başbakan ve başbakanlık binası.
doğallık, sadelik ve tevazu kadar insana yakışan, insana değer katan, insanı insan yapan başka bir değer yoktur yeryüzünde.
isveçli, norveçli siyasetçilere külliyenin büyüklüğüyle, şaşaalı karşılamalarla hava atıyorlar. hayatın her alanına sosyal adaleti ve refahı yaymış, güçlü yaşam standartları ile dünyaya örnek olmuş isveçli ve norveçli siyasetçilere. tam bir üçüncü dünya ülkesi refleksi.
hayatı boyunca hiç sevilmemiş,
kendini hiç değerli hissetmemiş, birey olmanın ne demek olduğunu öğrenmemiş, vatandaş olmakla sürüden biri olmak arasındaki farkı kavrayamamış, hayatta kalmayı yaşamak zannetmiş bir kafa ile daha güzel bir ülke mücadelesi vermek çok zor. "bonfileye ne gerek var, makarna ile karnım doyuyor" diyor kadın mesela. buna ne anlatabilirsin ki? insanca yaşamak gibi bir talebi yok bir kere. çok baştan başlamak lazım anlatmaya. en baştan...
peygamberin kabak sevdiğini anlatanlar, gösteriş sevmediğini, servet biriktirmediğini anlatmıyor. ebu hanife'nin şaraptan uzak durduğunu anlatanlar, sultan sofrasına oturmadığını, zulme baş eğmediğini anlatmıyor. çünkü uyanmış bir toplum değil, uyuşturulmuş bir toplum istiyorlar.
allah'u ekber nidaları, tekbirler, bozkurt işaretleri, ülkücü bıyıkları, vatan millet sakarya edebiyatı, hamaset, goygoy, yaygara, şamata, şımarıklık ve sonuç: 48 takım içerisinde gol atmadan elenen ilk takım.
En son 1946 yılındaki şaibeli seçimle tek başına iktidara geldi CHP. 1950’den beri ülkeyi amerikancı sağ zihniyet yönetiyor. Bir ara, örneğin Ecevit, 1973 seçimlerinden sonra MSP ile anlaşarak hükûmet kurabilmişti (Güneş Motel değil, o 1977). Türkiye, 1974 yılında CHP liderliğinde Kıbrıs Barış Harekatını yaptı. 1974 yılında, yönetim yetkisi amerikancı sağcılarda olsaydı Kıbrıs’a müdehale asla yapılmazdı.
1977 seçimlerinde ise Amerika, CHP’nin %41,5 alarak yükselişe geçtiğini gördü ve ülkeyi siyasî ve sosyal bir kargaşanın içine itip, çalışanlarına 1980 darbesini gerçekleştirtti ve en önemlisi, 1950’lerden itibaren yol ortasında katlederek, bitiremediği solu “mahkemeleri bir silah gibi kullanarak” ülkenin siyasetinden kesip attı. Geriye kalan tam bağımsız Türkiyecileri de 1993 yılında “temizlettirdi”.
Şimdi, sosyal medyada -kendi çapında ve yerel- terbiyesizlik yapan, bunun karşılığında maaş alan çomarlar, bir takım halk düşmanı iz’an yoksunlarıyla birleşip; gerçeklerini yüzlerine söyleyen herkese “halkı aşağılama!” ithamı üzerinden saldırıyorlar. Dahası, dedelerinin bile görmediği dönemler üzerine ahkâm kesip, bol keseden atıp tutuyor ve sosyal demokrat bir iktidarın maaş dahi ödeyemeceği “net bilgisiyle?” oyverenlerini sürekli, kendilerinden başka bir yol olmadığına inandırma çabası içine giriyorlar. Şimdi de halkın umudu olacak sosyal demokrat bir siyasî çözüm ihtimaline çamur atıp, halkı sağ siyasetin mahkûmu gibi gösterme dertleri var. Demokrasiyi yok etmiş birilerinden demokratik çözüm beklemek çok saçma, çözümü halk bulacak…Çözüm ancak, “onlar ağır ellerini toprağa basıp doğrulduklarında” gelecek. Umarım o günleri görebiliriz.
Cehalet örgütlenip, koca hantal bir varlığa dönüşmedi sadece; buz gibi kötülük ve cehalet canavarı arasında simbiyotik bir ilişki de geliştirildi. Buna dur diyebilecek halk dışında hiçbir şey kalmadı artık.
Yaşlarına ve konumlarına bakıldığında aynı jenerasyondan gelen ve hazırlandırılmaları -belli ki- ilk gençlik yıllarına kadar uzanan bir çete bunlar… sahipleri de israil ve abd. Bu buz gibi gerçeği görmemek için kör olmak lâzım.
Büyük Ortadoğu Projesi neymiş?İçerideki tüm hainlerle birlikte Cumhuriyetimizin yok edilmesiymiş! Ya seçim yapmayacak ya da aday olmayacak demiştim, üçüncü bir yol da; yapılacak seçimlerin artık bir anlam taşımıyor oluşuymuş. Birgün demokrasi treninden ineceğini söylemişti, indi!
Burası Yeni Türkiye;
Bir kararname, bir fezleke, bir iddianame…
🔘Bir gün öğrencisi olduğun üniversite yoktur.
🔘Ertesi gün oy verdiğin belediye başkanı yoktur.
🔘Sonraki gün oy verdiğin parti yoktur.
Başkanlık rejimi budur !
Dur hele sen daha dur....
Dış piyasalar bu haldeyken işleri daha da karıştırmak hangi iktisadi rasyonele dayanıyor diye düşünürken, yapay zekaya sorayım dedim: şöyle bir yanıt geldi
"Ekonomi biliminin "hata" dediği şey, siyaset biliminde "tercih" olabilir."
70 li yıllarda vali, daire müdürü, okul müdürü gibi görevde olan insanlar çok şık, çok bilgili, çok ağır, çok kibar olurlardı. Günümüzde mevkii sahibi olmuş bu insanlar köyden çıktığı gibi kalmış, giydiği yakışmıyor, konuşması bozuk, ağız yapısı bir tuhaf, laubali vs.vs.vs.
Olanlar siyaset falan değil. Dışarıdan verilen emirlerle Cumhuriyetimizin değerleriyle uyuşmayan bir cehenneme doğru sürükleniyoruz ve işte tam bu noktada, hepimiz aynı gemideyiz, çomarlar dahil.