Top Tweets for #KELAM
İSRAİLOĞULLARI'NIN DİNİ NASIL BOZULDU?
(Sapkınlık İsrailoğulları ile sınırlı mı kaldı?)
#Helenizm #Felsefe #Kelam
▪️Urve bin ez-Zubeyr bin el-Avvâm
— «İsrailoğulları'nın (dini) durumu, içinde hiçbir (bozukluk) olmaksızın hep (istikamet ve) denge üzere devam ediyordu. Ta ki içlerinde İsrailoğulları'nın başka milletlerden esir edindikleri kadınların çocukları olan 'melez/sonradan (yabancı fikirlerle) türeyen nesil' yetişene kadar.
Onlar (bu melez nesil, nassa ve geleneğe yabancı olduklarından dini meselelerde) şahsi kanaat ve akıllarıyla konuşup (hüküm verdiler); böylece onları saptırdılar.»
(Musned ed-Darimi, No: 122)
▪️Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
— «"Sizden öncekilerin yollarını/yöntemlerini muhakkak ki karış karış ve arşın arşın harfiyen izleyeceksiniz. Öyle ki, onlar bir keler (çöl kertenkelesi) deliğine girseler, siz de kesinlikle o deliğe peşlerinden gireceksiniz!"
Biz dedik ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! (Kastedilenler) Yahudiler ve Hristiyanlar mıdır?"
(Bunun üzerine Rasûlullah) şöyle buyurdu: "Başka kim olacak?"»
(Sahîh el-Buhârî, No: 3456)
▪️Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) yine şöyle buyurmuştur:
— «Şüphesiz ki Allah; ilmi, kullarının (kalplerinden ve zihinlerinden) bir anda sökmek (suretiyle) çekip almaz. Lakin ilmi, alimlerin ruhlarını kabzederek (onları vefat ettirerek) alır. Nihayet (yeryüzünde) tek bir alim bile bırakmadığında; insanlar kendilerine cahil önderler edinirler. Onlara (dinî meseleler) sorulur, onlar da ilimsizce fetva verirler. Böylece hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.»
(Sahîh el-Buhârî, No: 100)
▪️Avf bin Mâlik el-Eşca'î (radiyallahu anh) şöyle nakletmiştir:
Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün gökyüzüne baktı ve şöyle buyurdu:
— «"Şu an, ilmin (yeryüzünden) kaldırıldığı bir vakittir."
Bunun üzerine Ensar'dan kendisine Ziyâd bin Lebîd denilen bir adam şöyle dedi:
— "Ey Allah'ın Rasûlü! İlim (satırlara) yazılıp sabitlenmiş ve kalpler de onu ezberleyip kavramışken ilim nasıl kaldırılır?"
Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurdu:
— "Halbuki ben de seni Medine ehlinin en fakihlerinden sanırdım!"
Ardından ona, ellerinde Allah'ın kitabı bulunduğu halde Yahudilerin ve Hristiyanların (nasıl) sapkınlığa düştüklerini anlattı.»
(Buhârî, Halku Ef'âli'l-İbâd, s. 79)
İnsan, hayatının en büyük kararlarını bazen ne istediğine göre değil, istediği şeyin uğruna kim olmaya razı olduğuna göre verir.
#GeceyeBirSöz #GeceyeNot #Kelam

İbn Arabi'ye göre Firavun'un sorusu doğruydu. Yanlış olan cevaptı ya da cevabın biçimi. İbn Teymiyye ise konuyu anlamadan itiraz etmiştir. https://t.co/B03sIKRUwQ
MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Zühal Topcu: "MHP, Türk milletinin iradesinin kalesidir”
https://t.co/VYxPmqPlSv
#MHP #SiyasetveLiderlikOkulu
#kalem #Kelam #İlham

