🟥 Dünyadaki En Yüksek Fuhuş Oranları:
1- Tayland (Budist)
2- Danimarka (Hristiyan)
3- İtalya (Hristiyan)
4- Almanya (Hristiyan)
5- Fransa (Hristiyan)
6- Norveç (Hristiyan)
7- Belçika (Hristiyan)
8- İspanya (Hristiyan)
9- İngiltere (Hristiyan)
10- Finlandiya (Hristiyan)
🟥 Dünyadaki En Yüksek Hırsızlık Oranları:
1- Danimarka ve Finlandiya (Hristiyan)
2- Zimbabve (Hristiyan)
3- Avustralya (Hristiyan)
4- Kanada (Hristiyan)
5- Yeni Zelanda (Hristiyan)
6- Hindistan (Hindu)
7- İngiltere ve Galler (Hristiyan)
8- Amerika Birleşik Devletleri (Hristiyan)
9- İsveç (Hristiyan)
10- Güney Afrika (Hristiyan)
🟥 Dünyadaki En Yüksek Alkol Bağımlılığı Oranları:
1- Moldova (Hristiyan)
2- Belarus (Hristiyan)
3- Litvanya (Hristiyan)
4- Rusya (Hristiyan)
5- Çek Cumhuriyeti (Hristiyan)
6- Ukrayna (Hristiyan)
7- Andorra (Hristiyan)
8- Romanya (Hristiyan)
9- Sırbistan (Hristiyan)
10- Avustralya (Hristiyan)
🟥 Dünyadaki En Yüksek Cinayet Oranları:
1- Honduras (Hristiyan)
2- Venezuela (Hristiyan)
3- Belize (Hristiyan)
4- Savai Adaları (Hristiyan)
5- Guatemala (Hristiyan)
6- Güney Afrika (Hristiyan)
7- Saint Kitts ve Nevis (Hristiyan)
8- Bahamalar (Hristiyan)
9- Lesotho (Hristiyan)
10- Jamaika (Hristiyan)
🟥 Dünyanın En Tehlikeli Çeteleri:
1- Yakuza (Dinsizler)
2- Agberos (Hristiyan)
3- Wah Sing (Hristiyan)
4- Jamaika Lideri (Hristiyan)
5- Primero (Hristiyan)
6- Aryan Kardeşler Grubu (Hristiyan)
🟥 Dünyanın En Büyük Uyuşturucu Kartelleri:
1- Pablo Escobar - Kolombiya (Hristiyan)
2- Amado Carrillo - Kolombiya (Hristiyan)
3- Carlos Leder Jerman (Hristiyan)
4- Griselda Blanco - Kolombiya (Hristiyan)
5- Joaquín Guzmán - Meksika (Hristiyan)
6- Rafael Caro - Meksika (Hristiyan)
Sonra İslam'ın dünyadaki şiddet ve terörün sebebi olduğunu iddia ediyorlar ve bizi buna inanmaya zorluyorlar.
Birinci Dünya Savaşı'nın fitilini kim ateşledi?
Müslümanlar değil.
İkinci Dünya Savaşı'nın fitilini kim ateşledi?
Müslümanlar değil.
20 milyon Avustralya yerlisini kim öldürdü? Müslümanlar değil.
Japonya'da Nagazaki ve Hiroşima'ya nükleer bombaları kim attı? Müslümanlar değil.
Güney Amerika'da yaklaşık 100 milyon yerliyi kim öldürdü? Müslümanlar değil.
Kuzey Amerika'da yaklaşık 50 milyon yerliyi kim öldürdü? Müslümanlar değil.
180 milyondan fazla Afrikalıyı köle olarak kim kaçırdı, %88'i öldü ve okyanuslara atıldı? Müslümanlar değil.
Ve büyük skandal
Siyonist varlık
Filistin halkına toplu ceza uyguladı ve kalabalık nüfuslu bölgelerdeki sivillere rastgele saldırılar düzenledi, hayati altyapıyı hedef aldı; hastanelerin ve tıbbi tesislerin bombalanması, mülteci kampları, okullar, eğitim kurumları ve belediye tesisleri gibi. Ayrıca sivillere karşı işkence ve infaz uygulamak, cinsel şiddet suçları işlemek dahil erkek, kadın ve çocuklara tecavüz, zorla tahliye operasyonları, Filistinli esirlere kötü muamele ve işkence, kültürel mirasın yok edilmesi ve toplu soykırım suçuyla suçlamaları içeriyordu.
80 yıldan fazla bir süredir ve hala bugün
İşgalci devlet
Amerikan ve küresel politikada kırmızı çizgi olarak kabul ediliyor
Bu yüzden
Gayrimüslimlere terörizmi veya kökenini tanımlamalı. Bir gayrimüslim terörist bir eylem işlerse bu suç, ama bir Müslüman işlerse terör olur.
Çifte standartları reddetmeliyiz.
O zaman sözlerimin amacına ulaşabiliriz.
İslamımla gurur duyuyorum.
Müslüman olmamla gurur duyuyorum.
İslam dinini terörizme bağlamak
Terörizmi gizlemektir...
