM
Ölen bir canlının dokuları hızla ayrışmaya ve değişmeye başlayacağından bu ölü dokular üzerinde inceleme yapmak bile aslında test sonuçlarını geçersiz kılmaya yetecektir.
- dFA testinin CDC’nin iddia ettiği gibi “yüksek duyarlıklı ve özgül” olmadığını gösteren önemli bir çalışma: “Doğrudan floresan antikor testi (dFA) çok daha hızlı bir sonuç sağlar ancak aynı zamanda düşük duyarlılık dezavantajına sahiptir ve test sonuçlarının öznel yorumlanması nedeniyle özgüllüğü büyük ölçüde değişir.” https://t.co/tsjghVJARF
Başka bir çalışma: “dFA'nın pahalı bir floresan mikroskobu, iyi eğitimli personel ve kalite kontrollü reaktifler (antikorlar, konjugatlar) ve mikroskopi sırasında kullanılan çeşitli parametreler ve inkübasyon süreleri ve sıcaklıkları gibi çeşitli dezavantajları vardır, ayrıca test sonuçlarının yorumlanmasındaki öznellikten bahsetmiyorum bile.”
Yine bu çalışma, sonuçları itibariyle, genel dFA sonuçlarında ve test yorumlamasında önemli farklılıklar olduğunu, "dFA testi için katılımcı olan 23 laboratuvar sonuçları ile CDC paneli arasındaki uyum düzeyinin büyük değişkenlik gösterdiğini" gözler önüne serer.
https://t.co/nd1QGomHFd
Test sonuçları gözlemcinin yorumuna dayalıdır, yani kesin değildir. “Test sonuçlarının öznel yorumlanması nedeniyle de özgüllüğü büyük ölçüde değişmektedir.” Öyleyse dFA’nın yüksek duyarlılığa ve özgüllüğe sahip olduğu söylenemez, dolayısıyla sonuçlarına güvenilemez.
- DSÖ Kuduz Gözetimi ve Araştırması İşbirliği Merkezi “dFA’nın kesin olmayan sonuçlarını doğrulamak için hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu gerekebilir” der. https://t.co/RBRwXdhRrZ
Ne ilginçtir ki CDC, dFA’nın, “hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu”ndan daha güvenilir sonuçlar verdiğini söyler ve onu “altın standart” olarak belirler.
Hücre kültüründe gerçekten “virüsler” izole ediliyor mu? Tekrar hatırlayalım. ttps://viroliegy.com/2022/03/09/the-case-against-viral-genomes/
Yine kabaca özetlersem:
Hasta sürüntüsü (balgam gibi), maymun böbrek hücreleri, fetal buzağı serumu (bunlar genellikle tercih edilen) ve çeşitli antibiyotiklerle oluşturulan hücre kültürüne ekilir ve sitopatik etki (CPE) beklenir. Hücreler hastalandığında ve öldüğünde bu, "virüs"e atfedilir. Virologlar “izolasyon” kelimesini izolasyon kelimesinin gerçek anlamında kullanmazlar. "İzolasyon" ile laboratuvarda sitopatik etkinin yaratıldığını anlarlar ve bunu aynı zamanda
- enfeksiyon
- bir virüsün varlığının kanıtı
- virüsün yıkıcı gücünün kanıtı olarak yorumlarlar.
Oysa sitopatik etki, hücrenin hastalanmasıdır/ölmesidir, hücreyi hastalandıran/öldüren "şey" değildir.
Hücreyi hastalandıranın/öldürenin ne olduğunu gösteremeden, hücrenin hastalanmasını/ölmesini "virüsün kanıtı" saymanın gerçek bilimde yeri yoktur. Bu apaçık bilim soslu MANİPÜLASYONDUR.
Hiçbir şekilde kontrol deneyleri yapılmaz, misal hasta olmayan insanlardan ya da hayvanlardan da sürüntü alınıp sitopatik etki gerçekleşiyor mu gerçekleşmiyor mu diye gözlem yapılmaz. Oysa burada kontrol deneyi kilit aşamadır. KONTROL DENEYİNİN OLMADIĞI YERDE BİLİM YOKTUR.