İmam Gazâli Neden Çok Önemli Bir Alimdir?
@myavuzseker
İhyâ-u Ulûmid-dîn kitabını satın almak için:
https://t.co/4xjlefP4YT
#süreyyakitap #ihyauulumiddin #mehmetyavuzşeker #imamgazali #tasavvuf #kelam #fıkıh #felsefe
AKLIN REHBERİ: VAHİY
#Felsefe #Kelam #Akıl
"Akıl" kelimesi mücmel kavramlardandır.
Sıradan insandan düşünüre, filozoftan kelamcıya kadar herkes "aklîlik" iddiasında bulunur.
Dolayısıyla herkesin aklı sahibini farklı öncüllere, farklı bakış açılarına, farklı normlara ve bambaşka sonuçlara sevk eder. Bu nedenle aklın üzerinde hâkim olacak, akıllar arasındaki ihtilâfı giderecek, akla yön verip onu besleyecek, ona ışık tutup rehberlik edecek hâricî bir kaynağa ihtiyaç vardır. Üstelik bu kaynak beşerî de olmamalı, bilakis ilâhî olmalıdır.
Bu kaynak hiç şüphesiz; akılları yaratan, fıtratları düzenleyen, nefislere fücûru ve takvâyı ilhâm eden Rabb'in katından gelen vahiyden başkası değildir.
"Allah, şöyle buyurdu: 'Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (=cennetten) inin. Benden size bir rehber geldiğinde, kim benim rehberime uyarsa artık o (dünyada) sapmaz ve (ahirette de) sıkıntı çekmez.'" (Tâhâ Suresi, 123)
"Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin hevâsına uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından (açık bir) rehber gelmiştir." (Necm Sûresi, 23)
"...'Eğer bize (rehberlik yapacak) bir kitap indirilseydi biz onlardan daha çok hidayette olurduk' demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size Rabbinizden açık bir delil, bir rehber ve bir rahmet gelmiştir." (En'âm Suresi, 157)
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerdeki (şüphe/nifak ve şirke) bir şifa, müminlere bir rehberlik ve rahmet gelmiştir." (Yûnus Suresi, 57)
"...De ki: 'Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu (Kur'an), Rabbinizden gelen açıklama (ve deliller), iman eden bir toplum için bir rehber ve rahmettir.'" (A'râf Suresi, 203)
"Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi kendisine güzel görünen ve hevâsına uyan kimse gibi olur mu?" (Muhammed Sûresi, 14)
Kısacası vahiy aklın düşmanı değildir. Aklın elinden tutar, aklın - önünü görmesini sağlar, akla normlar ve öncüller gösterir, aklın eline bir terazi ve ölçü verir.
Vahiysiz akıl ise şaşkındır, karanlıktadır, yolunu bulamaz, tereddüt ve şüphe arasında gidip gelir, zann ve hevâ ile başbaşadır, nefsinin zannî direktifleri ve tartışmaların gâlibî yönüne göre ancak 'hakkı' belirler.
Allâhu'l-Muste'ân.
Allâh'ın fiilî sıfatlarını ve Allâh'ın "elini" ilk defa "kudret/güç" olarak tevil edenler ve Yunan felsefesi etkisiyle Tevrat ve İncil'in metinlerine, sembolik, bâtınî ve mecâzî anlamlar yükleyenler;
#Kelam
▪️Helenist Yahudi İskenderiyeli Philo [ö. MS 50] (Philo, Concerning Noah’s Work as a Planter, XIII, 50):
— "Bunun 'Tanrı'nın elleri tarafından hazırlandığı' ifadesi, O'nun dünyayı yaratan güçleri tarafından yapıldığı anlamına gelir."
▪️Ve Philo'dan etkilenen Hristiyan Filozof İskenderiyeli Klement [ö. MS 150/215] (Clement, The Stromata, V:XI):
— "Bu yüzden hiç kimse, ellerin, ayakların, ağzın, gözlerin, içeri girip dışarı çıkmanın, küskünlüklerin ve tehditlerin İbraniler tarafından Tanrı'nın sıfatları olarak söylendiğini hayal etmesin. Kesinlikle hayır; ancak bu tanımlamaların bazılarının alegorik bir anlamda daha kutsal bir şekilde kullanıldığını, söylem ilerledikçe uygun zamanda açıklayacağız."
— "O halde, cisimlere ve cisimsel olmayan şeylere ait her şeyi soyutlayarak kendimizi Mesih'in büyüklüğüne atarsak ve oradan kutsallık aracılığıyla uçsuz bucaksızlığa [sonsuzluğa] ilerlersek, O'nun ne olduğunu değil, ne olmadığını bilerek, Her Şeye Gücü Yeten'in kavrayışına bir şekilde ulaşabiliriz. Ve biçim, hareket, duruş, bir taht, mekân, sağ veya sol el, böyle yazılmış olmasına rağmen, hiçbir şekilde evrenin Babası'na ait olarak düşünülmemelidir. Ancak bunların her birinin ne anlama geldiği kendi uygun yerinde gösterilecektir. O halde İlk Neden (tanrı) mekânda değil, hem mekânın hem zamanın hem ismin hem de kavramın ötesindedir."
Allâhu'l-Muste'ân!
İBN ABBÂS (ra) AKLIN SINIRLARINI TARİF EDİYOR - 2
#Kelam #Felsefe #Akıl
Ebû'l-Yakzân yine şöyle demiştir:
— «Müslümanlardan bir adam, oğluyla birlikte Abdullah bin Abbas (rahmetullahi aleyh)'e geldi ve (şöyle) dedi:
"Tartışma (ve kelâmî cedel) onun aklını şaşkına çevirdi, münazara kalbini alıp götürdü ve külfet (tekellüf, dinde aşırıya kaçıp yersiz derinlere dalmak) onu Rabbinden uzaklaştırdı."
Bunun üzerine Abdullah (bin Abbas) şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu! Bakışını ileriye uzatıp (uzağa bak); gördüğün şu karaltı nedir?"
(Çocuk): "Falan kişidir" dedi.
(İbn Abbas): "Doğru söyledin" dedi. "Peki onun arkasına doğru uzanan (silik) hayalet/silüet nedir?"
(Çocuk): "Bilmiyorum" dedi.
Abdullah (bin Abbas) şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu! Allah, gözlerin görmesi için —ötesini (görünmez) bir perdeyle gizlediği— belirli bir sınır koyduğu gibi; kalplerin (akılların) idrak etmesi için de aşılamayacak nihai bir sınır ve geçilemeyecek hudutlar koymuştur."
(Râvi) dedi ki: "Böylece Allah onun aklını tekrar başına getirdi; o da kendisini ilgilendirmeyen şeyleri sormaktan, kendisine fayda vermeyecek şeyleri incelemekten ve aklını şaşkına çevirecek şeyleri düşünmekten vazgeçti."
(Müellif İbn Batta bu eseri aktardıktan sonra şöyle der):
— "Ey Müslümanlar topluluğu, Allah'tan korkun! Yakîni (kesin inancı) şüpheye düşürecek olan —ve zaten dinin farzlarından ve Müslümanların şeriatından da olmayan— şeyleri sormaktan, kurcalamaktan ve araştırmaktan vazgeçin.
Haktan sapanlara uymayın! Müslümanların imamlarını itham eden, onların Âlemlerin Rabbinden getirdikleri (nassları) reddeden, Allah'ın dininde kendi şahsi görüşlerini ve hevalarını hakem tayin eden; insanları Allah'ın Kitabı ve Rasûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti yerine kendi güzel gördükleri (ve uydurdukları) şeylere çağıran o mutanatti'înin (dinde aşırıya gidip kelime oyunları yapanların) sözlerini dinleme konusunda kendinize güvenmeyin!»
(İbn Batta, el-İbânetu'l-Kubrâ, 1/422-423)