Kalbim sıkıştı, nefesim kesildi. Gözlerime inanamıyorum.
Bu gördüğünüz yavru kediye 4 cani, önce cinsel organına bir cisim sokuyor, ardından 4 kişi de ayağıyla eziyor. Hayvan çığlık çığlığa yardım isterken onu paramparça edip denize atıyorlar.
Şimdiye kadar kendim için hiçbir şey istemedim. Devlet yetkililerinden tek ricam, Allah rızası için bu dört esfel-i safilin şahsın kimliklerini tespit edip yakalamanız ve haklarında gereken işlemleri yapmanız.
İki gün önce de bir kadının ayağıyla kaplumbağayı ezdiği görüntülere şahit olduk. Halen şahıs hakkında tek bir resmi haber yok. Ne bir gözaltı ne de bir kimlik tespiti var.
Aranızda hayvan sevmeyen, “Ne olacak, bir kedi, bir kaplumbağa bu da gündem mi?” diyenler olduğunu biliyorum. Sizinle aynı merhametin ve kulvarların insanları değiliz. Bunu da kabullendim. Ama hayvana yönelik acımasız şiddeti ve işkenceyi her küçümsediğinizde bu toplum böyle böyle çürür.
Bunlar insan değil, hayvan dahi olamaz. Biz bu sadistlerle aynı toplumda, aynı sokaklarda nefes alıyoruz. Lütfen bunları bulun.
@adalet_bakanlik@TC_icisleri@EmniyetGM
Ben diğerleri gibi “Bunu yakalayın, ihbar ediyorum.” falan diye kibar olmayacağım.
Bu O.Ç., AK Parti’ye oy veren bizlerin bacısına sövüyor, anamıza sövüyor. Ben de doğrudan kendi diliyle cevap veriyorum: Senin ananı, bacını, avradını, gelmişini, geçmişini ve yedi ceddini s...yim!
Seni mutlaka bulacaklar, bundan hiç şüphem yok. Fakat bulduktan sonra ne yapılacağını gerçekten merak ediyorum.
Bana kalsa, önce o dilini kes.!p ağzına tekrar sokardım; sonra da bacıma, anama küfrettiğin o uzvunu kesip arkadaki d*e*l*iğ*i*n*e sokardım.
“Bıyıklar için de daha önce uyguladığım bir taktik var ki onu yazmadım. O taktik sırasında “S... beni!” yeter ki bırak diye yalvaranı çok gördüm daha önce.”
İşte adalet budur sevgili takipçilerim..
Trabzonpsor maçında Salah’a verilmeyen penaltı ve şimdi Beşiktaş’a yapılanları gördükten sonra siz siz değil dünya kupasında mahallede, plajda bile maç yönetemezsiniz.
Yazıklar olsun size yazıklar olsun.
“İdlib’den İstanbul’a, gerekirse İsrail saldıracak.”
Bu sözler marjinal bir hesaptan değil, İsrail’in ana akım medyasından geliyor.
Gazze’de, Lübnan’da, Suriye’de susan Batı şimdi bir NATO müttefiki açıkça tehdit edilirken de mi susacak?
Ey NATO, ey AB: Neredesiniz? 👇
https://t.co/McBO0SijGx
“From Idlib to Istanbul, Israel will attack if necessary.”
This is not fringe rhetoric. It appeared in The Jerusalem Post, one of Israel’s leading mainstream newspapers.
After Gaza, Lebanon and Syria, will the West stay silent even when a NATO ally is openly threatened?
NATO, EU, where are you? 👇
https://t.co/v5e5PiPFSG
Şu anda ana muhalefet diye bildiğimiz türün de nesli tükendi.
İkiye bölündü; ikisinin de ne yaptığı, ne işe yaradığı, neyi temsil ettiği giderek daha az anlaşılıyor.
Bir yerde iyi de oldu. Çünkü Türkiye’ye katkılarından çok verdikleri zararlarla gündeme geliyorlar.
Son olarak, Cumhurbaşkanı adayı olan ve çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklu yargılanan bir belediye başkanının eşinin, Türkiye’nin en pahalı tatil bölgelerinden birinde tatil yaparken görüntülenmesi tartışılıyor.
Mesele, ortaya çıkan tablonun hem maddi hem manevi açıdan düşündürdükleridir.
Sıradan bir Türk ailesini düşünelim.
Ailenin reisi tutuklansa, üstelik çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kalsa, o evde yalnızca hukuki bir sarsıntı yaşanmaz. Ailede adeta yas havası oluşur; herkes birbirine kenetlenir. Bir yandan da “Bundan sonra nasıl geçineceğiz, hayatımızı nasıl sürdüreceğiz?” telaşı başlar.
Burada ise kamuoyunun gördüğü bambaşka bir tablo:
Eş tutuklu, suçlamaların merkezinde çok büyük miktarlarda para ve kamu kaynakları var;
fakat ailenin hayat standardı sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Bu görüntü insanın aklına iki soru getiriyor:
Birincisi, böylesine ağır yolsuzluk suçlamaları ve uzun bir tutukluluk sürecinin ortasında, kamuoyuna yansıyan bu kaygısızlık ve mutluluk tablosu nasıl açıklanmalıdır?
