TTB olarak; deprem sonrası sağlık hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanmasının, sağlık çalışanlarının güvenli çalışma koşullarının korunmasının ve toplumun fiziksel ve ruhsal sağlığının gözetilmesinin takipçisi olacağımızı belirtiriz.
24 Eylül 2026 Şanlıurfa Depremi Hakkında
24 Eylül 2026 tarihinde saat 10.40 sıralarında, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre merkez üssü Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesi olan 5,4 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. AFAD’ın ilk açıklamasında depremin derinliği 7,39 kilometre olarak bildirilmiştir. Kandilli Rasathanesi ise depremi ilk olarak 5,8, daha sonra 5,5 büyüklüğünde duyurmuştur.
Deprem başta Şanlıurfa olmak üzere Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep, Malatya, Mardin, Elazığ ve çevre illerde hissedilmiş; basına yansıyan bilgilere göre bazı kentlerde yurttaşlar tedbir amacıyla binalardan çıkarak açık alanlara yönelmiştir.
Depremden etkilenen tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Mevcut bilgiler doğrultusunda şu ana kadar herhangi bir can kaybı veya ciddi yapısal yıkım bildirilmemiştir. Bununla birlikte, Şanlıurfa Valiliği tarafından yapılan açıklamada bilgi toplama ve saha tarama çalışmalarının sürdüğü belirtilmiştir. Bu nedenle özellikle olası artçı sarsıntılar ve henüz tespit edilmemiş yerel hasarlar açısından resmi kurumların değerlendirmelerinin takip edilmesi önem taşımaktadır.
Depremler yalnızca fiziksel yıkıma değil, aynı zamanda önemli halk sağlığı sorunlarına da yol açabilmektedir. Bu nedenle sağlık kurumlarının olası başvurulara karşı hazırlıklı olması; özellikle panik, düşme ve travmaların yanı sıra kronik hastalıkların alevlenmesi ve deprem sonrası ortaya çıkabilecek psikososyal etkiler açısından acil servisler ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin dikkatli ve erişilebilir tutulması gerekmektedir.
Bölgede 6 Şubat 2023 depremlerinin yarattığı ağır toplumsal travma ve deprem kaygısı da göz önünde bulundurulmalıdır. Yurttaşların doğru ve güvenilir bilgiye zamanında ulaşabilmesi, bu süreçte oluşabilecek kaygının azaltılması açısından önemlidir. Bu nedenle kamu kurumlarının düzenli, açık ve şeffaf bilgilendirme yapması; doğrulanmamış bilgi ve paylaşımların yayılmasının önüne geçilmesi gerekmektedir.
Deprem sonrasında yurttaşlarımızın hasar gördüğünden şüphe edilen binalara girmemesi, artçı sarsıntılara karşı dikkatli olması ve ihtiyaç hâlinde resmi kurumların yönlendirmelerini takip etmesi önemlidir.
TTB olarak; deprem sonrası sağlık hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanmasının, sağlık çalışanlarının güvenli çalışma koşullarının korunmasının ve toplumun fiziksel ve ruhsal sağlığının gözetilmesinin takipçisi olacağımızı belirtiriz.
Türk Tabipleri Birliği Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/3352aBBS7y
TTB olarak yıllardır silahların toplum sağlığı açısından oluşturduğu tehdide dikkat çekiyor, silahlara erişimin sınırlandırılması ve etkin biçimde denetlenmesi için somut düzenlemeler öneriyoruz.
