Bir öğretmen intihar ettiğinde, bir MESEM öğrencisi çalışırken kolunu kaybettiğinde, yaşamını yitirdiğinde, kaybolduğunda, bir öğrenci şiddete, bir öğretmen mobbinge maruz kaldığında, bir köyde servis olmadığı için bir çocuk okulu bırakmak zorunda kaldığında, bir çocuk beslenme çantası götüremediği için aç kaldığında, bütün bunlar karşısında ilgili devlet kurumunun yapması gereken ilk şey sorumluluk almaktır. Ardından da bu sorunların tekrar yaşanmaması için her eleştiriyi önemsizleştirmek değil, önleyici ve koruyucu politikaları hayata geçirmektir.
Ağrı’daki öğretmen de, tarlada çalışan çocuk da, okul yolundan dönen öğrenci de kendisini yalnız ve sahipsiz hissetmemeli. Sosyal devlet, sorunları görmezden gelen değil, yurttaşının acısını hisseden, utanan, özür dileyen ve ilk sorumluluğu kendi üstüne alan ve çözüm üretendir. @tcmeb
Ruşen Çakır (@cakir_rusen): "Kılıçdaroğlu intikam istiyor ve bu intikamı 2023'te yenildiği Erdoğan'dan değil, kurultayda yenildiği Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinden almak istiyor. Bu ikiliden intikam almak isterken de Erdoğan'ın desteğine ihtiyacı var, şu ana kadar da o desteği buldu"
➡️ https://t.co/4qAme6edmo
Bazı yoklukların yerine hiçbir şey konmuyor.
Yük ağırlaştığında,
omuz verecek bir dost aradığında,
dönüp bakınca eksikliğini hissettiğinde…
Birlikte yürüdüğümüz yollar burada. O yollardan çok daha fazlasını yine seni yanımızda hissederek aşacağız.
Hatıran da hayallerin de bize emanet…
Küçücük bir yayınevimiz var. İşimiz edebiyat ve düşünce kitapları ve dergisi yayımlamak.
Her yıl devlete ödediğimiz verginin 10'da biri kadar para kasamızda kalmıyor. Yayınevimizde tek kuruş birikemiyor.
Efendiler kalkmış, yabancı büyük sermayeye paranı getir 20 yıl vergi yok diyorlar. Rezillik.
Kültür sanat alanında faaliyet gösteren bütün şirketlerin, yayınevlerinin, tiyatroların, sinemacıların, müzisyenlerin ve bunlar gibi sanat kurumlarının vergi oranı yüzde 5'e kadar düşürülmeli. Kültür sanattan daha çok vergi mi alırmış. Bunu yıllardır söylüyorum, içerde de kulak asan, bunun mücadelesini veren yok.
"Utanç" demişti Bergman, "Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak "kibir" denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir."
Ingmar Bergman "Shame" (Utanç)
6 yılı aşkın süre CHP’ye ve içime işlemiş olan foto muhabirliği görevime inançla hizmet ettim. Karşılığında aldığım şey ise SGK’dan bir SMS ile Kod 48 oldu!
Koltuklar değişir, yönetimler değişir, kararlar değişir. Ama verilen emek ve yaşananlar hafızalarda kalır! +++
Kemal Kılıçdaroğlu'nun okuduğu bilinen BirGün gazetesinde yayımlanan açık mektuplara şair Şükrü Erbaş da katıldı.
"Kaymakla dibi bulmak arasında uzun mesafe yoktur. Siz dibi buldunuz ama yine de kulağınızda olsun istedim.
Size birileri 3000 yıl sonra Truva Atı görevi verdi. Bu hile 3000 yıl önce zekiceydi ama bugün Truva Atı'nın içinde yalnızca siz varsınız ve bu çok zavallı bir hile.
Kaldı ki siz bu zeki hileye bile itibar etmeden akıl almaz bir kaba şiddetle 'evinize' girmeye çalıştınız! Ne büyük utanç!
13 yıl boyunca arkanızda 100 yıllık bir büyük yapı varken yapamadığınız ne var da şimdi yanınızda üç muhteristen başka kimse yokken yapacaksınız?
Benim ve çocuklarımın geleceğini siz nasıl hırslarınız için, bir başka kötülük örgütlenmesine peşkeş çekmeye cüret edebiliyorsunuz?
Toplum ve partinizin tabanı sizi istemedi. Hepsi bu. Bunda anlaşılmayacak ne var?
İçinde büyüdüğünüz o olağanüstü kültürün dünyaya öğrettiği en yüce erdem utanma duygusu iken siz nasıl böyle düşkün birisi oldunuz?
Bir başka basit soru, ölümü hiç düşünüyor musunuz?
Siz, yaşınız gereği '68 kuşağı'ndan sayılırsınız. Zerre kadar fikretseydiniz, bugün yaptığınızın Deniz-Yusuf-Hüseyin'i bir daha asmak olduğunu görürdünüz. Bu nasıl bir kör bilinç!
Bir başka tuhaflık da siyasi hayatınız boyunca sizi aşağılayan herkes şimdi alkışlıyor. Nasıl olur da bunu size verilmiş bir değer sanırsınız?
İnebileceğiniz çukurları düşündükçe bu kayıtsızlık ürküntü veriyor.
Sizinle hiçbir sorunum, ilişkim yok, olamaz.
Sorun, ülkenin temel demokrasi-özgürlük-adalet ve insan hakları sütunlarına baltayla saldıranlarla sizin de saldırmaya başlamanızdır.
Siz 'koçbaşı' olmaya talip oldunuz ama bu çok acıklı bir seçim.
Hem gücünüz yok, hem yıkacağınız sur çok sağlam, hem de o surun içinde oturarak bu yapılamaz.
Koçbaşıyla dışarıdan içeriye saldırılır değil mi?
Sizin durumunuz için siyasi ölü kavramı kullanılır bilirsiniz.
Ölümünüz hayırlı olsun!"
(BirGün)