İBN ABBÂS (ra) AKLIN SINIRLARINI TARİF EDİYOR - 1
#Kelam #Felsefe #Akıl
Ebû'l-Yakzân şöyle demiştir:
— «Önceki müslümanlardan bir adam; semânın ilmini, eşyanın (yaratılışın) başlangıcını, kaza (kaderin) nasıl cereyan ettiğini, takdir edilen kaderin (vuku buluş) yerini ve Allah'ın (azze ve celle) hakkında Kitap indirmediği ve akılların idrak etmeye kapasitesinin yetmeyeceği (kendi ilmine has kılıp) gizlediği gayb ilimlerini sorup (öğrenmek) üzere yola çıktı.
Bunu araya araya sonunda ilim deryası, fıkıh madeni ve hikmet pınarı olan Abdullah bin Abbas (radiyallahu anh)'a ulaştı.
Uğruna yola düştüğü ve kendisini (İbn Abbas'ın huzuruna) getiren bu meseleyi ona iletince; (İbn Abbas) ona: "Âyetu'l-Kursî'yi oku!" dedi.
Adam okuyup; "...O'nun dilediği kadarından başka, (kullar) O'nun ilminden hiçbir şeyi (kuşatıp) kavrayamazlar" (Bakara, 255) kısmına gelince;
(İbn Abbas) şöyle dedi: "Dur ey kardeşimin oğlu! İstediğin şeye (cevaba) ulaştın. Şüphesiz ki Allah, Kendi ilminden hiçbir şeyin ihata edilip (kavranamayacağını) sana haber vermiştir."
Adam ona dedi ki: "Allah sana rahmet etsin, fakat muhakkak ki Allah (bu ihata edilememe durumunu) istisna etmiş ve 'dilediği kadarı müstesna (dilediği kadarından başka)' buyurmuştur."
Bunun üzerine Abdullah (bin Abbas) şöyle dedi: "Doğru söyledin. Fakat bana haber ver; O'nun Kendi ilminden istisna ettiği ve kullarına izhar edip (açıklamayı) dilediği o şey nerede bulunur ve nereden bilinir?"
(Adam): "O ancak vahiyde bulunur ve ancak bir nebiden (peygamberden) öğrenilir" dedi.
(İbn Abbas) şöyle dedi: "O halde bana söyle; (Nakledilen) me'sûr bir hadiste ve satırlara dökülmüş bir kitapta (vahiylerde) bulunmayan şey; Allah'ın 'hiçbir aklın idrak edemeyeceğini ve hiçbir ilmin onu kuşatamayacağını' haber verdiği şey (gayb) değil midir?"
(Adam): "Evet" dedi.
(Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi): "Zira senin sorduğun bu (derin) şeyler; ne kitaplarda mahfuz olup (yer almıştır) ne de rasûllerden mahfuz olup (bize aktarılmıştır)."
Bunun üzerine adam: "Yemin olsun ki Allah, benim için dünya ve ahiret ilmini (bu cevapta) toplamıştır!" diyerek, müteşekkir olarak oradan ayrıldı.»
(İbn Batta, el-İbânetu'l-Kubrâ, 1/421-422)
Derim ki:
— Allahu Akbar! Kalbi henüz ölmemiş bir müsterşid için, ne kadar da hayat verici şâfî ve kâfî bir cevap.

