‘80 sonrası şiiri içinde, az yazan, ortalarda görünmeyi pek sevmeyen bir şair olarak bilinir Seyhan Erözçelik. Belki de hep öyle kaldı: Görünmeyen…Ölümünün 15. yılında saygıyla anıyorum.
Nikolay Gogol’ün "Palto" hikâyesinde, sıradan ve kimsenin fark etmediği bir memur olan Akakiy Akakiyeviç, hayatındaki tüm yoksunluğu yeni bir palto diktirerek aşmaya çalışır. Yemeden içmeden kesilip aylarca para biriktirerek aldığı o palto, onun için soğuktan korunacak bir eşya değil; toplumda nihayet "görünür" olmasını sağlayan bir saygınlık zırhıdır. Ancak bu değerli palto çalındığında, Akakiy sadece bir giysiyi kaybetmiş olmaz. Hakkını aramak için gittiği makamda yediği ağır azarın şokuyla sokaklara düşer. Petersburg'un dondurucu ayazında paltosuz yürümek zorunda kalan Akakiy, ağır bir ateşe tutularak yatağa düşer ve kısa süre sonra ölür.
İnsan, toplum içinde kendine bir yer edinebilmek için çoğu zaman sahip olduğu nesnelerin gücüne sığınır. Statü, kıyafet veya bir ünvan; kişiye içsel bir değer katmaz, sadece dış dünyanın ona gösterdiği o sahte saygıyı satın alır. Kalabalıklar aslında bireyin kendisine değil, onun büründüğü o gösterişli örtülere itibar ederler. Bireyin bütün varoluşunu ve özgüvenini dışarıdan gelen bu maddi eklentilere bağlaması, onu o zırhı kaybettiği an hayata karşı tamamen savunmasız ve çıplak bırakır. Kişiliğe değil, sadece sahip olunan nesneye veya etikete duyulan saygı, o güç elden gittiği an kaybolmaya mahkûmdur.
Türk tiyatrosunun ve edebiyatının değerli isimlerinden Bilgesu Erenus’un vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Kaleme aldığı eserlerle tiyatro edebiyatında derin izler bırakan, repertuvarımızda yer alan Yaftalı Tabut oyununun yazarı Bilgesu Erenus’u saygı ve rahmetle anıyoruz.
Değerli yazarımız için 8 Ağustos Cumartesi günü saat 10.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlenecektir.
İBB Şehir Tiyatroları ailesi olarak, değerli sanatçımıza Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm sanat camiasına başsağlığı diliyoruz.
#BilgesuErenus #ŞehirTiyatroları
Deniz kıyısındaki bu kasabada insanlar içki içer, susar ve birbirlerine yavaş yavaş çürümeyi öğretir. O ise başka bir şeye inanır: Bir gün denize döneceğine.
“Biraz korkutucu, biraz kutsal.”
— Maggie Nelson
Denizler, Süheyla Abanoz çevirisiyle Dedalus'ta.
https://t.co/Xm0yLH9wKM
"Ey kör!
Bu yer,bu gök,bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende bir nefestir alacağın, o da boştur boş!"
Ömer Hayyam
"Fırtına dindiğinde, nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız. Ama bir şey kesin: Fırtınadan çıktığınızda, içeri giren kişiyle aynı kişi olmayacaksınız." — Haruki Murakami
“Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle.”
Yattığın yer incitmesin #ahmettelli
Fark ettiniz mi bilmiyorum, insan layık olmadığı şeyi üzerinde taşıyamıyor. Bilgi fazla gelirse kibirleniyor, zenginlik fazla gelirse görgüsüzleşiyor, güç fazla gelirse başkalarını aşağılıyor. Yani özne ile edim arasında bozulan o orantıyı saklayamıyor, mutlaka sızdırıyor dışarı.
Şiir kitapların geldi mi diye şehirdeki tek kitabevine günaşırı uğradığım yaşta değilim artık,kalbim 16 yaşımın aşkını taşıyacak kadar kalender değil,günlerdir senin adınla başlayan cümleleri sus deyip kesiyorum,iyi olmazsan gençliğimiz viran olacak,kuşlar da gidecek #ahmettelli
İnsancıl dergisinin kurucusu, yazar, dostumuz Cengiz Gündoğdu’nun ölüm haberini büyük bir üzüntüyle aldık.
Saygıyla anıyor; İnsancıl ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
@avtubatorunn Byung-Chul Han kitapları yeni dönemi anlamak için önemli veriler sunuyor."Yorgunluk toplumu","Palyatif toplum" ilk anda okunacak kitaplar bence.
Hani Brezilya’lı yazar Jorge Amado, “İnsanın anayurdu, çocukluğudur” demiş ya, hangimiz dünyanın gerçekliklerinden kaçıp, çocukluk dünyamızın anı ve duygularına özlemle sığınmıyoruz ki? Ruhuma en yakın bestecilerden Robert Schumann’ı doğumunun 216. yıldönümünde,
Filozoflardan “öğrendikleri”ni ilkokul çocukları gibi tekrarlamakla, metinleri anlamadan papağanlar gibi aktarmakla felsefe yaptıklarını sanıyorlar. Herakleitos’un deyişiyle ne dinlemeyi ne konuşmayı biliyor ne de öğrendikleri üzerine düşünüyorlar. Varlıkları ile yokluklar aynı.
"Yaşam ne denli gecikirse geciksin, ölüm hep zamanında gelir."
Oruç Aruoba hizada durmayı reddeden daktilosuyla bu dünyanın çarpıklığına tek kişilik bir mesafe koydu. İnsanın kendi yangınıyla yüzleşme cesaretiydi yazdıkları. Kendi uçurumunu sadakatle taşıyarak geçti "ile" diyerek bağlandığı bu yaşamdan; çünkü bilirsin, "yerini yadırgayan bir fidan gibi" köksüz ve göçebeydi hep zamanın karşısında.
Kitlelerin değil, sadece kendinin eseri olan o yalnız yürüyüşe saygıyla.
Bir kahve lütfen, merci.