Okullarda Şiddet Önlenebilir: Kamu Otoritelerini Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Çağırıyoruz
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulun önünde gerçekleşen silahlı saldırıda çok sayıda öğrencinin yaralanmasını büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Yaralanan öğrencilere acil şifalar diliyor; öğrencilerin, ailelerin, öğretmenlerin ve tüm eğitim emekçilerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Nisan ayında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından “Şiddet bir halk sağlığı sorunudur” diyerek uyardık. Eğitim kurumlarının güvenli hale getirilmesini, şiddeti besleyen politikalara son verilmesini, güçlü ve kapsayıcı politikaların hayata geçirilmesini talep ettik. Aradan henüz birkaç ay geçmişken Manisa’da yeni bir okul saldırısının yaşanması, bu uyarıların neden yaşamsal olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Şiddet münferit olaylardan ibaret değildir; toplumsal koşullarla şekillenen, önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Şiddeti yalnızca bireylerin davranışları üzerinden açıklamak, toplumda giderek yaygınlaşan şiddet iklimini ve bunu besleyen koşulları görünmez kılar. Şiddeti normalleştiren söylem ve uygulamalardan vazgeçilmeli, çocukların ve eğitim emekçilerinin güvenliği öncelikli hale getirilmelidir.
Ateşli silahlara erişimin kolaylığı ve bireysel silahlanmanın yaygınlaşması da bu tablonun önemli bir parçasıdır. TTB olarak yıllardır silahların toplum sağlığı açısından oluşturduğu tehdide dikkat çekiyor, silahlara erişimin sınırlandırılması ve etkin biçimde denetlenmesi için somut düzenlemeler öneriyoruz. Daha önce 6136 sayılı kanunda değişiklik yapılması yönündeki önerimizin gündeme alınmaması, önleyici politikaların neden yaşamsal olduğunu gösteren önemli bir örnektir.
Devletin sorumluluğu, şiddet gerçekleştikten sonra failleri yakalamak ve soruşturma yürütmekle sınırlı değildir. Asıl sorumluluk, öngörülebilir riskleri ortaya çıkmadan önce azaltmak ve yaşam hakkını korumaktır. Okulların güvenliği, ateşli silahlara erişimin etkin biçimde denetlenmesi, çocukların ve gençlerin sağlık ve sosyal hizmetlere erişiminin güçlendirilmesi ve şiddetin toplumsal belirleyicileriyle mücadele edilmesi kamu otoritelerinin temel görevleridir.
TTB olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Şiddeti kanıksamayacağız. Önlenebilir ölümleri ve yaralanmaları kader olarak kabul etmeyeceğiz. Kamu otoritelerini sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/1wa1sAwWCh
TTB, Sağlık Bakanlığı ve SGK’ye Yazdığı Yazı ile MEDULA Sistemi Üzerinden Hekimlere Getirilen Kontrol ve Onay Yükümlülüğünün Sonlanmasını İstedi https://t.co/OJtWM73HHK
Çocuk işçilik yasaklansın.
Mesleki eğitim yeniden yapılandırılsın.
Mesleki eğitime değil çocuk işçiliğe karşıyız.
2023-2024 eğitim öğretim yılında en az 66,
2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72,
2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95
ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ.
Çocuk işçilik yasaklansın…
Mesleki eğitim yeniden yapılandırılsın…
2023-2024 eğitim öğretim yılında en az 66 çocuk işçi hayatını kaybetti
https://t.co/K6gVlvGhur
Mesleki eğitime değil çocuk işçiliğe karşıyız…
2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti
https://t.co/p0nBsszBEp
Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye…
2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk işçi hayatını kaybetti
https://t.co/7HVBfPsoGV
Son dönemde gündemde yer alan “Bireysel Hedef Katsayısı” ve “Risk Esaslı Denetim Sistemi” uygulamalarının da kabul edilemez olduğu ifade edilen toplantıda, sağlık emekçilerinin özlük hakları ve mesleki bağımsızlık için ortak mücadele etme kararı alındı.
TTB ve Sağlık Emek-Meslek Örgütleri, Sağlık Emekçilerinin Özlük Hakları ve Mesleki Bağımsızlığı İçin Ortak Mücadele Kararı Aldı
👇
https://t.co/RkgXfo6uV9
TTB’den Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Başında Çağrı:
Ücretsiz Okul Yemeği, Her Çocuğa Sunulacak Evrensel ve Kamusal Bir Hak Olarak Yasal Güvenceye Alınmalıdır.