Ahmed İbn Teymiyye [ö. 728] şöyle demiştir:
#Akıl #Nakil #Kelam
— «İşte bu böyledir: Çünkü insanların arasındaki anlaşmazlığı, gökten indirilmiş bir kitaptan başkası çözüp hükme bağlayamaz!
Şayet onlar (bu meselelerde, hüküm mercii olarak) kendi akıllarına havale edilirlerse; onlardan her birinin (kendisine göre) bir aklı vardır.
Ve bu ihtilaf eden kimselerden biri, aklının kendisini 'zarurî (kesin/apaçık/bedîhî) bir ilme' ulaştırdığını iddia ederken; bir diğeri bizzat aynı hususta onunla çekişmeye girip (bunun tam aksini savunur)!»
(Der'u't-Te'ârud, 1/229)
![TalibTRB's tweet photo. Ahmed İbn Teymiyye [ö. 728] şöyle demiştir:
#Akıl #Nakil #Kelam
— «İşte bu böyledir: Çünkü insanların arasındaki anlaşmazlığı, gökten indirilmiş bir kitaptan başkası çözüp hükme bağlayamaz!
Şayet onlar (bu meselelerde, hüküm mercii olarak) kendi akıllarına havale edilirlerse; onlardan her birinin (kendisine göre) bir aklı vardır.
Ve bu ihtilaf eden kimselerden biri, aklının kendisini 'zarurî (kesin/apaçık/bedîhî) bir ilme' ulaştırdığını iddia ederken; bir diğeri bizzat aynı hususta onunla çekişmeye girip (bunun tam aksini savunur)!»
(Der'u't-Te'ârud, 1/229)](https://pbs.twimg.com/media/HSrnpqdXgAAqZ8N.jpg)
KİM HARİCİLER'E DAHA ÇOK BENZİYOR?
(İlzâm Edici Beyitler)
#Jahmiyyah #Kelam
İbnu'l-Kayyim'den [ö. 751] Harici ve Cehmi Karşılaştırması:
— « [2234] Öyleyse Haricîlerin sözünü dinle, sonra da (Cehmî) hasımlarımızın sözünü dinle ve hiçbir tarafa meyletmeden (tarafsızca) hüküm ver.
[2235] Eğer sen ilim ve irfan sahibiysen (söyle): Bizim içimizden (Ehl-i Sünnet'ten veya onlardan) hangimiz onlara (Haricîlere) daha çok benziyor?
[2236] Haricîler (kendi akıllarınca), Rasûl'e (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demişlerdi: "Adil ol, zira sen adaletli davranmadın. Bu, Deyyân (olan Allah'ın rızasına uygun bir) taksim değildir!"
[2237] İşte Cehmî de bunun bir benzerini (lisan-ı haliyle Peygambere karşı) söylemiş, ancak tuğyanda daha da ileri gitmiştir.
[2238] (Cehmîler lisan-ı halleriyle Rasûl'e şöyle derler): "Doğru olanı 'İstevlâ' (hakimiyet kurdu) demendi. Neden 'İstivâ' (yükseldi/arşa kuruldu) dedin de apaçık beyandan saptın?"
[2239] Aynı şekilde: "İnen şey Allah Subhânehû'nun emridir. Sen neden 'Mağfiret sahibi olan (Zât'ın Kendisi) iniyor' dedin?"
[2240] "Bu ibarede/ifadede hiç adalet (doğruluk ve isabet) olur mu? Hâlbuki bu söz, bir hareket ve mekân değiştirme vehmi veriyor!"
[2241] Yine sen, "Rabbin göktedir (fis-semâ)" dedin ve (böylece) Kâinatın Yaratıcısı'na bir hayyiz (mekân/boşluk) vehmi verdin.
[2242] Doğru olan şöyle denilmesiydi: "Göğün üzerinde olan şey, O Saltanat Sahibi'nin (Allah'ın) saltanatı/otoritesidir."
[2243] Aynı şekilde sen, "(Melekler ve Ruh) O'na yükselir" dedin. Hâlbuki doğru olan, "Çokça lütufta bulunan (el-Mennân) Rabbimizin kerametine yükselir" demendi.
[2244] Yine sen, "Kur'an O'ndan (Allah'tan) inmiştir, Rahmân'dan bir indirilmedir" dedin.
[2245] (Oysa) doğru olan şöyle denilmesiydi: "Onun inmesi, O'nun Levh'inden (Levh-i Mahfuz'dan) veya ikinci (başka) bir mahalden/yerden olmadır."
[2246] Ve sen (cariyeye) "Allah nerede (Eynellah)?" diyorsun! Hâlbuki O'na te'yîn ('nerede' sorusu sormak / bir yer atfetmek) imkânsızdır ve imkân dâhilinde değildir.
[2247] Eğer sen ('Nerede' yerine) "Kimdir (Rabbin kim)?" deseydin, doğru olurdu. Nitekim görüyorsun, kabirde o iki melek de (Rabbini) böyle sorarlar.
[2248] Ve sen, "(Veda Hutbesinde) Ey Allah'ım, sen en Yüce Şahitsin!" diyor, (bunu söylerken de) parmağınla ve parmak ucunla...
[2249] ...Göğe doğru işaret ediyorsun. Oysa bizim O'na (Allah'a) işaretimiz hissî (duyusal/fiziksel) değildir, bilakis o (işaret sadece) zihinlerdedir (manevidir)!" »
(İbnu'l-Kayyim, [Nûniyye] el-Kâfiyetu'ş-Şâfiye, Atâ'âtu'l-İlm Baskısı, s. 127 [Tahkiksiz Metin])
![TalibTRB's tweet photo. KİM HARİCİLER'E DAHA ÇOK BENZİYOR?
(İlzâm Edici Beyitler)
#Jahmiyyah #Kelam
İbnu'l-Kayyim'den [ö. 751] Harici ve Cehmi Karşılaştırması:
— « [2234] Öyleyse Haricîlerin sözünü dinle, sonra da (Cehmî) hasımlarımızın sözünü dinle ve hiçbir tarafa meyletmeden (tarafsızca) hüküm ver.
[2235] Eğer sen ilim ve irfan sahibiysen (söyle): Bizim içimizden (Ehl-i Sünnet'ten veya onlardan) hangimiz onlara (Haricîlere) daha çok benziyor?
[2236] Haricîler (kendi akıllarınca), Rasûl'e (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demişlerdi: "Adil ol, zira sen adaletli davranmadın. Bu, Deyyân (olan Allah'ın rızasına uygun bir) taksim değildir!"
[2237] İşte Cehmî de bunun bir benzerini (lisan-ı haliyle Peygambere karşı) söylemiş, ancak tuğyanda daha da ileri gitmiştir.
[2238] (Cehmîler lisan-ı halleriyle Rasûl'e şöyle derler): "Doğru olanı 'İstevlâ' (hakimiyet kurdu) demendi. Neden 'İstivâ' (yükseldi/arşa kuruldu) dedin de apaçık beyandan saptın?"
[2239] Aynı şekilde: "İnen şey Allah Subhânehû'nun emridir. Sen neden 'Mağfiret sahibi olan (Zât'ın Kendisi) iniyor' dedin?"
[2240] "Bu ibarede/ifadede hiç adalet (doğruluk ve isabet) olur mu? Hâlbuki bu söz, bir hareket ve mekân değiştirme vehmi veriyor!"
[2241] Yine sen, "Rabbin göktedir (fis-semâ)" dedin ve (böylece) Kâinatın Yaratıcısı'na bir hayyiz (mekân/boşluk) vehmi verdin.
