Gündem Çalışması Başladı
📍 Hem Türkçe hem İngilizce
Gazze’de Bitmeyen Vahşet
🕯️ #EndlessBrutalityInGaza
21:30’da, Vicdanı olan herkesi bir olmaya, ses vermeye çağırıyoruz.
Çünkü "Sen yoksan, kimse yok."
Modern Dönemin Kimliksizleştirme Projesi:
Günümüz dünyasında birey ve toplum düzeyinde yaşanan kimlik aşınması, sıradan bir kültürel değişimden ibaret değildir.
Bu, organize, bilinçli ve sistematik biçimde yürütülen küresel bir tasavvurun parçasıdır.
İnsanlığın kadim değerlerinden, ontolojik ve metafizik köklerinden koparılması, yalnızca sosyolojik bir vakıa değil; aynı zamanda derin bir ahlaki, teolojik ve varoluşsal krizdir.
Bu çalışma, söz konusu krizin unsurlarını ele alarak, onun ardındaki şeytani planın mahiyetini ve bu plana karşı duruş eksikliğini ortaya koymayı hedeflemektedir.
Modern çağ, bireyi tanımsızlaştıran, toplumu ise köksüzleştiren bir dönüşüm sürecine tanıklık etmektedir.
Karaktersizlik, cinsiyetsizlik, aidiyetsizlik ve ruhsuzluk gibi kavramlar, sadece bireysel yozlaşmayı değil; küresel ölçekte yürütülen kimliksizleştirme politikasının en belirgin çıktılarıdır.
Bu süreç; ne tesadüfi ne de sadece kültürel evrimle açıklanabilir. Aksine, bu durum; insanın fıtratına, dinî değerlerine, ontolojik hakikatine karşı bilinçli bir müdahale ve saldırının neticesidir.
Karaktersizlik: Bireyin ahlaki pusulasını kaybetmesi, erdemli davranıştan uzaklaşması ve nihayetinde iyi-kötü ayrımını yapamaz hâle gelmesi.
Cinsiyetsizlik: Cinsiyetin biyolojik ve fıtri hakikat olmaktan çıkarılıp, ideolojik bir tercih düzeyine indirgenmesi.
Romantizm Tuzağı: Sevginin ilahi bir bağdan çıkarılarak haz merkezli bir tüketime dönüştürülmesi.
Aidiyetsizlik ve Kimliksizlik: Toplumsal, kültürel ve dini aidiyetlerin “bireysel özgürlük” adına reddedilmesi.
Ölçüsüzlük: Haddi aşan, sınırsız ve denetimsiz bir özgürlük anlayışı ile hayatın tüm alanlarında değer erozyonu yaşanması.
Ruhsuzluk ve Dertsizlik: Manevî kaygılardan yoksun, sadece maddi başarıya endekslenmiş, duygusuz birey tipolojisi.
Dinsizlik: Dinî değerlerin “gerici” ya da “baskılayıcı” olarak etiketlenerek sosyal hayatın dışına itilmesi.
Bu kimliksizleştirme süreci, insanı yeryüzündeki hilafet görevinden, Allah’a kul olma sorumluluğundan uzaklaştıran bir projedir.
Şeytanın Kur’an’da yer alan ilahî nizamı bozmaya yönelik vaadi (“Andolsun ki onları saptıracağım, onları boş kuruntularla avutacağım…” – Nisa, 119) bu bağlamda yeniden düşünülmelidir.
Küresel ölçekte yürütülen bu plan, tam da bu vaadin modern tezahürüdür: Fıtratı bozmak, aileyi dağıtmak, inancı zayıflatmak ve insanı hakikatten koparmak.
En büyük tehlike, bu tehdit karşısında ciddi bir duruşun, anlamlı bir karşı planın olmamasıdır. Batı merkezli bu kimlik aşındırma politikaları karşısında İslami toplumlar büyük ölçüde tepkisiz kalmakta; entelektüel, kültürel ve dini düzlemde etkin bir karşı söylem üretilmemektedir. Hâlbuki bu kriz, sadece bireysel ahlakla değil; toplumsal inşa, eğitim, medya, kültür ve siyaseti içine alan bütüncül bir direnişi zorunlu kılmaktadır.
