Biz voleybol ülkesi değiliz. Biz sürekli her konuda mağduriyet yaşadığı için güçlü olmayı, başarısının ardından şımaramamayı, bir yere gelebilmek için tek şansının biteviye çalışmak olduğunu öğrenen/bilen güçlü kadınların ülkesiyiz. Kadınların emek verdiği her alanda güçlüyüz.
Uyanın. En büyük risk rakiplerin değil, hayatında ısrarla tuttuğunuz dikkat dağıtıcılar.
Bugün hayatınızdaki en büyük dikkat dağıtıcı elinizdeki telefon, yani sosyal medya.
Unutmayın bir şey bedava ise, oradaki ürün sizsiniz. İndirimli ürün olmaktan vazgeçin...
Ürünü yaratan kişi olun. Sosyal medyada tüketici olmayın, üretici olun. Aksi durumda tükenen siz olursunuz.
Instagram hesabınızdaki keşfet bölümüne girin, gördüğünüz sayfa size gerekeni söyleyecek.
Bir arkadaşın var.
Sana sürekli söz veriyor.
“Yarın kesin geliyorum.” diyor → gelmiyor.
“Bu işi halledeceğim.” diyor → halletmiyor.
“Bu sefer farklı.” diyor → yine aynı.
Başta inanıyorsun.
Sonra şüphe etmeye başlıyorsun.
Bir süre sonra artık hiç ciddiye almıyorsun.
Hatta sana bir şey söylediğinde içinden şu geçiyor...
“Bu yine yapmayacak.”
Aynı şeyi kendine yaptığını fark ettin mi?
Her gün kendine söz veriyorsun:
“Yarın erken kalkacağım.”
“Spora başlayacağım.”
“Daha disiplinli olacağım.”
Ama tutmuyorsun.
Sonra diyorsun ki...
“Ben neden özgüvensizim?”
Meşgul olmak üretkenlik değildir. Gerçek yoğunluk, önemli olanı yapmaktır. Kafan dolu ama hayatın boş geçiyordur.
Meşguliyet bir statü değil, bir yönetim zafiyetidir. Sürekli 'çok meşgul' olduğunuzu söylemek bir gurur kaynağı deği, aslında önceliklerinizi belirleyemediğinizin ve zamanınızın sahibi olmadığınızın itirafıdır.
Sorumlular kimse hesap vermeli!
Milli takıma destek vermeye giden bir gurbetçinin anlattıklarına bakın: "Burada yüzlerce göçmen onları karşılamaya, konvoya, otele gitti; her yerde yanlarında olmaya çalıştılar. O kadar soğuklar, o kadar mesafeliler, insanlarla fotoğraf çekilmediler, kafalarını kaldırıp insanlara tebessüm edip bir gülmediler bile!"
İsmail’i satarsan bonservisi direkt limiti açacak. 15-20 neyse artık. Direkt etki ediyor.
Kante’ye 14 m imza parası verdik bile birkaç ay önce. 14 m bonservis ödeyen var mı?
Maaşı olmasa 11 m düşecek.
Aralarında 5 gömlek kalite farkı var.
Ayrıca taraftarla arasındaki bağ kopan Ederson da 11 m maaş alıyor. Ve talipleri isteyenleri vardı. Ondan hem bonservis alıp hem maaşından çıkabilirsin.
Ben kabul etmiyorum bu saçmalığı.
Fenerbahçe’nin ligde herkesten açık ara iyi olduğu tek bölgesini yıkıp saçma sapan adamlar alacaklar.
Dünya kupasında alınan sonucu Dünya kupasından elenmekten ibâret görenler acınacak akla sahiptirler.
Bir çok analiz açısı var, oralara değinmeyeceğim.
Böyle bir zamanda esasa dikkat çekelim.
Gücü olanlar güç yetirdikleri zavallılara kendi güç sınırları içerisinde her şeyi yapabilirler.
Mesela kendilerine göre bir federasyon başkanı belirleyebilirler.
Onlar da hakem ve VAR sistemini kendilerine göre kurgulayabilirler.
Kendi çöplüklerinde kabadayılık yapıp ahkam kesebilirler.
Fakat, Dünya arenasına çıktıklarında kıytırıklar karşısında boylarının ölçüsünü kendilerine böyle verirler.
Ben yaptım oldu, orada sökmez, sen yaptın, olmaz.
İki kıytırık takıma gol bile atamadan yenilirsin.
İstediğin hakeme düdük çaldırıyordun, hadi gönderseydin ya turnuvaya, neden yapamıyorsun ?
Son söz :
Yiğitlik, kabadayılık, mârifet, kolpalarla, hamasetle evdekine kök söktürmek değil, Dünya arenasındakilere akıl ve hakikat ile diş geçirmektir.