[2242] Doğru olan şöyle denilmesiydi: "Göğün üzerinde olan şey, O Saltanat Sahibi'nin (Allah'ın) saltanatı/otoritesidir."
[2243] Aynı şekilde sen, "(Melekler ve Ruh) O'na yükselir" dedin. Hâlbuki doğru olan, "Çokça lütufta bulunan (el-Mennân) Rabbimizin kerametine yükselir" demendi.
[2244] Yine sen, "Kur'an O'ndan (Allah'tan) inmiştir, Rahmân'dan bir indirilmedir" dedin.
[2245] (Oysa) doğru olan şöyle denilmesiydi: "Onun inmesi, O'nun Levh'inden (Levh-i Mahfuz'dan) veya ikinci (başka) bir mahalden/yerden olmadır."
[2246] Ve sen (cariyeye) "Allah nerede (Eynellah)?" diyorsun! Hâlbuki O'na te'yîn ('nerede' sorusu sormak / bir yer atfetmek) imkânsızdır ve imkân dâhilinde değildir.
[2247] Eğer sen ('Nerede' yerine) "Kimdir (Rabbin kim)?" deseydin, doğru olurdu. Nitekim görüyorsun, kabirde o iki melek de (Rabbini) böyle sorarlar.
[2248] Ve sen, "(Veda Hutbesinde) Ey Allah'ım, sen en Yüce Şahitsin!" diyor, (bunu söylerken de) parmağınla ve parmak ucunla...
[2249] ...Göğe doğru işaret ediyorsun. Oysa bizim O'na (Allah'a) işaretimiz hissî (duyusal/fiziksel) değildir, bilakis o (işaret sadece) zihinlerdedir (manevidir)!" »
(İbnu'l-Kayyim, [Nûniyye] el-Kâfiyetu'ş-Şâfiye, Atâ'âtu'l-İlm Baskısı, s. 127 [Tahkiksiz Metin])](https://pbs.twimg.com/media/HSU0yS5WsAAwxFt.png)
İBN MEYMUN, YAHUDİ KELAMI, GAZZALİ ve KEVSERİ
(Yahudi Cehmiyyeliği)
#Kelam #Felsefe
▪️Philo'dan [ö. MS 50] sonraki -abartmaksızın- en büyük Yahudi Kelamcı-Filozof Musa bin Meymûn el-Kurtubi el-İsraili (Maimonides/Rambam) [ö. H. 601/MS. 1204] Mutezile'den, Farabi'den, İbn Sina'dan ve Gazzali'den doğrudan etkilenmiş ve Allah'ın zatı, sıfatları ve fiilleri hususunda varid olan Tevrat ayetlerini Cehmî usuller üzere tevil ve tahrif etmiştir.
Gazzali'yi Avrupa'ya tanıtan da bizzat kendisidir. İbn Rüşd'e de bolca atıf yapan İbn Meymun, Aristoteles felsefesi ile dini naslar arasındaki çatışmaları giderme çabasında, Endülüslü meslektaşının rasyonalist çizgisini adeta Yahudi teolojisine uyarlamıştır.
Onun en temel gayesi, akıl ile vahyin (felsefe ile dinin) asla çelişmeyeceğini ispat etmekti. Arapça kaleme aldığı ve asıl şöhretini borçlu olduğu başyapıtı 'Delâletü'l-Hâirîn (Şaşkınlara Kılavuz / Moreh Nevukhim)', tam da bu tevilci ve uzlaştırmacı çabanın zirvesidir. İbn Meymun bu eserinde, Tevrat'ta geçen ve kendisine göre teşbih çağrıştıran ifadeleri, -tıpkı Gazzali, İbn Abdisselam, Razi ve Taftazani gibi- Tahyil metodunu kullanarak; "Tevrat insanların diliyle konuşur" ilkesinden hareketle ancak avamın anlaması için kullanılmış mecazlar olarak değerlendirmiştir.
İslam dünyasındaki Mutezile ve Felasife ekollerinin izinden giderek, ilahi sıfatları "selbî" (negatif) bir yaklaşımla ele almıştır. Ona göre Tanrı'nın ne olduğu bilinemez, yalnızca ne olmadığı bilinebilir; dolayısıyla Tanrı'ya atfedilen her müspet sıfat, O'nun mutlak birliğine (Tevhid) halel getirir. Bu katı tenzih anlayışı, İbn Meymun'un ilahi fiilleri ve peygamberliği de felsefi bir zemine oturtmasına neden olmuştur. Farabi'nin sudûr teorisine benzer bir teori benimseyerek, peygamberliği salt ilahi bir lütuf olmaktan ziyade, akli ve ahlaki bir yetkinlik derecesi, Faal Akıl ile kurulan bir bağlantı durumu olarak açıklamıştır.
İbn Meymun'un nasları akılcı bir süzgeçten geçirerek mucizeleri doğa yasalarına (sünnetullah) indirgeme eğilimi ve ölümden sonra diriliş gibi konulardaki aşırı felsefi yorumları, kendi dindaşları arasında ciddi kırılmalara yol açmıştır. Fransa ve İspanya'daki Ortodoks Yahudi din adamları tarafından zındıklıkla suçlanmış, hatta eserleri yakılmıştır.
Ancak tarihsel süreçte İbn Meymun, yalnızca Yahudi düşünce tarihinin şekillendiricisi olmakla kalmamıştır. 'İslam felsefesinin'(!) kavramsal çerçevesini, argümanlarını ve kelami tartışmalarını -özellikle İbn Rüşd ve Gazzali temelinde- İbraniceye ve Latin dünyasına aktaran devasa bir köprü işlevi görmüş ve Avrupadaki felsefi çevreleri dahi etkilemiştir. (Bkz. Albertus Magnus) ve öğrencisi Thomas Aquinas)
▪️Ahmed İbn Teymiyye [ö. 728] Gazzali ve İbn Meymun'u şöyle zikreder:
— «Şüphesiz "Delâletü'l-Hâirîn" kitabının sahibi Mûsâ bin Meymûn (İbn Meymûn) —ki o Yahudiler içerisinde, Müslümanlar arasındaki Ebû Hâmid el-Gazzâlî gibidir— nebevî sözleri felsefî sözlerle mezceder (birbirine karıştırıp harmanlar) ve bunları (nebevî sözleri, felsefî görüşlere) göre te'vil eder.» (İbn Teymiyye, Der'u Teâruzi'l-Akl ve'n-Nakl, 1/131)
Bunu doğrular nitelikte İbnu’s-Salâh [ö. 643] yine Ebû Abdillâh el-Mâzirî'den şöyle dediğini nakleder:
— «Özetle o (Gazzâlî); şer’î ilimlere de dalmış bir filozoftur. Bu iki ilmi (felsefe ile şeriatı) birbirine karıştırmış; felsefeyi, onun yanına zikrettiği ayet ve hadislerle şeriat ehlinin kalplerine sevdirmeye çalışmıştır.» (İbnu’s-Salâh, Tabakâtu’l-Fukahâi’ş-Şâfi’iyye, 1/255)
▪️Peki İbn Meymun'un zikri ve tenzih fikri ölmüş müdür? Yoksa birilerinin merakını mı celbetmiştir? Bakalım:
— Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinde İbn Meymun'un "DELÂLETÜ’l-HÂİRÎN" eserini konu alan maddede, şöyle geçer:
— "... Buna karşılık eserin bilhassa Allah’ın varlığı ve sıfatlarıyla ilgili fasılları Tebrîzî ve çağdaş bilginlerden Muhammed Zâhid Kevserî tarafından değerlendirilmiştir."