TTB’den Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Başında Çağrı:
Ücretsiz Okul Yemeği, Her Çocuğa Sunulacak Evrensel ve Kamusal Bir Hak Olarak Yasal Güvenceye Alınmalıdır
🔗 https://t.co/3xiq9sl0bj
📽️ https://t.co/wTxrVeQwXD
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu olarak, yakın bir zaman önce Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sosyal medyadaki “X” hesabına erişim kısıtlaması getirilmesinin talep edilmesini çok vahim bir hata olarak görmekteyiz. Bilimsel tıp bilgisini, üyesi olan psikiyatrist ve psikoterapistlere aktaran Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği ile başlayan bu kısıtlamanın, ülkemizde tüm psikiyatristlerin üye olduğu 7 bin 138 üyesi ile alanının tek uzmanlık derneğini olan Türkiye Psikiyatri Derneği’ne kadar ulaşmış olması büyük bir sorundur. Unutulmamalıdır ki; bilimsel bilginin ve tıbbi hakikatin sınırlarının hukuk ya da adalet sistemi tarafından çizilmek istenmesi tarihte her zaman toplumların geleceği ve sağlığı açısından son derece tehlikeli sonuçlar doğurmuş ve doğuracaktır.
Ülkemizde tıp alanında var olan uzmanlık dernekleri, bilimsel bilginin üretilmesi, güncellenmesi ve sağlık hizmetlerine aktarılmasında önemli sorumluluklar üstlenirler. Öte yandan uzmanlık derneklerimiz, özellikle ülkemizde, hekimlerin sürekli mesleki gelişimlerinin sağlanması ve sürdürülmesi konusunda vazgeçilmez bir role sahiptirler. Derneklerimiz etik ilkeleri korumakta, araştırma faaliyetlerini teşvik ederek kanıta dayalı tıp uygulamalarının yaygınlaşmasına katkıda bulunmakta ve Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık alanında çağımızın en büyük sorunu olarak tanımladığı ve “infodemi” adını verdiği bilim dışı bilgiler ve bilgi kirliliği karşısında doğru, gerçek ve bilimsel bilgileri toplumla paylaşan, toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasında hayati bir görev alan sivil bilimsel yapılardır. Tüm bu katkıları nedeniyle uzmanlık dernekleri, yalnızca mesleki örgütlenmenin değil, bilim ile toplum arasında güvenilir bir köprü kurulmasının ve toplumun sağlık hakkının güçlendirilmesinin de önemli araçlarıdır.
Bilimsel bilgi üretimi, sistematik gözlem, deney ve eleştirel akıl yürütmeye dayanır. Bütün bilimsel iddialar, Karl Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesi doğrultusunda, toplumun çoğunluğunun öngörüleri veya tercihlerinden bağımsız biçimde, yalnızca ampirik testlere açık olmalıdır. Bilimsel özgünlük, bir toplumda genel geçer kabul edilen gerçeklerin ötesine geçen yeni sorular sormayı ve alışılmış düşünce kalıplarını aşmayı gerektirir. Immanuel Kant tarafından formüle edilen aklın özerkliği ise, aklın dışsal hiçbir otoriteye ve geleneğe uymadan kendi yasasını bizzat kendisinin koyması gerektiğini vurgular. Çünkü bilim, bilim insanı ve bilimsel yapılar, dışsal buyruklardan ziyade kendi içsel rasyonalitesine tabi işleyişe sahip olmalıdırlar. Hiç kuşku yok ki sözü edilen bu yaklaşımlar, bilimin özgür ve yaratıcı karakterini koruyan temel dayanaklardır.