Bugün insanlığı tehdit eden en büyük tehlike, görünürde teknolojik ilerleme, bireysel özgürlük ve küresel entegrasyon adı altında yürütülen bu şeytani projedir. Bu plan, insanın ruhunu, ahlakını, inancını ve aidiyetini sistematik biçimde hedef almaktadır. Buna karşı duruş ancak köklü bir iman, sağlam bir medeniyet tasavvuru ve ahlaki-entelektüel dirilişle mümkündür.
Zira “şeytanın dostları” ancak “Rahman’ın dostları” tarafından bertaraf edilebilir.
Özgürlük Değil, İfsat:
Ahlâksızlığın Meşrulaştırılamaz Yüzü
Özgürlük, insanlık tarihinde en çok yüceltilen kavramlardan biridir. Ancak, bu yüceltme çoğu zaman kavramın anlamını aşındırarak bir ifsada dönüşmektedir.
Zira özgürlük, özünde sorumlulukla sınırlandırılmış bir haktır.
Sorumluluktan azade bir özgürlük anlayışı, insanın ahlaki ve toplumsal varlığını zedeleyen bir anarşiye dönüşür.
Bugün bazı çevreler tarafından küfür, edepsizlik, ahlaksızlık, şerefsizlik ve şiddet, “ifade özgürlüğü” kisvesi altında meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu, sadece toplumsal barışı değil, insan onurunu da açıkça tehdit eden bir sapmadır.
📜İslam düşüncesinde özgürlük, başıboşluk değil; kul olmanın şuuru içinde sınır bilmek demektir.
Kur’an-ı Kerîm'de, "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav" (Fussilet, 34) buyrulurken, sözün, davranışın ve niyetin dahi bir ahlaki zemine oturması gerektiği öğütlenir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise "Mümin, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Tirmizi, İman 12) buyurarak özgürlüğün, başkalarının hakkına saldırı değil; onların hakkını gözeten bir sorumluluk olduğunu vurgular.
Türk-İslam medeniyeti, kelimenin tam anlamıyla bir “edep medeniyeti”dir. Sözün, sesin, davranışın terbiyeye tabi tutulmadığı bir toplumda irfan körelir, hikmet susar.
Karacaoğlan'dan Yunus Emre’ye, Mevlânâ’dan Hacı Bektaş’a kadar bütün irfan önderleri, kelimenin değil hikmetin özgür olmasını savunmuşlardır.
Toplumun kutsallarına küfretmek, dinî değerlerle alay etmek, bireylerin onur ve şerefini hedef almak; ne ifade özgürlüğüyle ne de kültürel bir bilinçle izah edilebilir. Bunlar, kelimenin büyüsünü değil; vicdanın çürümesini temsil eder.
⚖️ Modern hukuk sistemleri dahi, sınırsız bir ifade özgürlüğünü kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ifade özgürlüğünün, başkalarının şeref, onur ve inanç haklarıyla sınırlı olduğu açıkça belirtilmiştir.
Zira özgürlük, başkalarının mahremine kastetme izni değildir; kamusal ahlâkı ve sosyal huzuru bozmadan yaşama hakkıdır.
Hiçbir birey, “özgürüm” diyerek kutsala hakaret etme, edepsizliği yayma, ahlaksızlığı teşvik etme ya da şiddeti estetikleştirme hakkına sahip değildir.
Bunlar ifade değil, ifsat özgürlüğüdür ve meşrulaştırılamaz.
Özgürlük, hakkın ve hududun iç içe geçtiği bir dengedir. Küfrün, edepsizliğin, ahlaksızlığın, şerefsizliğin ve şiddetin bir “özgürlük hakkı” gibi savunulması, sadece bireysel vicdanı değil, toplumun ruhunu da felce uğratır.
Gerçek özgürlük, kelâmı hakla yoğurmak, sözü edeble bezemek ve yaşadığı topluma rahmet olmaktır.
#LemanDergisiKapatılsın
İsrail siyonist emelleri yüzünden Dünya'nın huzurunu kaçırmıştır.
Hiristiyan siyonizmi Evangelistler de buna destek veriyor..
