Sınırsız Matemler Ülkesi
İnsan, hangi acıya bakacağını, hangisini dile getireceğini şaşırıyor. Dramlar öyle çok, öyle üst üste ki birinin yarası kapanmadan ötekisi açılıyor; bir feryat dinmeden bir başkası yükseliyor. Nereye baksak orada bir matem var; gözümüzü hangi yöne çevirsek bir başka gözyaşı karşımıza çıkıyor…
.
#zülfülivaneli #şiddet #şiddetkültürü #aybükeöğretmen #ırmakayşeöğretmen #sınırsızmatemlerülkesi
Acının da ötesinde bir acı var…
Tarifi olmayan, kelimelere sığmayan, yüreği her gün yeniden yakan bir acı…
Evladını kaybetmiş anneler, babalar…
Hepimiz aynı yerden yaralıyız, hepimiz aynı karanlığın içindeyiz.
Acımızın rengi, dili, zamanı yok… Hepimiz eşitiz bu acıda.
Ama yine de içimizde sönmeyen bir umut var…
Tek bir dileğimiz var:
Bu dünyadan göçüp gitmeden önce, çocuklarımızın huzur bulduğunu görmek…
Adaletin yerini bulduğunu görmek…
Kalbimizin biraz olsun ferahladığını hissetmek…
Yüce Rabbim…
Sesimizi duy…
Gözyaşlarımızı gör…
Dualarımızı kabul eyle…
Her gün, her an, umutla dua ediyorum…
Ve inanıyorum…
Bir gün güneş doğacak. 🌅
Bir yaşam tarzımız var mı?
Koskoca Selçuklu’nun, Osmanlı’nın o yüksek sanat ve mimari geleneğini, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Batı’nın bilimiyle Doğu’nun ruhunu birleştirmeye çalışan o aydınlık hamleyi, bugünün varoş hoyratlığına kurban etmeseler... Buna bile razı olacak noktadayız artık
Yıllar önce yolum Karayip adalarına düşmüştü. Ernest Hemingway’in o ölümsüz eseri İhtiyar Balıkçı’da büyük bir ustalıkla, adeta fırça darbeleriyle anlattığı Karayip Denizi’nin iyot kokulu rüzgârını içimize çekerek her gün başka bir adayı ziyaret ediyorduk. Mavi, orada sadece bir renk değil, bir yaşam biçimiydi.
Denizin sonsuzluğu ile gökyüzünün berraklığı arasında, insanın kendi küçüklüğünü hissettiği o muazzam coğrafyada yol alırken zihnim yine kitap sayfalarına gidiyordu. Bir yerde Karayip adının “garaip”ten (gariplikler) geldiğini okumuştum. Afrika’nın güneşli topraklarından koparılıp, zifiri karanlık gemi ambarlarında bu uçsuz bucaksız sulara taşınan, köleleştirilen insanların, daha önce hiç görmedikleri bu bitki örtüsü, bu egzotik meyveler ve bu yabancı gökyüzü karşısında duydukları hayreti ifade etmek için “Bu ne gariplikler denizi” dediklerini, “garaip” sözcüğünün zamanla “Karayip”e dönüştüğünü düşünmek, insanın içini sızlatan bir tarihsel dramın dilbilimsel tortusu gibiydi.
Bu adaların hepsi aynı denizin, aynı coğrafyanın çocukları olmalarına rağmen, aralarında ilk bakışta insanı şaşırtan büyük farklar göze çarpıyordu. Mesela Martinique adası, hemen yanı başındaki Barbados’la taban tabana zıttı. Martinique’te, daha limana adım atar atmaz sizi karşılayan o tanıdık “az gelişmiş ülke” kargaşası hüküm sürüyordu. Sokaklarda bir telaş, bir gürültü, bir düzensizlik... Oysa Barbados, sanki Karayipler’e değil de İngiltere’nin güney kıyılarına ışınlanmış gibiydi. Düzenli trafiği, tertemiz caddeleri, bakımlı bahçeleri, çiçeklerle donatılmış parkları ve sanki bir cetvelle çizilmişçesine özenle yerleştirilmiş yol işaretleriyle, dikkat çekici bir medeniyet farkını yansıtıyordu.
Dağınık yaşam biçimi
Bu farkın nedenleri üzerine uzun uzun düşünmüş ve sonunda meselenin sadece ekonomiyle değil, adaların sömürge oldukları dönemde içselleştirdikleri kültür ve yaşam biçimleriyle ilgili olduğu sonucuna varmıştım. Martinique, Fransızların her şeyi zamana ve kadere bırakan, biraz bohem, biraz dağınık yaşam biçimini devralmıştı. Barbados ise İngiliz tarzını bir gelenek haline getirmişti. İngilizlerin gittikleri yerlere sadece silahlarını ve tüccarlarını değil; kendi dillerini, edebiyatlarını, disiplinli yaşam biçimlerini, polo ve kriket gibi oyunlarını, o meşhur beş çaylarını da götürdükleri bilinir. Elbette Fransa da muazzam bir kültür geleneğine, Racine’den Balzac’a uzanan devasa bir edebiyata sahip ama nedense İngiltere, gittiği topraklarda bu kültürü daha sistemli, daha katı kuralları olan bir “yaşam tasarımı”na dönüştürmüş. Bu etkiyi, Britanya İmparatorluğu’nun bir zamanlar bayrağını dalgalandırdığı ama on yıllar önce çekildiği Hindistan’dan Afrika’ya, Uzak Doğu’dan bu küçük adalara kadar her yerde görebilirsiniz. Fiziken gitmişler ama ruhları, sistemleri ve yaşam tarzları o topraklarda bir iskelet gibi kalmış.