Virologlar sonra bunları "izolat" diye çok yüksek meblağlarda piyasaya sürer. Bu da ayrıca bir vurgun kapısıdır.
PCR için sekanslama:
Sonrası RNA parçaları çıkarmak ve RNA, her zincir için bir tane olmak üzere iki adımda ters transkripsiyon yoluyla cDNA'ya dönüştürülmesi işlemidir. Daha sonra cDNA, kısa, belli sayılarda baz çifti PCR ile amplifiye edilir. PCR neden virüs tespit etmez diyoruz? Çünkü o baz çiftinin geldiği yerin özgüllüğü yoktur, "virüs"e mi aittir, bilinemez. Kısacası virologların virüs gen dizilimi olarak iddia ettikleri diziler, hücre kültüründe parçalanmış insan, hayvan dokularına aittir.
Bir diğer inceleme, mevcut “tanı” yöntemleri ortaya çıkarılmadan ve yaygınlaştırılmadan önce, biyopsi veya otopsi dokuları üzerinde histolojik inceleme olarak yapılmıştır; buna göre kuduz olduğu düşünülen hayvanların sinir hücrelerinin sitoplazmasındaki yuvarlak veya oval inklüzyonlar, yine kuduza neden olduğu düşünülen “negri gövdeleri” olarak tanımlanmıştır. Fakat bunların varlığının değişkenlik gösterdiğini, negri cisimcikleri için histolojik boyama yönteminin hassas veya özgül olmadığını kendileri de kabul etmiştir.
https://t.co/Q1lMDG5gxh
Buradan artık anlıyoruz ki, şimdiye dek “dFA” testi de, “hücre kültürü” de, “biyopsi dokuları üzerinde histolojik inceleme” de, “kuduz”a bir mikroorganizmanın sebep olduğu iddialarının ilk ortaya atıldığı 1800’lerin sonlarına gidersek Louis Pasteur’ün kullandığı yöntemler de, hiçbiri ama hiçbiri bir “KUDUZ VİRÜSÜ"NÜ TESPİT EDİP GÖSTEREBİLMİŞ DEĞİLDİR!
“Mikrop teorisi”ni (hastalıkların mikroorganizmalar tarafından meydana geldiği düşüncesi) ortaya atan Louis Pasteur’ün kuduz aşısını geliştirdiğini bugün herkes bilir, pek bilinmeyen bir gerçektir ki, Louis Pasteur bu aşıyı hayali bir “kuduz virüsü”ne karşı geliştirmiştir. https://t.co/Sz1htTjOoM
“Virüs, elektron mikroskobunun ortaya çıkmasıyla birlikte, yaklaşık bir asır sonra, 1962'de görüldü” deniyor.
Oysa hiçbir yöntem/test, kuduz virüsünün saflaştırılmış ve izole edilmiş varlığını gösterebilmek şöyle dursun daha “tanı” koymak için bile güvenilir değilken, elektron mikroskobunda görülen ne olabilir? ELEKTRON MİKROGRAFLARININ GÖSTERDİĞİ SADECE EKSOZOMLARDIR!
Elektron mikroskopları canlı doku üzerinde çalışamaz, kullanılan sadece ölü dokulardır, bu işlem sırasında ölü doku da olsa elektron mikroskobu çalışma prensibinden dolayı dokuya çok büyük zarar verir. Hücre kurutulurken kendi debrisini eklerken sayısız eksozom da üretir. Dolayısıyla ortaya çıkan görsel efektlerin nasıl oluştuğu bilinemez. Mikrograflar için bir gözlemcinin varsayımı ve yorumu söz konusudur. Çekilmiş pek çok mikrograf arasından istedikleri sıraya ve kendi söylemlerine uygun mikrografları kategorize ederler. Elektron mikrografları "virüs" varlığına dair sunulabilecek en kötü kaynaktır.
https://t.co/vQPtamQGgM
YANİ, PASTEUR ENSTİTÜSÜ'NÜN İDDİA ETTİĞİ GİBİ SONRADAN ELEKTRON MİKROSKOPLARI VAR OLMAYAN KUDUZ VİRÜSÜNÜ DEĞİL, EKSOZOMLARI GÖRÜNTÜLEMİŞTİR.