İlâh'ı ve adaletini unutanlara İlâh adaletiyle kendini hatırlatır. Hatırlatır da ; (A'raf 179) Onların kalpleri vardır ama onunla gerçeği anlamazlar; gözleri vardır ama onunla görmezler; kulakları vardır ama onunla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
Sorumlu ve yetkililer, konu ile ilgilenen güçlüler "biz ne yaptıkta bu başımıza geldi" demeli, bir zerre akılları varsa kendilerini hesaba çekmeliler.
Aslında Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması da CHP'nin iç meselesi değildi, serbest seçimleri ortadan kaldırma projesinin bir parçasıydı ama CHP dışındaki muhalif partiler ilk etapta bunu böyle görme eğiliminde olmadılar. Ama mutlak butlan kararıyla işin rengi değişti. Çünkü mutlak butlan demek artık muhalefetteki hiçbir parti genel başkanının koltuğunun sağlam olmaması demek. Rejimin artık istediği an bir bahaneyle bir parti genel başkanını görevden alabilmesi demek. Bunun farkına varılınca meseleye yaklaşım da değişti.
⚠️Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel, ‘Kürt sorunu benim’ diyen Ahmet Türk’ün siyasi geçmişini ve devasa servetini sıraladı:
‘Bu bir mağduriyet hikâyesi değil, ayrıcalık hikâyesidir!’
•Kendisi ta 1972'den beri çeşitli partilerden (DP, CHP, SHP, HDP) yıllarca milletvekiliģi yapmış (32 yıl)! Üstüne belediye başkanlığı! [Hangi yetenekle, hangi öğrenimle diye sormaya gerek bile duymuyorum!]
•Kardeşi Abdurrahim de 12 Eylül öncesi Adalet Partisinden m.vekili olmuş! (Ne güzel değil mi?)
•Dedesi, 1915'te Ermenilerin mallarına çökmüş!
Onlardan gasp ettikleri ve Kasr-ı Kanco ismi verdikleri şatoda yaşayıp, onlardan ele geçirdikleri topraklarda, pekçok köyün sahibi olarak feodalitenin zirvesine yerleşmiş!
•Zenginliğin hepsi orada değil haliyle, Çeşme'de de bir malikanesi pardon yazlığı var!
•Derik'teki şatosunda, Mart 1980'de, kendisi milletvekili iken, saklanmakta olan o zamanki ismi ile APOculara(PKK) yapılan operasyonda kurulan tuzakla 1'i Yüzbaşı 3 askerimiz şehit oldu!
Bugüne gelirsek;
•Yavuz Selim sonrası İran/Zagros'lardan geldikleri bu coğrafyadan arsızca Kürdistan diye bahseden bu bölücü şahıs, şimdi kimliğini beğenmediği ülkenin her zenginliğinden, her olanaģından en azından benden daha fazla, yararlanmış!
•Pek milliyetçi adı lazım değil bir liderin bile övgülerine mazhar olmuş!
•İddialara göre, Suriye sınırındaki duvarın yapım ihalesinin alt yüklenicilerinden biri bunun yeğenlerinin şirketi imiş!
•Vesselam ne verirseniz verin, daha fazlasını isteyecek arsız ve Türk devletine emperyalist devletlerin desteğiyle meydan okuyan, meydanı boş gördüğü için pervasız, bu ve bunun gibiler yüzünden ülkeye yazık olacak!
•Ama daha çok zarar gören de, meclisin %65'ini (Edirne'de bile bir milletvekili Kurmanç [Kürt], düşünün!), işadamlarının %60'dan fazlasını oluşturan Kurmanç kardeşlerimize olacak!
ÇÜNKÜ;
Bu tür arsız, doyumsuz, kışkırtıcı ırkçı etnikçilik, onları(Kürtleri) hiç de kendinden farklı görmeyen ortalama Türk insanında artan bir tepkiye sebep oluyor!
İçten içe tehlikeli bir karşıtlık birikiyor!
Şimdiden söyleyeyim!
Bu bahsettiğim konu Esnaf muaflığı. Sanayi makinesi kullanmadan elde yapılan ürünlerden vergi muafiyeti var. Bir çok kategori dahil, link veriyorum inceleyebilirsiniz. Esnaf muaflığı diye geçiyor. Vergi dairesinden esnaf muafiyeti belgesi alıyorsunuz. Sonra banka hesabı tanımlıyorsunuz gelen paradan %4 stopaj kesiliyor sadece. Vergi yok. Fatura, muhasebe evrak kürek işleri yok.
İnternetten yapacağınız satışlarlar için 2026 yılı için limit 1.900.000 TL.
https://t.co/iu21bgFZ74
Futbol ekonomisi akla zarar bir israftır!
