"Ailem Güvende" adı verilen soruşturma kapsamında sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilen kuruluşlar arasında önce Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) yer almış, ardından Derneğimiz Türkiye Psikiyatri Derneği'nin (TPD) resm�� X hesabı da erişim engeli getirilmesi talep edilen kuruluşlar arasına alınmıştır. Durumu kamuoyunun bilgisine sunarız.
Türkiye Psikiyatri Derneği 7138 üyesi olan ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı alanında faaliyet gösteren bir tıp meslek derneğidir. TPD ve CETAD, ilgili mevzuata tabi, yasal olarak kurulmuş tıp uzmanlık dernekleridir. Tüzüklerinde tanımlanan görevleri; birey ve toplum ruh sağlığını korumak ve geliştirmek, mesleğin bilimsel ve etik ilkeler çerçevesinde hak ve sorumluluklarını gözetmek, alanında çalışan hekim ve ruh sağlığı profesyonellerine eğitim vermektir.
Cinsellik ve cinsel sorunlar konusundaki çalışmalarımız, cinsellik eğitimi, toplumun cinsellik hakkında bilgilendirilmesi, cinsel işlev bozukluklarının bilimsel yöntemlerle tanı ve tedavisi, farklı cinsel yönelime sahip bireylerin, tüm yurttaşlar gibi, ruh sağlığının korunmasıdır. Cinsel yönelimin bir hastalık olmadığı güncel tıp biliminin ortak bilgisi olup, eğitim-telkin-özendirme vb yöntemlerle “değiştirilebilecek” veya “aşılanabilecek” bir durum olmadığı bilinmektedir.
Bu tür kısıtlamalar yalnızca meslek örgütlerinin değil, hekimlerin bilimsel bilgiyi paylaşma ve topluma doğru sağlık bilgisi ulaştırma imkânını da sınırlamakta; bireylerin sağlık hizmetine erişiminde tereddüt yaşamasına yol açarak kamu sağlığı açısından risk oluşturmaktadır. Nitekim aynı süreçte, HIV ile yaşayan bireylerin haklarını ve sağlığa erişimini savunan dernekler de benzer şekilde hedef alınmıştır.
Sağlığa erişim, ayrımcılığa uğramaksızın tıbbi bilgiye ulaşabilme, herkes için anayasal bir haktır. Meslek örgütlerimizin bilimsel faaliyetlerine yönelik erişim engellerinin gözden geçirilmesini ilgili makamların dikkatine sunarız.
Türkiye Psikiyatri Derneği
Fatih Altaylı'tan aşağılık bir sermaye ayakçılığı yine. Aslında pr faaliyeti için davet edilmiş o masaya. Bu türün görevi bu. Özünde sosyal medyadan da önceki influcerler bunlar. İnanılmaz tehlikeli bir adam ve etkisi itibariyle zehir saçan bir ayakçı.
Gelelim yazıya. Genel müdür, yatırımcı, işletmeci. Sezonu kasada duranlara sormuş. Cevap ne olacak "hayatımızın cirosu" olacak tabii. Sen bir adama kendi kazancını sorarsan sezon her zaman muhteşemdir.
Ama anlattığı şey Bodrum değil. Bodrum'un bir avuçluk üst katmanı. Sahildeki beş on mekân, iki üç ultra lüks tesis. Gerisi kadraja bile girmemiş.
Girse ne görecekti, söyleyeyim. Ben bu işi yaptım senelerce.
Sahilin iki sokak arkasında, kırk odalı, aile işletmesi bir otel var. O da bu sezona girdi. Ama enerjiye zam, gıdaya zam, personel maliyetine zam, kredi faizine zam. Fiyatı zamlayamıyor, çünkü karşısında acente var, karşısında fiyat kıran komşusu var, karşısında cebi delinmiş yerli turist var.
Doluluğu tuttu, kârı tutmadı. Doluluk atıyorum %85, ama kasa bomboş. Bu memlekette dolu otelin batması ayrı bir sanattır.
Peki bu sıkışma nereye yıkılır? Yukarı değil. Aşağı.
Sezonluk personelin maaşı geç yatar. "Sezon sonunda toplu veririz" denir. Sezon sonu gelir, bir kısmı verilir, bir kısmı yenir. Çocuk hakkını arayamaz, çünkü sözleşmesi yoktur. Yarısı sigortasız, üçte biri asgari ücretten gösterilip üstü elden. En sonunda da git mahkemeden al diye aşağılanır.