Eksozomlar, virüs diye servis edilmiştir.
Pasteur, “kuduz”a aslında orijinal adıyla “hidrofobi”ye bir mikroorganizmanın (virüs) sebep olduğunu ileri sürmüş ve “kuduz” olduğunu varsaydığı hayvanlar üzerinde yaptığı birtakım deneylerle kuduz etiyolojik ajanını gösterdiğini iddia etmiştir. Bir köpeğin beyninin bir kısmını sağlıklı bir köpeğin beynine enjekte ederek ölümüne sebep olmuş ve bu durumu, beyni parçalanan ilk köpeğin “kuduz hastası” olduğunun göstergesi olarak sunmuştur. Yine kuduz olduğu varsaydığı çeşitli hayvanların parçalarını, başka hayvanlara enjekte edip, “kuduz” belirtisi gösterip göstermediklerine göre işlemlerin başarısını ölçmüştür. https://t.co/CE8LoEsTbY
Pasteur’ün kuduz aşısı formülasyonunu geliştirmesi ve aşının hayvan ve insan uygulamasında kabul görmesinin aşamaları çoğu kez “kusursuz” olarak takdim edilse de gerçek çok farklıdır.
Ünlü tarihçi ve Pasteur araştırmacısı Gerald Geison'ın 1978'de kaleme aldığı “Pasteur'ün Kuduz Üzerindeki Çalışmaları: Etik Sorunların Yeniden İncelenmesi” başlıklı makalesi ve “Louis Pasteur'ün Özel Bilimi” adlı kitabında o döneme ilişkin sunulan kayıtlar, bilgiler ve notlar; hem Pasteur’ün “bilim”inin sahteliğini, hem de dönemin gerçek bilim adamları tarafından sahtekârlığının nasıl ortaya konduğunu göstermektedir. Tüm bu kaynaklarda, Pasteur'ün aslında çeşitli sebeplerle toksisite maruziyetine uğramış olan hayvanların bu sıkıntılarını "kuduz" olarak gösterdiği ve buna sebep olduğu yönünde iddia ettiği mikroorganizmaları zaten hiçbir zaman gösteremediği, sadistliğin sınırlarını zorlayan deneyleriyle sayısız hayvanı katlettiği, bu deneyler sonucu formüle ettiği aşısının da hem nice hayvanın hem de insanın ölümüne sebebiyet verdiği, Pasteur'ün birçok kez yargılanma yoluna gittiğini fakat her defasında arkasındaki, bağlı olduğu öjenist Mason çetesi tarafından kurtarıldığı ve Pasteur'ün tüm suçlarının örtbas edildiği ve o döneme ait çok daha fazla gerçeği bulacaksınız.
Bunları Pasteur'un sırtını yasladığı o Mason çetenin kurguladığı modern tıp anlatılarında bulamazsınız!
-https://t.co/fhWeouBff8
-https://t.co/IDKDDoKwsT
“Pasteur'ün kuduz olduğu iddia edilen tavşanların omuriliklerinden yapılan kuduz aşılarıyla uzun uzun ilgilenmemize gerek yok. Pasteur'ün tavşanların kafataslarına delikler açarak ve beyinlerine pislik yerleştirerek onları ‘kuduz’ yapma biçimi bilim değil, sadece acımasız bir şarlatanlıktı. Pasteur'ün aşılarıyla tek bir hayat kurtardığı kanıtlanamaz. Birçok insanın bu ‘tedavi’ nedeniyle öldüğü oldukça kesindir ama onları ısıran köpekler muhteşem sağlıklıdır, Dr. Lutaud'nun kuduz olmadıklarını kanıtlamak için yıllarca evinde evcil hayvan olarak beslediği köpekler gibi. Tüm bunların daha ayrıntılı bir açıklamasını isteyen okuyucu, Lutaud'nun 'Pasteur and Rabies' ve diğer çağdaş raporları okumalıdır.”
The Blood Poisoners kitabından, Lionel Dole https://t.co/UqBpA2uYau
...
İşte bugün, hiçbir zaman varlığı ispatlanmamış bir "virüs" korkusuyla insanlar yok yere kan dolaşımlarına Pasteur'ün formüle ettiği ve sonradan daha fazla toksik malzemeyle geliştirilen kuduz aşılarını almaya devam ediyor!
