Bu gece rüyamda “falan” yerine “felan” dediğim bir kâbus gördüm. Aman Allah’ım, ben nasıl böyle bir şey yaparım, diyorum. Ben kimim ya? Bilinçaltımdaki bu dil seçkinciliği tadımı kaçırdı.
Kedi Sahipleri adlı bir oyunda yapabilecekleriniz:
• Sokakta yardıma muhtaç kedileri buluyorsunuz.
• Temizleyerek ve mama vererek güvenlerini kazanıyorsunuz.
• Sahiplendiriyor veya evinize alıyorsunuz.
Üzgün değilsin, kırgın değilsin. Amiyane deyişle, ölen kadın ve çocuk senin sikinde bile değil. Senin üzgün ve kırgın olduğun bir şey varsa, o da bu bulandırma operasyonuna katılırken aldığın tepkilerle, aslında zaten çoktan tamamen kaybetmiş olman gereken itibarına nihayet zarar geldiğini hissetmen.
Başka türlü olsaydı, doktorluk bir yana sadece insani olarak bile bu anne, bu çocuk senin umrunda olsaydı, çok saygıdeğer meslektaşların, farklı alanlardan uzmanlar ve birçok sağduyulu insan seni uyardığı halde bu rezilliği yapmaya devam etmezdin. Her ahlâkı çiğneyerek medyadan, kağıt üzerinden, sana servis edilenlerden yola çıkarak net ve iddialı bir tanı pazarlamakta ısrar etmezdin.
Zaten bu şekilde tanı koyulabiliyor olsa, ruhbilimin metinleri - bilgileri hepimize, her entelektüele, her okur yazara açık. "Doktorluk" bu olsaydı eğer, senin koyduğun tanıyı ben de koyardım ama yapmıyorum, yapamıyorum. Bir kitapta okuduğum tanı maddeleriyle bir insanda gördüklerimi karşılaştırmaktan aciz olduğum için değil. Hatta bunu senden kat kat iyi yapabilirim ama yapamam, çünkü doktorluk bundan çok daha fazlasını gerektiriyor. Üstelik, bu vakada senin bunu yapman temel ilkeleri ve ahlâkı çiğnemenin de çok ötesine geçiyor. Çünkü uzaktan tanı koymak gevşekliğiyle sınırlı kalmıyorsun; ehliyetini, titrini, şöhretini olası çok büyük bir suç vakasında kamuoyunu etkilemek ve yönlendirmek için kullanıyorsun.
Yaptığın öyle büyük bir rezillik ki "sonucu" da seni aklayamaz. Yöntemleri, usulleri, ilkeleri sonuçla aklayamazsın (şirketinin parasını yetkisizce kumara yatırıp da sonuçta şansın yaver gidip kazanırsan aklanmadığın gibi). Sonunda bu kadın için duyurduğun tanıda haklı çıksan, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sözgelişi, bu kadın gerçekten bir Münchausen by Proxy vakası olsa ama bu tablonun büyük bölümü de çok korkunç suç ve eziyetlere, ilgisizliğe, çaresizliğe maruz kalmasıyla ilişkili olsa ne diyeceksin? En iyi ihtimalle haklı olsan, tanın doğru olsa ama aynı zamanda kadın ve çocuk büyük bir suçun kurbanları da olsa ne diyebilirsin? Sen vakayı bir tanıya, kadının arızasına indirgeyip, kamuoyuna "ortada başka bir suçlu yok" mesajı vermek için kıçını yırtmışsın, bundan sonrasında bu kadın ve çocuğun herhangi bir mağduriyetine dair ne diyebilirsin?
Kısacası kırgın değilsin. Biraz kızgınsın, tamam. Tam istediğin gibi gitmedi diye kızgınsın. "Hem alet olayım, ilkesiz olayım, hem de çok itibarlı olmaya devam edeyim, nasıl olsa papağan gibi üç beş klişeyle her eleştiriyi itibarsızlaştırırım" planın bu sefer tam da tutmadı diye kızgınsın. Ama hayır, bu anne ve bu çocuk senin s-i-k-i-n-d-e d-e-ğ-i-l.
(Muhtemelen bloklarsın, alıntı görünmez diye ayrıca ekran görüntüsüyle.)
Bazı düşünürleri eleştirirken insanların yaptığı "dönemin şartları düşünülmeli" savunmasını anlayamıyorum. Dönemin şartlarına göre bizim de faşit, cinsiyetçi ve homofobik olmamız gerekiyor ama olmuyoruz. Zaten dönemin şartlarının dışına çıkmak değil mi amaç please
"'Self-help'in başarı ideolojisi toplumsal bağı parçalar. Kimseye bir şey borçlu olmayan' özneler nasıl bir arada tutulur? Kötü yoksullara, tembellere, yük olan yaşlılara ve göçmenlere karşı küçümseme, hatta nefret elbette toplumsal 'zamk' etkisi görür." (Dardot & Laval)