Nihayetinde her şey olacağına varıyor. En derine inip düşüncelerle kendini boğan insan da hiçbir şey yapmadan akışına bırakan da olacak olandan kaçamıyor. En ince ayrıntısına kadar düşünüp halletmeye çalışsam da takdiri ilahiden kaçış yok. Tevekkülün huzurunda dinlenmek istiyorum
Bir ülkede, masumlar, adalet için mahşer gününü beklemeye mecbur kaldılar ise, o beldeden bir daha hayır gelmez. İşte o vakit, peşi sıra musallat olacak belaları bekleyiniz.
Son 15 senedir bu ülkenin ürettiği tek şey; kısa paçalı, dar pantolon ve çorapsız lofer ayakkabı giyip sakalları hacivat gibi kesen, osmanlı tuğralı yüzük takılı ellerinde parlak tesbihler, nargile kafeden instagrama foto koymaktan başka halta yaramayan ne idüğü belirsiz tipler…
İnsan, fıtratı üzere, kıymeti bilinsin ister; takdir edilmek ister. Lakin durum, takdiri kimden beklediğimize göre değişir. Çünkü beklenti bir esarettir; insanlardan bir takdir beklemek, sizi onlara esir eder. Öyleyse takdiri yalnız Allah'tan bekleyelim, abdiyet bunu icabeder.
Hayatta tecrübe ettiğim bazı şeyler var: Bir kimse, herhangi bir şeyi gereğinden fazla inkâr ediyorsa, bu aslında onun gerçeğidir; sanıyorum içerisinde var olan bir dilemmanın yahut suçluluk duygusunun dışavurumudur.
İbn-i Hâldun'a göre; "Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkâr eder." Çünkü inkâr etmek, kabul etmekten daha kolaydır; insan böylece, hakikat ile yüzleşme sorumluluğundan da kurtulmuş olur.