Var olmayan bir "virüs" için hayvanlar aşılanmaya devam ediyor!
Yüzyıllardır insanların beyni öyle şiddetli yıkandı ki, "köpek = kuduz" algısı zihinlerine yerleşti.
"Köpek ısırığı = kuduz bulaşı" korkusu insanları öyle esir etti ki, bu korku ile kan dolaşımlarına aşıyla birlikte nice toksik malzemeyi alarak kendilerinde belki de onarılamaz hasarlar açtı.
Bir ısırık doğru tedaviyle iyileşebilir ama aşıyla aldığınız, kan - beyin bariyerini aşan alüminyum ile MS, ALS, Alzheimer ve daha nice nörodejeneratif hasara sahip olabilirsiniz!
Bir ısırık doğru tedaviyle iyileşebilir ama aşıyla aldığınız, yumurtalıklarda/testislerde biriken polisorbat 80 ile kısır kalabilirsiniz!
Biz "kuduz virüsü yoktur, kuduz aşısı olmayın" dediğimizde insanların köpekler tarafından ısırılmasını savunmuyoruz! Bu uyarıdan bu sonucu çıkarmak için bir insanın saf kötü olması gerekir! Fakat ısırılma söz konusu olduğunda, gidip aşı zehirlerini alıp sağlığınızdan ve hayatınızdan olmayın, diyoruz.
Her makul, vicdanlı insan gibi sokaklarda saldırgan başıboş köpekler istemiyoruz ama bu köpekler üzerinden "kuduz yayılıyor" diye propaganda yapmıyoruz!
Gerçekten çözüm istiyorsanız, bu propagandaya başvurmazsınız. Zira "kuduz yayılıyor" diye yaygara koparıyorsanız orada artık amacınız başkadır, diyoruz.
Başıboş köpek sorunu gökten inmedi.
Bu sorunu var edenlerle, "kuduz" yaygarası koparanlar ve kuduz aşısı üreticileri aynı merkeze hizmet ediyor.
Ve bu merkez, köpekler üzerinden toplum üzerine öyle pis bir oyun oynuyor ki, GAVI sırada kuduz aşılarını çocuklarımızın rutin aşılarına eklemek için sırada bekliyor. Geride, kuduz aşılarının zorunlu hâle gelmesi için büyük bir uğraş veriliyor.
Gelin görün ki, çözüm diye öne sürülen "hayvan yasası"nın ilgili maddeleri, başıboş köpek sorunuyla neyi hedeflediklerini apaçık ortaya koyuyor.
Buna göre hayvanlar sahipli - sahipsiz diye çipli olup olmadıklarına göre ayrılacak ve çipsiz hayvan yani aşıları yaptırılmamış olarak görülen hayvan "hastalık bulaşı" sebebiyle itlaf edilebilecek.
Ne var bunda, değil mi?
Çiplemeyi önce hayvanlar için kabul ettiğinizde ne olacağını biliyor musunuz?
Benzer bir maddenin ileride bizzat çocuklarımızı hedef alacağını görebilmeniz gerek.
Sahipli - sahipsiz çocuk, yani çipli - çipsiz diye ayrılan çocuk ve çiplenmemiş çocuğa (aşı kaydı olmayan) "hastalık bulaşı" palavrasıyla el konulabilecek!
ANLAYIN ARTIK!
Başıboş köpek sorununu, çocukların çiplenmesinin istendiği o evreye bağlamak için çıkardılar!
Bugün belki kitabın ortasından konuşuyorum ama birinin bunları söylemesi gerekiyordu.
Birinin bu öngörüde bulunması gerekiyordu.
Kuduz virüsü diye bir şey yok.
Bu gerçek bilinirse toplum olarak bu pis oyuna çekilmeyiz.
Her şey için çok geç olmadan...
Kuduz virüsü saçmalıklarına asla çekilmeyin.
Tüm bu kanıtlara rağmen hâlâ "kuduz yayılıyor" diye yaygara koparanlara asla itibar etmeyin.
Bundan sonrası için öne sürmek istedikleri daha büyük tehditleri ancak bu şekilde savuşturabiliriz!
