Birçok iktisatçının belirttiği üzere Türkiye'de bir ekonomik kriz yok, yoğun bir servet transferi var.
Döviz yükseliyor, faizler yükseliyor, iç tüketim baskılanıp ihracat teşvik ediliyor. Birçok temel ihtiyaç ürün ve hizmetinin fiyatı artıyor ama asgari ücret zammıyla, sosyal yardımlarla bu artışlar sübvanse ediliyor. Alt gelir grubu ve taşrada yaşayanlar açısından yaşam standartlarında ciddi bir değişiklik hissedilmiyor. Hatta kamu çalışanıysanız pahalı büyükşehirler haricinde epey bir iyileşme söz konusu.
Üst gelir grupları, büyük sermaye sahipleri ve tüccar ise zenginliğine zenginlik katıyor. Hele ki faizler enflasyonun altında olduğu için, büyük miktarda banka kredisi vb. kullanabilenler oturdukları yerden, tek bir kredi sözleşmesine imza atarak servetlerine servet kattılar. Dövizi olanlar yaşadıkça yaşadı. Döviz kazanan zenginler kârlarını katladıkça katladı.
Kim yoksullaştı? Çok temel ihtiyaçlar dışında lüksleri (!) olan ve ücretli çalışanlar, beyaz yakalılar, alt-orta gelir grupları, pahalı büyükşehirlerde yaşayıp eğitimle sınıf-statü atlamaya çalışanlar: haftada bir eşiyle dostuyla güzel bir yemeğe çıkanlar, yazın güneye tatile gitmek isteyenler, biraz para biriktirip yılda 1-2 yurtdışına gitmek isteyenler, orta düzey ve üzerinde telefon, bilgisayar, müzik enstrümanı alanlar, motor-araba almak isteyen bordrolular, sinema-konser-tiyatro-festival sevenler, eğitim-sertifika-hobi meraklıları...
Özetle yaşanan ekonomik dönüşüm orta veya ortaya yakın gelir gruplarını asgari ücrete indiriyor, sadece temel ihtiyaçlarla ve kişisel gelişim/zevklerden vazgeçerek yaşamaya zorluyor, eğitimle sınıf atlama umudunu ortadan kaldırıyor, ev-araba sahibi olma beklentisi olan şehirlilerin bu ihtimalini sıfırlıyor.
Alt gelir grupları ve bordrolu çalışmaya bağımlılığı az olan kesimler (taşrada-köyde yaşayanlar) standartlarını sürdürüyor, hatta yer yer iyileşiyor. En zenginler daha da zenginleşiyor. Kentlerde yaşayan ara gruplar iyice mülksüzleşiyor. Ekonomi büyüyor, sadece bizim gibilerin pastadan aldığı pay küçülüyor. Güvencesiz ve geleceksiz hâle geliyoruz. Kriz yok, para el değiştiriyor.
A Haber muhabiri yurt dışında oy kullanan kişi ile röportaj yapmak istiyor. Türk olduğunu düşündüğü kişiye mikrofon uzatınca aslında kaderimizi kimlerin tayin ettiğini belgelemiş oluyor.
Yer: Karabük Üniversitesi. Mimarlık Fakültesine “Dekan” olarak atanan İlahiyat Fakültesi mezunu Muhittin Kapanşahin:
"Yani ben mimarlık eğitimi almış ve mimar gibi bir bilgiye sahip bir kişi değilim."
hiç kimsenin itiraz edemeyeceği tek şey; zonguldaklı madenciler gerçeği. hakları hiçbir şekilde ödenmez ama. felaketten felaketten hatırlanan bu insanlar, en azından hayat boyu geçim sıkıntısı çekmemeli.