Buna dur diyecek insanlığın KIYAM'da bulunmasıdır.
Arzı Mevud hayali için Suriye engeline takılan Siyonizm, İran'a saldırarak Şah rejimini yıktan sonra İran devrimine verdiği desteğin diyetini yillar sonra talep ediyor.. İsrail'in saldırganlığı bundan.
İran hayal edilen topraklar arasında.
@Ferdi_Karabasan
Hiçbir uçağın kitlenemediği ve Radara yakalanmayan F-35 savaş uçağı 200 milyon USD!
Sahiplerine kötü haber var!
Aselsan'ın S-400'e entegre ettiği radarlar tesbit edip indiriyor!
Radar üslerimiz bölgede dolaşan F-35'i görüyor ve uçaklarımızda F-35'e kitlenen yazılım var!
#savaş
-İsrail 9 ayda 17 bin çocuğu öldürdü diyoruz.
-'Ama Hamas' diyor.
-İsrail 9 ayda 40 bin sivili öldürdü diyoruz.
-'Ama Hamas' diyor.
-İsrail camileri, kiliseleri, hastaneleri, okulları, evleri bombaladı,2 milyon 3 yüz bin kişiyi yerinden etti diyoruz.
-'Ama Hamas' diyor.
-İsrail enkaz altındaki insanları kurtarmaya giden kurtarma ekiplerini vurdu,
İsrail küvezdeki çocuklar ölsün diye elektrikleri kesti,
İsrail haber yapan gazetecileri öldürdü,
İsrail tarım alanlarını yaktı,
İsrail açlığı silah olarak kullanıyor,
İsrail Gazze'deki evlerin %70'ini yıktı,
İsrail öldürdüğü kadınların ziynet eşyalarını çaldı.. Diyoruz.
'-Ama Hamas terör örgütü' diyor.
Kim diyor.
İmamoğlu Hamas terör örgütü diyor, beslemeleri de koro halinde nakarat yapıyor.
İsrail Dışişleri Bakanı Türk bayrağının ve Sultanahmet Meydanı'nı alevler içinde yanarken gösterip Erdoğan'ı tehdit ettiği X paylaşımda İmamoğlu'nu değil de CHP'nin Kadıköy örgütünden mahalle başkanını mı etiketleyecek?
Bir Türk Nasıl Olur da?
Kendileri dışındaki insanların köle olarak yaratıldığına inanan
Türkiye'nin 22 İlini kendi toprakları sayan
Çanakkale'de Siyon Katır Birliği kurup Türklerle savaşan
Pkk'yı her platformda destekleyen
İsrail'e taraf olur. Anlayan varsa söylesin.
Hamas iki milyarı aşan nüfusu olan İslam dünyasının onurunu, izzetini savunan en haklı direniş hareketidir!
Dünyanın en özgür ve onurlu insanları Gazzelilerdir!
Hamas'a ısrarla terörist diyen kanı bozuklar insan değil, bizden değil!
Kurtuluş Savaşı'nda Avrupa'ya kaçan İzmir ve İstanbul'un zengin zü**eleri, savaş sonrası dönüp geride kalan Anadolu'nun yorgun çocuklarına savaş açtı.
Ve bu savaş hiç bitmedi.
Kısa sürede bitecek gibi de görünmüyor.
Görünmüyor çünkü;
İşte o zengin zü**elerinin torunları,bugün Anadolu'nun çocuklarının bütün değerleri ile savaşmaya devam ediyorlar.
-Vatan aşkları ile savaşıyorlar.
-İslâmî değerleri ile savaşıyorlar.
-Manevi değerleri ile savaşıyorlar.
-Milli değerleri ile savaşıyorlar.
-Aile kavramları ile savaşıyorlar.
-Kültürel değerleri ile savaşıyorlar...
Vatan hassasiyetleri ile savaşıyorlar!
Nasıl mı?
Buyurunuz.
PKK özerklik ilan ederek Hendek-Çukurlar kazıp, Güneydoğu'yu kopararak ülkeyi bölme girişimi başlattığında,operasyona başlayan güvenlik güçlerinin değil PKK'nın tarafında yer alanlar kimlerdi?