Elbette lafı nereye getireceğimi anladınız; zira benim derdim hep aynı: Bir zamanların büyük imparatorluğu olarak bizim yaşam biçimimiz nedir? Bugün dönüp baktığımızda, terk etmek zorunda kaldığımız Balkanlar’da, Orta Doğu’nun tozlu çöllerinde, Kuzey Afrika’nın kıyılarında veya Kafkasya’nın sarp dağlarında bu Osmanlı-Türk yaşam tarzının etkileri hâlâ sürüp gidiyor mu, yoksa rüzgârın önündeki toz gibi tamamen silinip gitmiş mi?
Ne yazık ki bu sorulara gönül rahatlığıyla, göğsümü gere gere olumlu bir cevap veremiyorum. Beş yüzyıl boyunca at koşturduğumuz, vergi topladığımız, valiler atadığımız o uçsuz bucaksız topraklarda elbette bazı kelimeler, kahve kültürü, “imambayıldı” veya “baklava” gibi bazı yemekler birer hatıra olarak kalmış. Ama bir “yaşam tarzı” bırakmamışız. İngilizlerin Barbados’ta bıraktığı o sarsılmaz sistemin, o toplumsal düzenin benzerini biz ne Selanik’te bırakabilmişiz, ne Kahire’de, ne de Şam’da...
Bundan da acısı ve asıl can yakanı şudur: Bugün artık kendimize ana yurt edindiğimiz, “son kalemiz” dediğimiz Türkiye’de bile bütünlüklü, medeni bir yaşam tarzına sahip değiliz. Kendimizi kandırmayalım. Ne kendimize özgü, o eski sivil mimarinin zarafetini taşıyan evlerimiz kalmış, ne ruhumuzu dinlendiren o ince musikimiz, ne eski mutfağımızın o derinlikli lezzet dengesi, ne de o incelikli âdet ve alışkanlıklarımız...
Acayip bir raks
Bugün Akdeniz kıyılarındaki bazı otellerde “Türk Gecesi” adı altında turistlere sunulan o gösterilere bakın. Gelenek diye gösterdikleri şey, oryantalist bir fanteziden öteye geçmeyen göbek dansı. Oysa bu dansın, bu raks tavrının bizim köklü kültürümüzde, o ağırbaşlı Anadolu veya İstanbul yaşamında yeri yok.
Musahipzade Celal, Eski Türk Yaşayışı adlı kitabında bu durumdan acıyla söz eder; göbek dansını “Araplardan ithal edilen, geleneğimizde bulunmayan acayip bir raks” diye tanımlar.
Adına ister Türk deyin, ister Osmanlı, ister Anadolu; bugün hepimizi kapsayan, bizi diğer dünya kültürlerinden ayırt eden, estetik kaygısı olan medeni bir “yaşam tarzı»mız kalmadı. Belki eskiden, o konakların harem selamlıkla ayrılan ama bir o kadar da nazik dünyasında, o mahalle kültürünün dayanışmacı ve estetik kaygılı ikliminde vardı; ama şimdi yok.
Bugünlerde siyasetçilerin veya köşe yazarlarının dillerine pelesenk ettikleri o sahte çatışmalardan söz etmiyorum. İçki içenlerle içmeyenler, başını örtenlerle örtmeyenler gibi yapay kutuplaşmalar, aslında gerçek bir “yaşam tarzı” tartışması bile değildir. Bunlar sadece biçimsel, sığ kavgalardır. Benim sözünü ettiğim, çok daha temel, çok daha hayati bir olgu: Estetik ve ahlakın birleştiği o büy��k insani zemin.
Bugün artık hepimiz, o çarpık, ruhsuz mimariye, kulak tırmalayan ve kalbe değmeyen gürültülü müziğe, plansız ve estetikten yoksun bir şehirleşmeye, gittikçe yoksullaşan ve sadece nefret diliyle beslenen bir Türkçeye; bencil, köksüz ve geleneksiz bir hayata mahkûm edildik. Eski İstanbulluların o “estetik ahlakı”ndan, Anadolu’nun o bilgece sadeliğinden eser kalmadı.