İkincisi ve devletin cevaplaması gereken asıl soru:
Bu ekonomik rahatlığın kaynağı nedir?
Aile yapısının ve aile dayanışmasının özellikle vurgulandığı bir dönemde, böylesine ağır bir süreçte sergilenen bu hayat tarzının manevi tarafını da konuşmak gerekir.
Ama maddi tarafı konuşmakla yetinmemek, araştırmak gerekir.
Çünkü ortada yalnızca bir tutukluluk değil; kamu kaynaklarının kullanımı ve çok büyük miktarlarda para üzerinden yürüyen ciddi bir yargılama var.
Gerçi onlara göre 1483’te fethedilen İstanbul’da deniz olduğundan da haberleri yoktur belki.
Kimin denize girdiğini tartışmak kolay.
Asıl mesele, o hayatın hangi kaynaklarla hiç değişmeden devam edebildiğidir.
Onu da magazin sayfalarının değil, devletin ilgili kurumlarının araştırmasını beklemek herhâlde vatandaşın hakkıdır.
Stratejik Görevler hariç
Görev bittiği gün, ayrıcalık da bitmeli.
Bakanların, milletvekillerinin, bürokratların, yüksek yargı organları üyelerinin, emekli orgenerallerin ve diğer kamu görevlilerinin…
Devletteki görevi sona erdiğinde, makamın sağladığı ayrıcalıklar da sona ermelidir.
Makam aracı…
Özel şoför…
Devlete ait yakıt…
Tahsisli konut…
Sürekli koruma…
Ve kamu bütçesinden karşılanan sınırsız imkânlar…
Bunların hiçbiri ömür boyu ayrıcalığa dönüşmemelidir.
Çünkü devlet makamı, kişiye ömür boyu verilmiş bir imtiyaz değildir.
Milletin emaneti olan makam, görev süresince vardır. Görev bitince emanet sahibine, yani millete dönülür.
Vatandaş hastanede sıra beklerken, kamu görevlisine ayrıcalıklı sağlık hizmeti sunuluyorsa…
Vatandaş kendi cebinden diş tedavisi için para öderken, kamu bütçesinden lüks sağlık hizmetleri karşılanıyorsa…
Burada artık mesele makam değil, adalet meselesidir.
Benim söylediğim çok basit:
Görev varsa makam imkânı olabilir.
Görev bittiyse, ayrıcalık da bitmeli.
Devletin itibarı, yöneticisine kaç yıl ayrıcalık sağladığıyla değil; vatandaşına ne kadar adil davrandığıyla ölçülür.
Çünkü devlet, seçkinlerin değil, milletin devletidir.
Kamuoyunda "Kıyak Emeklilik" diye bilinen,
26 Ekim 1990 tarihinde çıkarılan 3671 sayılı yasa.
2 yıl milletvekilli yapan, şartları oluştuğunda kıyak emekli oluyor.
Ölümünden sonrada eş ve çocukları yararlanıyor.
Yeni anayasa yapılırken bu kanun kaldırılmalıdır.
İsrail Başbakanlık Ofisinin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan, tarihî gerçeklerden ve siyasi ciddiyetten yoksun hadsiz hezeyanları; savaş suçları ve insanlığa karşı suçların hesabını vermekten kaçan bir yönetimin içine düştüğü acziyetin bir başka göstergesidir.
Netanyahu ve şürekasının seçimlerde kendisine avantaj sağlamayı da amaçlayan bu ucuz siyasetinin, ne kendi toplumunda ne bölgemizde ne uluslararası toplumda ne de bizde herhangi bir karşılığı yoktur.
Soykırım suçlamasıyla uluslararası adalet mekanizmalarının önünde hesap vermeyi bekleyen bir yönetimin bu seviyesiz açıklamaları, Türkiye’nin sözünün ve Cumhurbaşkanımızın hakikat karşısında susmayan duruşunun kimleri ne ölçüde rahatsız ettiğinin ibretlik bir vesikasıdır.
Son günlerde giderek daha açık biçimde görüldüğü üzere, İsrail’de seçim kampanyası sorumsuz bir güvenlikçi popülizmin ve giderek sertleşen bir tehdit siyasetinin etkisi altına girmiştir.
Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi yeni bir tehdit figürü olarak inşa etme çabası da bu ucuz siyasetin bir parçasıdır. İç siyasi rekabet uğruna sürdürülen bu tehdit siyaseti ve gerilimi tırmandırma çabası, yalnızca İsrail toplumu açısından değil, bölgesel ve küresel barış ve istikrar açısından da ciddi riskler taşımaktadır.
Türkiye, dün olduğu gibi bugün de zalimin karşısında, mazlumun yanında durmaya; bedeli ne olursa olsun bölgemizde barışı, adaleti ve istikrarı kararlılıkla savunmaya devam edecektir.
Ak Parti Tanıtım ve Medya Başkanı Sayın Faruk Acar son dönemlerin en iyi İletişimini Gerçekleştiriyor.
Resmen imza atıyor imza vallahi Allah Başarılarını daim etsin.