Bazıları diyor ya “villa ve prim verildi ama gol yok” ama mesele şu:
Milli gelirin binde 6’sı yani 8 milyar dolar her yıl futbol ekonomisine ayrılıyor. Toplumun kaybettiği zaman, yasa dışı bahis ve diğer kayıpları hesaplamak çok zordur.
Nasıl ki Eurovision yarışmasından çekildiysek sadece bir yıl futbol ekonomisi yerine sağlık araştırması, ihracat amaçlı yüksek teknoloji sanayi imalatı, ithalatı önleyen tarım işletmeleri ve daha fazlasına yönelseydik ülkede çoğu sorun çözülürdü.
Ancak belediye başkanlarının Audi sevdası daha çok gündem oluyor. Çünkü bilim, liyakat, teknokrasi ve yönetim danışmanlığı hak ettiği itibarı Orta Doğu’da göremiyor.
Fransız düşünür ve diplomat Joseph de Maistre’a atfedilen şu sözü hatırlayın;
“Her ulus hak ettiği hükümete sahiptir.”
Size gerçekten gülünç bir olaydan bahsediyorum: Milli Takımımız şimdilik gol atamadan devam ediyor ve elendi. Bu arada medyada haftalardır süren reklam kampanyaları devam ediyor, Milli Takımın eski golleri coşkusu, halkın desteği coşkusu, her şey değişik markalara uygulanarak ülke reklamlarla yayılıyor. Ve görüyoruz ki, koca firmaların hiçbir B planı yokmuş! Yani anlayacağınız “Milli Takım çok kötü elenip kaybolursa biz 20 Haziran’dan itibaren reklam kampanyamızı ne yapacağız, durduracak mıyız, yoksa film değişecek mi, yoksa başka bir şey mi koyacağız?” Benim şu ana kadar gördüğüm kadarıyla hiçbir şey değişmeden reklamlar devam ediyor ve bu firma sahiplerine herhalde karşı propaganda haline dönüşüyor! Koskoca ajanslarda ve dev şirketlerde bunu düşünen bir insan yok mu önceden? ABC planlarınız olmadan mı dev kampanyalar finans ediyorsunuz? Allah akıl fikir versin!
Kendi aklına güvenmemek ve yapay zekaya güvenmek avantaj oldu. Basit biri zeki birinden daha çok yol gider oldu.
Evet, yapay zeka saçmalıyor ve insanlar saçmaladığını anlamıyor. Ama istisnasız her şeyi ona sorduğunda; normalde özgüvensiz olduğu her konuda sanki evrenin sırrına sahipmiş gibi davranıyorlar.
Böylece korkak adım attıkları her konuda ilerliyorlar. Bu adımların bazıları doğru yöne atıldığı için, yapay zeka öncesi çağda asla yapmayacakları şeyleri yapıyorlar.
Yapay zeka gerçekten insanın evrimsel basamadığının bir adımı oldu.
Zekiler ne oldu, artık zeki kabul edilmiyorlar. Onların da üstünde yapay zeka var gibi duruyor. Haklı oldukları konularda bile dertlerini anlatamıyorlar, çünkü yapay zekaya daha çok güveniliyor.
Ama çok ilginç bir etkisi daha var. Kendi aklına güvenen zekiler, yapay zekaya sormayı bile düşünmeyeceği doğru bildikleri yanışlar, eksik bilgileri ve hatta o konuda bilinecek bir şey olduğunu bile fark etmedikleri konularda yanıldıklarını anlamaya başladılar.
“Kanaatler hakikatin yalandan daha büyük düşmanıdır” diyordu ya Nietzsche. Zekiler, iyi bildiğini sandığı konuda aslında sadece kanaat getirdiğini anlamaya başladılar.
Yapay zeka çağı; basit insanlara zeki hissettiriyor, zeki insanlara kendini aptal hissettiriyor.
Barcelona ve Fenerbahçe Akademisi'nin eski antrenörü David Badia, Oksijen için yazdı | Türkiye: Sebebi çoktan belliydi
Şikâyet etmek meşru ve gereklidir. Ancak öfke arabayı tamir etmez. Önce kaputu açmak gerekir. Türkiye’nin başarısızlığının nedeni, maçın başlamasından çok önce ortadaydı
https://t.co/c1Jkg7SE4Y
Bilgisayar hocası flowchart ödevi vermek yerine çocuklara bunu yaptırıyor.
Webcam açılıyor.
Parmakla havaya denklem yazıyorsun.
Başparmak kaldırınca AI okuyor,
cevabı tahtaya el yazısı gibi geri yazıyor.
Toplama çıkarma değil sadece;
x’li denklemler ve ikinci dereceden denklemler de var.
Asıl mesele repo değil.
Hocanın ölçtüğü şey artık “kod yazdın mı?” değil,
“AI’ın yazdığı kodu anlayabiliyor musun?”
Yeni bilgisayar dersi biraz buraya doğru gidiyor.
Repo ilk yorumda.