Hiç olmazsa bu kültürel yıkımı, bu zevksizlik abidesini “gelenek” diye yutturmasalar bize! “Halkımız böyle yaşamak istiyor” diyerek, medeniyete, sanata, ormana, denize ve inceliğe susayan düzgün insanları “elitist” ya da “düşman” ilan etmeseler... Koskoca Selçuklu’nun, Osmanlı’nın o yüksek sanat ve mimari geleneğini, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Batı’nın bilimiyle Doğu’nun ruhunu birleştirmeye çalışan o aydınlık hamleyi, bugünün varoş hoyratlığına kurban etmeseler... Buna bile razı olacak noktadayız artık. Karayip rüzgârı bize sadece tuzlu suyun kokusunu değil, kaybettiğimiz bir medeniyetin yasını da getiriyor sanki.
Zülfü Livaneli @GazeteOksijen 30.01.2026
The richest world leaders ever, ranked:
1. 🇷🇺 Vladimir Putin - $200 Billion
2. 🇧🇾 Alexander Lukashenko - $9 Billion
3. 🇺🇸 Donald Trump - $7.2 Billion
4. 🇰🇵 Kim Jong Un - $5 Billion
5. 🇨🇳 Xi Jinping - $1.Billion (estimated)
6. 🇬🇶 Teodoro Mbasogo - $600 Million
7. 🇦🇿 Ilham Aliyev - $500 Million
7. 🇹🇷 Recep Erdogan - $500 Million
7. 🇷🇼 Paul Kagame - $500 Million
10. 🇿🇦 Cyril Ramaphosa - $450 Million
11. 🇰🇪 William Ruto - $400 Million
12. 🇫🇷 Emmanuel Macron - $31.5 Million
13. 🇨🇦 Mark Carney - $21.5 Million
14. 🇺🇦 Volodymyr Zelensky - $20 Million
15. 🇸🇬 Lawrence Wong - $5 Million
16. 🇵🇭 Bongbong Marcos – $3.5 Million
17. 🇲🇾 Anwar Ibrahim – $2.4 Million
18. 🇻🇪 Nicolás Maduro – $2 Million
Source: Yahoo Finance
Ukraynalı meslektaşlarla araştırmamız⬇️
Ukraynalı 510 yetim çocuk, işgal sonrası Antalya'da otellere yerleştirildi
🔺İhmal, şiddet, güvenlik zafiyeti yaşandı
🔺Otel çalışanları iki kız çocuğunu hamile bıraktı
🔺Ukrayna ve Türkiye’de soruşturmalar kapatıldı
https://t.co/NKh7zZ5Av4
Oğlum Murat Çakır İstanbul Üniversitesi Endüstri Mühendisliği; F-16 lisanslı, milli sporcu.
Cezaevine atıldıktan sonra da durmadı; İngilizce İktisat Fakültesini;
İlahiyat Fakültesini Arapça olarak bitirdi ve bir de üstüne hafızlık yaptı.
Böyle bir evladın adaletsizliğe mahkûm edilmesini açıklayacak tek bir dünyevi kelime yok.! @gergerliogluof
KHK’lara rıza gösteren bir toplumun iflah olacağını zannetmiyorum.
Bugünkü hukuksuzlukların orijininde KHK’ları üreten 20 Temmuz rejimi vardır.
Bugün tecrübe ettiğimiz her türden zulüm bu rejimin türevleridir.
130 kişinin intihar ederek 1300 den fazla insanın hastalanarak veya bilmediği işlerde çalışırken iş kazasında öldüğünü biliyor musunuz?#KHKlarÖldürüyor
Avrupa'da 5 yılda yaklaşık Kıbrıs adası kadar alan yeşilden griye döndü ve betonlaştı
Bu kaybın beşte birinden fazlasını tek başına Türkiye oluşturdu
Türkiye, 1860 kilometrekare ile kıta genelinde en fazla yeşil alan kaybeden ülke oldu
@pelinunker
https://t.co/kj0u4mRSZy
Sumud filosu Gazze sınırlarına geldiği noktada saldırıya uğruyor. Tam bu esnada aynı lokasyondaki Türkiye’den İsrail’e giden ticari gemileri görüyorsunuz. Tarih bu utancı unutmayacak!
Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na yapılan saldırıyı lanetliyorum.
Onlarca gemiden oluşan Küresel Sumud Filosu, günlerdir Gazze'ye doğru yol alıyor. Filoda özellikle tıbbi yardım malzemeleri olmak üzere çok miktarda insani yardım bulunuyor.
Gazze’yi açlığa, kıtlığa mahkum eden soykırımcı İsrail neredeyse tüm dünyayı karşısına almış, ne kanun ne kural hiçbir şey tanımıyor. ABD'de Gazze için nutuk atanlar bu yaşananları nereye koyuyor? #FreePalestine
Trump görüşme öncesinde 2020 seçimlerinden sonra Beyaz Saray'dan uzak kalmasından bahsederken "hileli seçimlere" atıfta bulundu.
Daha sonra parmağıyla Erdoğan'ı göstererek "Hileli seçimleri herkesten daha iyi bilir" yorumunu yaptı.
https://t.co/NCZu81oyH4