Yine aynı maddede şöyle geçer:
— "Eserin ikinci bölümünün yirmi beş mukaddimeden oluşan girişi üzerine Kutbüddin el-Mısrî’nin (ö. 618/1221) öğrencilerinden Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekir et-Tebrîzî’nin yazdığı şerh, M. Zâhid Kevserî tarafından el-Muḳaddimâtü’l-ḫams ve’l-ʿişrûn min Delâleti’l-ḥâʾirîn adıyla yayımlanmış (Kahire 1949, 1963)..."
Kevserî'nin 1949 yılında incelediği ve neşrettiği bu Yahudi Kelâm eserinin şerhinde, Allah'ın sıfatlarının nasıl tevil edileceği ve O'nun nasıl tenzih edileceğine(!) dair detaylı kaide ve bilgiler yer almaktadır.
İbn Teymiyye [ö. 728] İbn Meymun'u [ö. 601] 'Müslümanlar arasındaki Ebû Hâmid el-Gazzâlî [ö. 505] gibi' diye tarif etse de, bence Fahr er-Razi [ö. 606] profili ona çok daha yakın görünmekte.
En doğrusunu Allah bilir.
Kurucu Buyruk ile Yönlendirici Buyruk arasındaki ontolojik ayrım üzerine... https://t.co/u7YuCH0sZY
Kendinize ait olan tek seferlik hayatı başkalarını memnun etmek için israf etmeyin
#iyiakşamlar
#perşembe
#kelam
Hadis Düşmanı Müşekkiklere Reddiye - 2
#Hadisinkarı #Kelam
İmam Ebû Saîd Osmân ed-Dârimî'den [ö. 280] çok nefis reddiye:
— « Sen, zındıkların on iki bin hadis uydurup bunları hadis râvilerine ve onların arasındaki gaflet ehline yutturduklarını iddia ettin. Ey muarız, sana şöyle denilir:
— Hadis ehli ve onun otoriteleri/sarrafları hakkındaki bilgin, basiretin ne kadar da kıt! Zındıklar on iki bin hadis uydursalar bile, hadis ilminde basiret sahibi olan bu kimselere onlardan tek bir hadisi, hatta bir kelimenin öne alınmasını (takdîm), sona bırakılmasını (te'hîr) veya bir isnadın başka bir isnad ile değiştirilmesini (tebdîl) bile yutturamazlar.
— Eğer bir hadiste onlara karşı kelime oyunu yapsalardı, bu onların nezdinde derhal açığa çıkar ve (kelimeleri) boğazlarına geri tıkılırdı. Vay haline! Bu (hadis ehli), meşhur âlimleri bile bir râviyi öne alıp almamaları, bir kelimeyi takdim veya te'hir etmeleri üzerinden kıyasıya eleştiren, onların hatalarını ve tedlislerini tek tek sayıp döken kimselerdir. Zındıkların onlara karşı tedlis yapması hiç mümkün olur mu?
— (Bu yutturmaca ancak), senin şu önderlerin, Merîsî ve benzerleri gibi gaflet içinde olanlara (yapılabilir). Zira onlar İbn Abbas'tan '(Haşa) Allah duyuların hiçbirisiyle idrak edilemez' sözünü ona karşı tedlîs ile (sahihmiş gibi) yutturmuşlardır. Eğer zındıkların uydurması olan bir şey varsa o da işte budur! Çünkü bunda Zulcelâl ve'l-İkrâm olan Allah'ı niteliksiz kılma (ta'tîl) vardır. Zira duyuların hiçbiriyle idrak edilemeyen şey, bir hiçtir (lâ şey). İşte zındıkların mezhebi budur ve (asıl) bunu piyasaya sürmüşlerdir. Bu ise Allah Teâlâ'nın kitabını yalanlamaktır. (...)
— Zannediyorum ki sen de zındıkların, hadis ilmine vakıf olanlara karşı tedlîs yapamayacağını (aslında) çok iyi biliyorsun. Lakin sen, etrafındaki sefihlerin gözünde ilmi ve ilim ehlini terk ettirmek ve onları aşağılamak istiyorsun ki, cahil bir kimse bu masallar yüzünden şüpheye düşsün ve seni de iddianda sadık zannetsin.
— O halde hodri meydan ey muarız! İmamın Merîsî'ye yutturulanları bizim sana gösterdiğimiz gibi, sen de ilim ehline yutturdukları on tane hadisi bulup bize gösteriver. Yahut sen kendin dene de onlara on tane hadis yuttur! Bak bakalım onları senin kursağına nasıl geri tıkıyorlar.
— Hem zındıklar hadis ehline nasıl on iki bin hadis yutturmuş olabilirler ki; -inşaAllah- (tekrarlar çıkarıldığında) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından rivayet edilenlerin toplamı (tekrarsız olarak) bile on iki bin hadise ulaşmaz! Bu senin iddiandan hareketle, onların tüm rivayetlerinin zındıkların uydurması olması gerekir!»
(ed-Dârimî, Nakdu'd-Dârimî ale'l-Merrîsî, s. 433-436, Lu'lu' baskısı)
![TalibTRB's tweet photo. Hadis Düşmanı Müşekkiklere Reddiye - 2
#Hadisinkarı #Kelam
İmam Ebû Saîd Osmân ed-Dârimî'den [ö. 280] çok nefis reddiye:
— « Sen, zındıkların on iki bin hadis uydurup bunları hadis râvilerine ve onların arasındaki gaflet ehline yutturduklarını iddia ettin. Ey muarız, sana şöyle denilir:
— Hadis ehli ve onun otoriteleri/sarrafları hakkındaki bilgin, basiretin ne kadar da kıt! Zındıklar on iki bin hadis uydursalar bile, hadis ilminde basiret sahibi olan bu kimselere onlardan tek bir hadisi, hatta bir kelimenin öne alınmasını (takdîm), sona bırakılmasını (te'hîr) veya bir isnadın başka bir isnad ile değiştirilmesini (tebdîl) bile yutturamazlar.
— Eğer bir hadiste onlara karşı kelime oyunu yapsalardı, bu onların nezdinde derhal açığa çıkar ve (kelimeleri) boğazlarına geri tıkılırdı. Vay haline! Bu (hadis ehli), meşhur âlimleri bile bir râviyi öne alıp almamaları, bir kelimeyi takdim veya te'hir etmeleri üzerinden kıyasıya eleştiren, onların hatalarını ve tedlislerini tek tek sayıp döken kimselerdir. Zındıkların onlara karşı tedlis yapması hiç mümkün olur mu?
— (Bu yutturmaca ancak), senin şu önderlerin, Merîsî ve benzerleri gibi gaflet içinde olanlara (yapılabilir). Zira onlar İbn Abbas'tan '(Haşa) Allah duyuların hiçbirisiyle idrak edilemez' sözünü ona karşı tedlîs ile (sahihmiş gibi) yutturmuşlardır. Eğer zındıkların uydurması olan bir şey varsa o da işte budur! Çünkü bunda Zulcelâl ve'l-İkrâm olan Allah'ı niteliksiz kılma (ta'tîl) vardır. Zira duyuların hiçbiriyle idrak edilemeyen şey, bir hiçtir (lâ şey). İşte zındıkların mezhebi budur ve (asıl) bunu piyasaya sürmüşlerdir. Bu ise Allah Teâlâ'nın kitabını yalanlamaktır. (...)