Gül TEMEL / 12.12.24
DEKOS (ENERJİ ÖLÇÜMÜ FORMÜLÜ İLE) TAHMİNİ
7.1 Büyüklüğünde gerçekleşti. Geçmiş Olsun.
YAPAY ZEKA İLE DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI YORUMU
1 Nisan 2026 tarihinde tekrar başlayacak olan Deprem Tahmin Kursuna Katılın.
Kayıt ve İletişim: 0543 766 7292 - 0538 448 7292
DEKOS
DÜNYA VE TÜRKİYE UYUSUN VE UYUTULSUN
13 ŞUBAT 2026 SAAT 10:00 İLE 15 ŞUBAT 2026 SAAT 03:00 UYDU GÖRÜNTÜSÜNÜ KARŞILAŞTIRIN.
TÜRKİYE SEMASINDAN SÜTÇÜ BULUTLARINI DOĞUYA DOĞRU GÖNDEREN VE BATIDAN GELEN SÜTÇÜ BULUTLARINI TÜRKİYE SEMASINA GİRMESİNİ ENGELLEYEN KUVVET DEPREMLERİN DEKOS ETKİSİNİN OLUŞTURDUĞU KUVVETTİR. DÜNYA VE TÜRKİYE UYUSUN VE UYUTULSUN. BİLİM GÖZLEM VE DENEYDİR.
@emresamur@ziraatbankasi Tüm bankalar gördüğüm kadarıyla o parayı iade etme teklifini bile yapmıyor bu sene. Aslında bir kac senedir var. Açıkçası bende ne kadar kopartirsam kardır düşüncesi oluşturdu. Bizlerle işleri bitti mi yoksa? :)
@geyikata Kurt ve Türk bayragi haricinde başka şeylerde var orda, onlar neyi temsil ediyor.. biraz da onlardan bahset? Kendisi mi hazırlamış bu görseli?
arkadaşlar çok rica ediyorum Akbelen'deki zeytin ağaçları katliamını durdurmak için yerel halkın yardım çağrısına cevap verelim.
lütfen paylaşımı retweet yapalım daha çok kişinin görmesini sağlayalım.
bu zeytin ağaçları milletimizin rızkıdır,küreselcilere katlettirmeyelim.
Fransa’da Sessiz Salgın Patladı Köylüye Gaz, Hayvana İtlaf Fransa’da artık mesele sadece hastalık değil. Toulouse yakınlarında köylüler, büyükbaş hayvanlarda nodüler dermatoz tespit edilmesi gerekçesiyle uygulanan toplu itlaflara karşı çıkınca, Fransız polisi göstericilere helikopterden gaz mermisi attı. Bir yanda sürüler yok ediliyor, diğer yanda emeğini savunan köylü bastırılıyor. Bu sahne tek başına değil şap hastalığı, mavi dil (bluetongue), sığır tüberkülozu, IBR ve zoonotik enfeksiyonlar gerekçe gösterilerek Fransa’dan Almanya’ya, İtalya’dan İspanya’ya, Belçika, Hollanda, Birleşik Krallık, İrlanda, Yunanistan, Balkanlar, Türkiye, ABD, Brezilya, Arjantin ve Afrika’nın kuzeyine uzanan bir hatta hayvanlar itlaf ediliyor, çiftçiler sokakta. Ve sonra o tanıdık cümle dolaşıma sokuluyor Olsun, yapay etimiz var. Zaten bütün çabanın gıdayı, üretimi ve yaşamı tamamen yapay bir düzene taşımak olduğu biliniyor. Bu bir çözüm deği sessiz ilerleyen bir sistem kırılması. 2026 bir eşik. Gıda sadece protein değildir emek, denge ve vicdandır. Bastırılan her ses, yok edilen her sürü bu gerçeği daha da görünür kılıyor. Vah vah insanlığın haline😢
#SONDAKİKA
KAMUOYUNA DUYURU!
LÜTFEN DESTEK OLALIM!