Servis parası vardır, dağıtılmaz. Fazla mesai vardır, yazılmaz. Yıllık izin vardır, kullandırılmaz. On dört on beş saat çalışılır, sekiz saat imzalanır. Çalışmaya mecbur bırakılan insanlar. 20 yaşında bilmem kaç bin lira kredi kartına borçlanmış, kyk'ya borçlanmış, yoksul anası babası kredi çektirmiş. Ya da okuyacak para lazım. Bunu biliyor sermaye.
Lojman. Gidip bakın. Sekiz kişi bir oda, ranza, tek klima, bir duş. Bazı yerde konteyner. Sezonun ortasında elektrik kesilir, çocuklar terden uyanır falan filan. Bildiğin kölelik.
Neden lojman böyle? Çünkü Bodrum'da kira, çalışanın maaşının üstünde. Adam evini kiralasa çalışmaya gelemez. Yani işveren lojmanı iyilikten vermiyor, sistemin çalışması için mecbur. Kötü lojman bir eksiklik değil, bir zincir. Çıkarsan barınacak yerin yok.
Sezon biterse ne olur? Hiçbir şey olmaz. İşsizsin. Sekiz ay boş, dört ay ölesiye. Kıdem yok, ihbar yok, işsizlik maaşı çoğu zaman yok çünkü prim günün tutmaz.
Hele bir de stajyer sömürüsü var ki anlatamam. En korkuncu da kadın çalışanların çoğu taciz edilir. Genç kızlar, kadın çalışanlar sektörde var olabilmek için korkunç şeylere maruz kalıyorlar. inanılmaz bir mobing. Bunu da bol keseden verdikleri title'larla kendilerine bağlı bir dandik statü manyağı yönetici yaptıkları saçma sapan karaktersizlerle yaparlar. Karaktersize statü verirsin, karşılığında sadakat alırsın.
Gene gel yazıya, bu metinde bunların tek bir kelimesi geçmiyor. Ne maaş, ne lojman, ne sigorta, ne sezonluk çalışanın hali. Sektörden bahsediyor ama sektörü ayakta tutanlar metinde yok. Turizmi anlatıyor, turizm emekçisini anlatmıyor.
Onun yerine ne var? Nammos'un fiyatı. Kimin geleceği kimin gelmeyeceği. Yeni mekânların St. Tropez'den pahalı olması. Yani turizm değil, vitrin.
Bir de "giderek kıro oluyor" diyor. Asıl orada dökülüyor. Sendan iyi kıro mu var? Patekli maganda seni.
Şikâyeti hizmetin kalitesi değil, oraya gelen insanların kim olduğu. Buna zevk denmez, sınıf tiksintisi denir. Yavşak seni. Sermayenin diliyle yeterince uzun konuşursan, sermayenin gözünü de yürütürsün. Halkı, manzaraya yaklaşınca kareyi bozan bir şey sanmaya başlarsın.
Ama işin özeti şu: o "kıro" dediği insanlar, o mekânların mutfağında çalışıyor. Kapıdan giremediği yerin bulaşığını yıkıyor. Servis yaptığı masadaki tek bir şişenin fiyatı, aylığının yarısı. Turizmde yabancılaşma, emeğin en mahremine kadar iner kardeşim. Ondan yalnızca kolunu değil, gülümsemesini de satın alırlar. Üstat "işçi kendi emeğinde kendini yadsır" derken bunu kastediyordu. Sekiz kişilik odadan çıkıp, dünyanın en pahalı odasını satmak üstüne de en mutlu insanı gibi "hoş geldiniz" demek zorunda olmak.
"Bodrum St. Tropez oluyor" cümlesi de tespit değil, satış argümanı. Arsası olanın, imar bekleyenin, fon toplayanın işine gelen cümle. Turizm yazısı gibi duruyor, işlevi broşür.
bir de Umarım birileri çelme takmaz diye bitirmiş yazıyı lavuk.
Kime çelme? Yatırımcıya. Peki maaşını alamayan garsona çelme takan kim, onu soran var mı? Yok. Çünkü o masada oturmuyor.
Gazetecilik iktidara ve sermayeye rağmen yapılan iştir. Adamlarla akşam yemeği yiyerek yapılanın adı gazetecilik değil.
Toprak altında kaldığı için en güvenilir gıdalardan diye düşünülen patateste, en kirli ilk 12'ye girecek kadar pestisit kalıntısı saptanmış durumda. Yani sadece tarlada sıkılan pestisit değil tabağımızdaki düşman. Dünyada ve Türkiye'de en fazla pestisit riski taşıyan gıda listelerinin bulunduğu 7,5 dk'lık bir video 👇👇👇
Holding çıkarlarının barikatı olmuş durumda devlet kurumları.