— Zannediyorum ki sen de zındıkların, hadis ilmine vakıf olanlara karşı tedlîs yapamayacağını (aslında) çok iyi biliyorsun. Lakin sen, etrafındaki sefihlerin gözünde ilmi ve ilim ehlini terk ettirmek ve onları aşağılamak istiyorsun ki, cahil bir kimse bu masallar yüzünden şüpheye düşsün ve seni de iddianda sadık zannetsin.
— O halde hodri meydan ey muarız! İmamın Merîsî'ye yutturulanları bizim sana gösterdiğimiz gibi, sen de ilim ehline yutturdukları on tane hadisi bulup bize gösteriver. Yahut sen kendin dene de onlara on tane hadis yuttur! Bak bakalım onları senin kursağına nasıl geri tıkıyorlar.
— Hem zındıklar hadis ehline nasıl on iki bin hadis yutturmuş olabilirler ki; -inşaAllah- (tekrarlar çıkarıldığında) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından rivayet edilenlerin toplamı (tekrarsız olarak) bile on iki bin hadise ulaşmaz! Bu senin iddiandan hareketle, onların tüm rivayetlerinin zındıkların uydurması olması gerekir!»
(ed-Dârimî, Nakdu'd-Dârimî ale'l-Merrîsî, s. 433-436, Lu'lu' baskısı)](https://pbs.twimg.com/media/HRPAZzSW8AEHcpN.jpg)
Hadis Düşmanı Müşekkiklere Reddiye
#Hadisinkarı #Kelam
▪️İmâm Ebû’l-Muzaffer es-Sem‘ânî eş-Şâfi'î [ö. 489] şöyle demiştir:
— «Onlar —yani hevâ ehli— şöyle dediler:
"İnsanların ellerindeki hadisler/âsâr (o kadar) çoğaldı ki (doğrusuyla yanlışıyla) birbirine karıştı (kimse içinden çıkamıyor)."
Biz de onlara deriz ki:
— "Onlar ancak hadislere karşı cahil olanlara karışık gelir! O hadislere vakıf olan ulemaya gelince; tıpkı usta sarrafların dirhem ve dinarları (altın ve gümüş paraları) inceleyip ayırt ettiği gibi, âlimler de hadisleri öyle (bir titizlikle) incelerler. Böylece onların sahtelerini/kötülerini ayıklar ve sağlam/kaliteli olanlarını alırlar.
— Şayet ravi kalabalığı arasına, hadislerde hata yapmakla damgalanmış biri sızacak olsa bile, bu durum hadis ehlinin usta sarraflarına ve âlimlerin önderlerine asla yutturulamaz (ve bu onlara gizli kalmaz)!
— Öyle ki onlar (=hadis âlimleri), senetlerde ve metinlerde hata yapan ravilerin hatalarını bile tek tek saymışlardır. Dahası, senin onların; o ravilerden her bir adamın kaç hadiste hata ettiğini, (rivayetteki) kaç harfi değiştirdiğini ve kelimeleri nasıl yanlış okuyup yazdığını tek tek sayıp döktüklerini görürsün!
— Hâl böyleyken; ravilerin senet, metin ve harflerdeki o ince hataları bile (bu devâsâ süzgeçten geçemeyip) onlara yutturulamıyorsa, zındıkların hadis uydurması ve o ürettikleri sahte hadisleri onlara (=hadis âlimlerine) yutturmaları nasıl mümkün olabilir?!"
Birtakım insanlar derler ki:
— "Zındıklardan biri (idam edilmeden önce), binlerce hadis uydurduğunu ve bunları insanların rivayet ettiği sahih hadislerin arasına, hadis ehline bile gizli kalacak şekilde karıştırdığını iddia etmiştir."
(Bilinmelidir ki;)
— Bunu ancak cahil, sapkın, bidatçi ve kezzâb bir kimse söyler! O kimse, bu yalan iddiayla Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in sahih hadislerine ve O'ndan gelen sâdık âsâra (nakillere) leke sürüp (gölge düşürmeyi) arzulamakta ve insanların cahillerini bu (sahte) iddiayla şaşırtıp yanıltmak istemektedir.
— Hiçbir bidatçi, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in hadislerini reddetmek için, bundan daha çürük ve bundan daha abes bir delil öne sürememiştir.
— İşte (böyle sapkın) bir iddianın sahibi; ağzına kül doldurulmayı ve İslam beldelerinden sürgün edilmeyi hak eder!» (Ebû'l-Muzaffer es-Sem‘ânî, el-İntisâr li-Ashâbi'l-Hadîs, 1/56)
▪️Hatırlayalım; Müşekkik Fahr er-Razi [ö. 606] Allah'ın zatı, sıfatları ve fiilleri hususunda sahih olarak nakledilen hadisler hakkında -sırf itikadına ve hevâsına uymadığı için- şöyle demişti:
— "Üçüncüsü: Mülhidlerden bir grubun, yalan haberler vaz' ettikleri ve geçerlilik kazandırmak maksadıyla muhaddisler arasında bunları kurnazca yaymaya çalıştıkları, ümmet arasında bilinen bir gerçektir. Muhaddisler, selim kalb sahibi olmalarından dolayı o haberleri tanıyamayıp kabul etmişlerdir. Allah'ı sıfatlandırma konusunda, ulûhiyyet inancını yaralayan ve rububiyyeti iptal eden anlayıştan daha çirkin hangi kötülük olabilir? Bu tür haberlerin mevzu'/uydurma olduğuna kesin olarak inanmak gerekir. Buhari ve Müslime gelince; elbette onlar ğaybı bilmiyorlardı. Bilakis onlar da içtihat ediyor ve takatları ölçüsünde hadisleri kavramaya çalışıyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in zamanından bizim yaşadığımız zamana kadar vaki olmuş olayları bildikleri inancına gelince; bunu akıllı hiçbir kimse söylemez. Sonuç olarak bizler onlar hakkında ve kendilerinden rivayette bulundukları kimseler hakkında hüsnü zanda bulunuyoruz. Bununla birlikte isnadının Hz. Peygamber'e dayandırılması mümkün olmayacak kadar hata ve yanlış içeren bir haberi gördüğümüz zaman, bu haberin, mulhidler tarafından uydurulup, muhaddisler arasında yayılan haberlerden olduğu hükmüne varırız."