Halkın soluduğu havanın ve tarım arazilerinin bilinmeyen maddelere maruz kalmasıyla ilgili acil inceleme talebi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na,
Ülkemizin birçok bölgesinde yağışların anormal şekilde azalması, tarım ve hayvancılıkta gözle görülür verim kayıpları, hava kalitesinin belirgin biçimde bozulması artık halk arasında büyük bir endişeye yol açmaktadır.
Gökyüzünde sık sık görülen ve saatlerce dağılmayan uçak izleri, vatandaşlar tarafından ciddi bir şüpheyle karşılanmakta; bu durumun iklimi, yağışı, toprağı ve canlı yaşamını olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Bu kadar yoğun bir hava trafiğinin hangi maddeleri atmosfere bıraktığı, bu maddelerin çevreye etkisinin ne olduğu, tarım ürünlerine ve hayvanlara ne zarar verdiği konusunda kamuoyuna hiçbir şeffaflık sağlanmamaktadır.
Devlet kurumlarının bu konuda açıklama yapmaktan kaçınması, halkın endişesini daha da artırmaktadır. Vatandaşın sağlığı, toprağı ve geleceği söz konusuyken sessizlik kabul edilemez.
Bu nedenle TBMM’nin derhal harekete geçmesini, aşağıdaki hususların araştırılmasını talep değil, vatandaş olarak bir hak gereği olarak bildiriyorum:
1. Uçuş faaliyetlerinde atmosfere bırakılan maddelerin içeriğinin bağımsız laboratuvarlarda incelenmesi,
2. Bu maddelerin yağış rejimi, hava kalitesi, tarım ve hayvancılık üzerindeki etkilerinin araştırılması,
3. Sivil ve askeri uçuşlarda kullanılan kimyasal içeriklerle ilgili kamuoyuna açıklama yapılması,
4. Halkın sağlığını ilgilendiren bu konuda TBMM bünyesinde acil bir Araştırma Komisyonu kurulması,
5. Şeffaflık sağlamayan kurum ve yetkililer hakkında hukuki işlem yolunun açılması,
gerekmektedir.
Bu mesele, sadece bir çevre sorunu değil; milyonlarca vatandaşın sağlığını, üretimini ve geleceğini ilgilendiren bir güvenlik meselesi haline gelmiştir.
TBMM’nin bu konuda sessiz kalması, vatandaşların devlete olan güvenini zedelemektedir.
Gereğinin acilen yapılmasını talep ederiz
Türkiye zehir soluyor. Canlı ve cansız tüm yaşam işte böyle zehirlenip hasta oluyor. Geçmeyen boğaz ağrıları, geçmeyen öksürük, yağması gereken yağmur ve kar'ın yağmaması bundan kaynaklanıyor. Bunun asıl adı Stratosferik Aeresol Enjeksiyonu'dur. Bu resmi bir proje ve plandır. Halk dilindeki adı Chemtrails'dir ancak gerçek adı değildir. Bu gökyüzünden bırakılan Aeresoller ağır toksin ve metallerle toprağa ve canlı yaşama bırakılıyor. Projenin amacı iklim zırvalarını dayatan İklim tarikatının kendi uydurdukları sözde küresel ısınma sıcaklığını ve karbonu düşürmek amacıyla uyguladığı, ciddi fon ayırdığı alçakça bir projedir. Bu çalışma ısınmayı düşürmüyor aksine daha çok arttıracak ülkelerde yağması gereken doğal yağmurları engelleyerek çölleştirme operasyonu yapılıyor. Çöl bölgelerinde barajlar full! #Chemtrails
Depremlerin Tahmin Edilememesinin Sebebi:
1. Dünyadaki sıcaklığın temel kaynağının sadece güneş enerjisi olduğunun bilinmesi. Deprem enerjisinin dikkate alınmaması.
2. Dünyanın iç sıcaklığının mevcut yerkabuğunu aşıp yer yüzeyini etkilediği halde etkilemez olarak bilinmesi.
Dünyada Görsel İşitsel Yazılı Ve Sosyal Medyada
Hava Durumu Sunumu Depremlerin DEKOS ETKİSİ Dikkate Alınmadan Sunulamaz.
Sunulur İse Depremlerin Bilinmesinin Üstü Örtülür.
Saygı Ve Sevgilerimle.
SMS İçin: 0538 448 7292
WhatsApp: 0543 766 7292