Acele Kamulaştırma kararlarıyla insanları 300 yıldır sahip oldukları evlerden, tarlalardan sökülüp atılıyorlar eskimiş eşyalar gibi..
Olay yeri Kütahya ama yurdun dört bir yanı böyle.
Zalimlik..
Kartal İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin üniversite sınavındaki başarısı gerçekten de soru işareti uyandırmayacak gibi değil!
-Sözel: 14 öğrenci
-Eşit Ağırlık: 4 öğrenci
-Dil: 2 öğrenci
- Sayısal: 1 öğrenci
Toplam derece: 21
Aynı liseden bırakın ilk yüzü ilk günde bu kadar insanın olması dahi şüpheli bir durum.
- Gazeteciler bu olay üzerine gitmeli.
- İstatistikçiler, bilimsel açıdan bu durumu değerlendirmeli.
- eğitim bilimciler konuya mutlaka müdahil olmalı.
CHP Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz:
"AKP dönemindeki yolsuzluklarla ilgili yaptığım 39 suç duyurusundaki parasal hacim 600 milyar lira! Eski parayla 600 katrilyon.
Ankara-İstanbul Demiryolu Hattı Rehabilitasyon İşi’nde; 5 km’lik T-26 tünelinin her bir kilometresinde 1 katrilyon yolsuzluk tespit ettik."
Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler
◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı.
◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, İrlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da…
◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı.
◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu.
◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda.
Detaylar soL’un haberinde 👇
https://t.co/Mlq02CFQOe
Değerli kamuoyuna ve halkımıza!
İçimizde büyük bir heyecanla Japonya’daki dinleyicilerimizle buluşma arzusuyla yola çıkmışken, Kürt sinema ve tiyatro sanatçısı Murat Çiçek’in Japonya’da gözaltı merkezinde maruz kaldığı ağır ihmaller neticesinde yaşamını yitirdiğini derin bir kederle öğrendik. Yaşanan bu kurumsal şiddeti ve insan hakları ihlalini şiddetle kınıyoruz. Başta Murat Çiçek’in acılı ailesi ve sevenleri olmak üzere, bu derin acıyı hisseden herkese başsağlığı diliyorum.
Bu trajik hadisenin gölgesinde, bugün yapılması planlanan Japonya-Saitama konserimizin iptal edildiğini üzülerek bildiriyoruz. Saygılarımla.
Ülke A’dan Z’ye çökmüş. Sahte diploma çetesi 20 yılda 17 bin 738 kişiyi devlette işe yerleştirmiş. SÜleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin sınav soruları meğer son 3-4 yıldır sızdır��lıyormuş. 400 akademisyen sahte diplomayla atanmış. Ne yapalım bu durumda. En iyisi Kurtuluş Savaşı demeyelim artık. Müfredattan çıkaralım yerine milli mücadele koyalım. Zaten Trump da bizi çok seviyor gerisi boş.
Bu halimize biz ağlamayalım da kimler ağlasın?!
Çocuklar için Matematik Akademisinin 2026 Eylül Dönemi Kayıtları açılmıştır🎉
Türkiye'nin dört bir tarafında ve yurt dışında çocuklarına bilim ve matematiği sevdirmek isteyen tüm aileleri aramızda görmekten büyük mutluluk duyarız 🌻
Kayıtlar için: https://t.co/tqqXfXlQFW
Bolu Grand Kartal Otel yangınında oğlunu kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay:
"Danıştay 1. Dairesi, Turizm Bakanlığı kamu görevlileriyle ilgili olarak soruşturma izni vermiş ve 'Bunları yargılayayın' diye Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermiş olmasına karşın 10 ay geçti hala bir iddianame hazırlanmış değil"
Deniz Göktaş’ın beş yıl önceki Yol TV röportajını tekrar izledim. Şiddetle tavsiye ederim.
Röportajda “mizah politik mi olmalı?” konusunda da görüş belirtmiş. Buradaki pek çok insandan farklı düşünüyor aslında:
“(Mizahın) politik olmaması çok mümkün değil galiba... Aslında ‘en apolitik' dediğimiz mizah bile yapıyı bozan bir şey. O açıdan politik olması kaçınılmaz. Ama içerik olarak güncel politikayla dolu olması gerektiğini düşünmüyorum. Hatta diğeri belki daha uzun soluklu bir tercih olabilir... Cem Yılmaz’ın yaptığı aslında daha uzun vadeli etkisi olan bir şey. O da politik bir şey aslında. Kültürü değiştiren bir şey.” demiş.