1.200 küsur akademisyen, operasyona çıkan güvenlik güçlerine karşı ihanet dolu bir bildiriye imza atmadı mı?
O bildiriye imza atan akademisyenlerin elebaşını CHP'nin Genel Başkanına danışman olarak atayan kimdi?
Tehlike Suriye'den gelir.
PKK'nın Suriye topraklarından attığı roketle Ceylanpınar'da okulda ders gören çocuklar sınıfta ölür.
PKK'ya ne bir lanetleme,ne de en küçük bir eleştiri yapmadan başlarlar 'Sınırları bile koruyamıyorsunuz' diye ortalığı ayağa kaldırmaya.
Roketin Suriye'den, PKK tarafından atıldığını bilmiyorlar mı?
Bal gibi de biliyorlar!
Sorunu kaynağında çözmek ve Zeytindalı harekâtını başlatıp, terörü kaynağında yok etme amacıyla sınır ötesi harekat için meclise teklif getirilir.
Başlarlar bu defa 'vayy ne işimiz var Suriye'de' diye anırmaya ve basarlar tezkereye 'Hayır' oyunu.
Bunlara rağmen tezkere meclisten geçer,operasyon başlar.
Bu defa içeriden Suriye'li sığınmacı sorununu kaşımaya başlarlar.
Öyle ya!
'Bu hükümet dünyanın en iyi işini yapsa bile onu alkışlamayız' diyen bunlar değil miydi!
En iyi bileni dün Mavi Vatan'ı mavi hayal olarak nitelendiren,buram buram ihanet kokan ve partisi tarafından kurumsal olarak desteklendiği açıklanan bir açıklamaya imza attı.
1936'da Yunanistan'ın 3 mil olan kıta sahanlığını 6 mile çıkaran CHP'nin, mavi vatan karşıtlığı Yunan sevgisinden mi kaynaklanıyor bilemeyiz ama, bildiğimiz bir şey varsa o da Türkiye'nin âlî çıkarlarıyla bağdaşmaması olup,bu söylemlerin Yunanistan'ı cesaretlendirmesidir.
Fetö'cülerin güvenli limanı,DHKP-C'lilerin eğitim alanı ve PKK'lıların elini kolunu sallayarak gezdiği Avrupa'nın şımarık çocuğu Yunanistan'a bu cesareti vermek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hangi çıkarına hizmet eder?
Gazze'de katledilen 20 bin çocuğun bile bunlarda bir tek sokak köpeği kadar kıymeti olmadı.
Bütün dünya ayağa kalkarken bunların vicdanında yaprak kımıldamadı.
Sahi.
Aylan bebeğin,şezlonglarının dinine vuran cesedinin harekete geçirmediği vicdanlar Gazze'de katledilen on binlerce çocuklar için neden kımıldasın?
Oysa Anadolu'nun savunması Gazze'den başlar.
Bunun aksini iddia etmek ya cahilliktir ya da ihanet!
Bunu ya bilmiyorlar,ya da bildikleri halde Arapların sorunu diyerek sorunun üstünü yalanları ve algı yönetimindeki üstün kaabiliyetleri ile kapatıp İsrail'e alan açıyorlar.
Gazze düştüğünde İsrail'in gözünü dikeceği ilk yerin Kuzey Kıbrıs olacağını,bunun da Mavi Vatan doktrinimizi akamete uğratacağını bilmiyor mu sanıyorsunuz bunlar.
Hem de adları gibi biliyorlar.
Biliyorlar,cibilliyetlerinin de gereğini yapıyorlar.
Savaştan kaçan zengin zü**elerinin torunları da cibilliyetinin gereğini yapıyor.
Anadolu'nun çocukları da.
Saflar net.
Görmek isteyene..
iran topraklarında israilin Spike füzesinin işi ne?
iranın bundan nasıl haberi olmaz?
Bugünkü iranı kuranlara iranın bir desteği olduğu aşikar..
Tıpkı Almanyanın siyonistlere vermiş olduğu destek gibi.
Düşünün Haniye'yi vuran füze pencereden direkt odaya giriyor.
3 km. çapında bir yerde İran topraklarında İsrail spike füzesi.
İran'ın haberi yok öyle mi? :)