(Fahr er-Râzî, Esâsu't-Takdîs, s. 196, İZ Yayıncılık)
![TalibTRB's tweet photo. Hadis Düşmanı Müşekkiklere Reddiye
#Hadisinkarı #Kelam
▪️İmâm Ebû’l-Muzaffer es-Sem‘ânî eş-Şâfi'î [ö. 489] şöyle demiştir:
— «Onlar —yani hevâ ehli— şöyle dediler:
"İnsanların ellerindeki hadisler/âsâr (o kadar) çoğaldı ki (doğrusuyla yanlışıyla) birbirine karıştı (kimse içinden çıkamıyor)."
Biz de onlara deriz ki:
— "Onlar ancak hadislere karşı cahil olanlara karışık gelir! O hadislere vakıf olan ulemaya gelince; tıpkı usta sarrafların dirhem ve dinarları (altın ve gümüş paraları) inceleyip ayırt ettiği gibi, âlimler de hadisleri öyle (bir titizlikle) incelerler. Böylece onların sahtelerini/kötülerini ayıklar ve sağlam/kaliteli olanlarını alırlar.
— Şayet ravi kalabalığı arasına, hadislerde hata yapmakla damgalanmış biri sızacak olsa bile, bu durum hadis ehlinin usta sarraflarına ve âlimlerin önderlerine asla yutturulamaz (ve bu onlara gizli kalmaz)!
— Öyle ki onlar (=hadis âlimleri), senetlerde ve metinlerde hata yapan ravilerin hatalarını bile tek tek saymışlardır. Dahası, senin onların; o ravilerden her bir adamın kaç hadiste hata ettiğini, (rivayetteki) kaç harfi değiştirdiğini ve kelimeleri nasıl yanlış okuyup yazdığını tek tek sayıp döktüklerini görürsün!
— Hâl böyleyken; ravilerin senet, metin ve harflerdeki o ince hataları bile (bu devâsâ süzgeçten geçemeyip) onlara yutturulamıyorsa, zındıkların hadis uydurması ve o ürettikleri sahte hadisleri onlara (=hadis âlimlerine) yutturmaları nasıl mümkün olabilir?!"
Birtakım insanlar derler ki:
— "Zındıklardan biri (idam edilmeden önce), binlerce hadis uydurduğunu ve bunları insanların rivayet ettiği sahih hadislerin arasına, hadis ehline bile gizli kalacak şekilde karıştırdığını iddia etmiştir."
(Bilinmelidir ki;)
— Bunu ancak cahil, sapkın, bidatçi ve kezzâb bir kimse söyler! O kimse, bu yalan iddiayla Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in sahih hadislerine ve O'ndan gelen sâdık âsâra (nakillere) leke sürüp (gölge düşürmeyi) arzulamakta ve insanların cahillerini bu (sahte) iddiayla şaşırtıp yanıltmak istemektedir.
— Hiçbir bidatçi, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in hadislerini reddetmek için, bundan daha çürük ve bundan daha abes bir delil öne sürememiştir.
— İşte (böyle sapkın) bir iddianın sahibi; ağzına kül doldurulmayı ve İslam beldelerinden sürgün edilmeyi hak eder!» (Ebû'l-Muzaffer es-Sem‘ânî, el-İntisâr li-Ashâbi'l-Hadîs, 1/56)
▪️Hatırlayalım; Müşekkik Fahr er-Razi [ö. 606] Allah'ın zatı, sıfatları ve fiilleri hususunda sahih olarak nakledilen hadisler hakkında -sırf itikadına ve hevâsına uymadığı için- şöyle demişti:
— "Üçüncüsü: Mülhidlerden bir grubun, yalan haberler vaz' ettikleri ve geçerlilik kazandırmak maksadıyla muhaddisler arasında bunları kurnazca yaymaya çalıştıkları, ümmet arasında bilinen bir gerçektir. Muhaddisler, selim kalb sahibi olmalarından dolayı o haberleri tanıyamayıp kabul etmişlerdir. Allah'ı sıfatlandırma konusunda, ulûhiyyet inancını yaralayan ve rububiyyeti iptal eden anlayıştan daha çirkin hangi kötülük olabilir? Bu tür haberlerin mevzu'/uydurma olduğuna kesin olarak inanmak gerekir. Buhari ve Müslime gelince; elbette onlar ğaybı bilmiyorlardı. Bilakis onlar da içtihat ediyor ve takatları ölçüsünde hadisleri kavramaya çalışıyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in zamanından bizim yaşadığımız zamana kadar vaki olmuş olayları bildikleri inancına gelince; bunu akıllı hiçbir kimse söylemez. Sonuç olarak bizler onlar hakkında ve kendilerinden rivayette bulundukları kimseler hakkında hüsnü zanda bulunuyoruz. Bununla birlikte isnadının Hz. Peygamber'e dayandırılması mümkün olmayacak kadar hata ve yanlış içeren bir haberi gördüğümüz zaman, bu haberin, mulhidler tarafından uydurulup, muhaddisler arasında yayılan haberlerden olduğu hükmüne varırız."
(Fahr er-Râzî, Esâsu't-Takdîs, s. 196, İZ Yayıncılık)](https://pbs.twimg.com/media/HRNsRAAXYAMHW7o.png)
Last Seen Hashtags on Sotwe
highlander
Seen from Greece
Business
beurettevidéos
mgai(((((())))))****** video
Seen from United States
jonita e
Seen from Italy
panty
Seen from Germany
sapnasappu
Seen from Pakistan
jessicapalacios
Seen from United States
anxiouspanda(****)(****)(*****)********** filter:videos
Seen from Netherlands
คลิปนี้ถ่ายตอนขืนใจลักหลับแม่ครั้งแรก
Seen from Thailand
Most Popular Users

Elon Musk 
@elonmusk
241.5M followers

Barack Obama 
@barackobama
118.8M followers

Cristiano Ronaldo 
@cristiano
114.5M followers

Donald J. Trump 
@realdonaldtrump
111.8M followers

Narendra Modi 
@narendramodi
107.1M followers

Rihanna 
@rihanna
98.7M followers

NASA 
@nasa
92.3M followers

Justin Bieber 
@justinbieber
91.8M followers

KATY PERRY 
@katyperry
90M followers

Taylor Swift 
@taylorswift13
84M followers

Lady Gaga 
@ladygaga
75.5M followers

Virat Kohli 
@imvkohli
73.5M followers

Kim Kardashian 
@kimkardashian
70.9M followers

YouTube 
@youtube
68.8M followers

Neymar Jr 
@neymarjr
66.5M followers

Bill Gates 
@billgates
65.3M followers

Selena Gomez 
@selenagomez
63.1M followers

The Ellen Show
@theellenshow
62.2M followers

CNN 
@cnn
61.7M followers

X 
@x
60.7M followers