Merak edenler için sonrasında otosansür ve daha fazla Cem Yılmaz yorumu da var :)
https://t.co/2ZrugiJMSi
Tabii şunu da unutmayalım: Deniz Göktaş gösterilerinde ince, güzel siyasi göndermeler yapıyor. Ama güncel konularla ilgili mizah yapmayan komedyenlerin pek çoğunun, muhtemelen Göktaş kadar cesur olmamalarının yanında, birikimleri de yok. Dolayısıyla isteseler de muhtemelen Göktaş kadar iyi siyasi hiciv yapamayacaklar. Hatta emin olun bazılarının güncel siyasete hiç girmemesini tercih edersiniz.
18 yaşındaki bir genç kız dün akşam baygınlık geçirince annesi hastaneye götürdü. Saçları avuç avuç dökülüyor. Bakımsızlık ve yetersiz beslenme artık bedenine yansımış durumda. Doktor "İyi koşullarda bakılması gerekiyor, durumu kötü" diyor, yapılan testlerin sonuçları 15 gün sonra çıkacak. Verem olma ihtimali yüksekmiş.
Yaşadıkları ev farelerin cirit attığı, bir ailenin yaşamaması gereken bir yer. Başka bir eve taşınma ihtimalleri yok, günlük işlerle geçiniyorlar ve bu evin kirasını da güçlükle ödeyebiliyorlar. Ev sahibinin aileyi çıkarmasını şimdilik durdurabildik. Günlerdir buraya yazmamak için bu durumu ilgili devlet ve yerel kamu kurumlarına anlattım. Şimdi gerçekten bu evin önüne gidip çığlık atmadan önce, evin çatısını onarın, etrafını temizleyin. Fare deliklerini kapatın. Bu genç kızın ve bu evde yaşayan ailenin insan onuruna yakışır koşullarda yaşamasını sağlayın @Cekmekoybeltr@tcailesosyal #YoksullukİnsanHaklarıİhlalidir
Murat Kapki İnan Güney’e “Hakkını helal et, ben sana iftira attım” dedi mahkemede.
Kapki “İnan Güney’i tanımazdım. O anda kurtulmak için her şeyi söyleyecek durumdaydım, eşimi almışlardı, evde yalnız kalan çocuklarımı düşündüm. İnan Güney’in adını geçirdiler, o da vardı değil mi dediler, evet dedim” dedi. Kapki'nin tüm beyanlarını kolay bir internet araması ile siz de bulabilirsiniz.
İBB davasında sık karşımıza çıkan “etkin pişmanlık” mekanizmasının böyle bir psikolojik baskı sonucu alınan ifadelerden oluştuğunu gözlemliyoruz.
Literatürde buna coerced compliant confession deniyor, zorla alınan itaatkar itiraf ve bu bir sahte itiraf olgusu.
Baskı ve tehdit sonucunda (mesela bu örnekte Kapki eşi ve çocukları ile tehdit edilmiş) alınmış bu ifadeler gösteriyor ki devlet savcı makamı vasıtası ile bir çaresizlik kapanı kurulmuş.
Böyle bir tehdit altında beyin gerçeği değil tehdidin bitmesini önceler. Kişi o anda “doğruyu” değil, tehlikeyi / acıyı durduracak cümleyi arar. Söylenen şey gerçekler değil, tehdit geçsin diye güçlünün duymak istediği cümlelerdir.
İnan Güney böyle durum sonucu 11 ay suçsuz yere hapiste yattı. Bunun hesabını kim verecek? O savcı böyle bir mekanizma yaratarak hem Kapki'ye psikolojik baskı kurduğu hem de İnan Güney'in hayatından 11 ay çaldığı için bir yaptırıma uğrayacak mı? Bunlar psikolojinin değil hukukun konusu ama ben de bir vatandaş olarak merak ediyorum.
Bu fotoğraf Bilgi Üni. direnişinde ablukada çekildi. Yunusemre kitleye gaz sıkılmasın diye önlerine set olmuştu. Adliyede, karakolda, sokakta, ablukada ve her yerde halkın avukatıdır.
“Allah’a şükür Epsteinci değilim” dedi, tutuklanınca “Katil Nato” sloganı attı!
Kardeşimdir.