Tıp alanında da aynı özerklik ilkesi geçerlidir; klinik araştırmalar ve tanı-tedavi protokolleri, toplumsal ön kabullerden, çoğunluk fikirlerinden ve her türlü çıkardan bağımsız yürütülmelidir. Öte yandan tıp alanında bu özerklik daha da kritik bir anlam taşır. Çünkü tanı, tedavi ve korunma kararlarının siyasal, ekonomik veya toplumsal beklentilere değil; kanıta, bilimsel yönteme, hastanın yararına ve sağlık hakkına dayanmasını zorunlu kılar. Tıp pratiği, bilimsel bilginin doğrudan insan yaşamına ve sağlığına uygulandığı, bu nedenle bilim ile uygulamanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceği bir alandır. Tıp alanındaki uzmanlık dernekleri, ülkemiz ve insanımız için bilimsel bilgiyi özgürce üreten, savunan ve geliştiren yapılardır. Bu nedenle çeşitli kısıtlamalara tabi olmak yerine kamu tarafından desteklenmeleri gereklidir.
Türkiye Psikiyatri Derneği de, diğer uzmanlık derneklerimizde olduğu gibi, kendi uzmanlık alanında önemli ve yetkin bir bilimsel sorumluluk üstlenmektedir. Öte yandan konu özelinde; yaşam hakkını kısıtlayan ve cinsel çeşitlilikleri suç gerekçesi gören ayrımcı yaklaşımların, cinsel kimliğe ilişkin bilimsel bilgiyi ifade eden bilim ve uzmanlık derneklerine varmış olması hepimizin kaygılarını derinleştiren kabul edilmez bir süreçtir. Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu olarak Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sosyal medya hesaplarına yönelik kısıtlama talep edilmesinin bilimsel özgürlük ve toplumun sağlık hakkını sağlamak için hızla sonlandırılacağına inancımız tamdır.
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu
@ttborgtr@PsikiyatriDer
Samandağ Meydan Mahallesi'nde Tarım işçilerine yönelik pestisid zehirlenmesi, yılan ve akrep sokması vb acillerin de yer aldığı temel ve ilkyardım eğitimi odamız aktivisti Dr. sami Reyhan tarafından verilmiştir.
Sağlık için eğitim
@ttborgtr @samandagkadindayanisma
Türkiye Psikiyatri Derneği 7138 üyesi olan ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı alanında faaliyet gösteren bir tıp meslek derneğidir. TPD ve CETAD, ilgili mevzuata tabi, yasal olarak kurulmuş tıp uzmanlık dernekleridir.
"Ailem Güvende" adı verilen soruşturma kapsamında sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilen kuruluşlar arasında önce Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) yer almış, ardından Derneğimiz Türkiye Psikiyatri Derneği'nin (TPD) resmî X hesabı da erişim engeli getirilmesi talep edilen kuruluşlar arasına alınmıştır. Durumu kamuoyunun bilgisine sunarız.
Türkiye Psikiyatri Derneği 7138 üyesi olan ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı alanında faaliyet gösteren bir tıp meslek derneğidir. TPD ve CETAD, ilgili mevzuata tabi, yasal olarak kurulmuş tıp uzmanlık dernekleridir. Tüzüklerinde tanımlanan görevleri; birey ve toplum ruh sağlığını korumak ve geliştirmek, mesleğin bilimsel ve etik ilkeler çerçevesinde hak ve sorumluluklarını gözetmek, alanında çalışan hekim ve ruh sağlığı profesyonellerine eğitim vermektir.
Cinsellik ve cinsel sorunlar konusundaki çalışmalarımız, cinsellik eğitimi, toplumun cinsellik hakkında bilgilendirilmesi, cinsel işlev bozukluklarının bilimsel yöntemlerle tanı ve tedavisi, farklı cinsel yönelime sahip bireylerin, tüm yurttaşlar gibi, ruh sağlığının korunmasıdır. Cinsel yönelimin bir hastalık olmadığı güncel tıp biliminin ortak bilgisi olup, eğitim-telkin-özendirme vb yöntemlerle “değiştirilebilecek” veya “aşılanabilecek” bir durum olmadığı bilinmektedir.
Bu tür kısıtlamalar yalnızca meslek örgütlerinin değil, hekimlerin bilimsel bilgiyi paylaşma ve topluma doğru sağlık bilgisi ulaştırma imkânını da sınırlamakta; bireylerin sağlık hizmetine erişiminde tereddüt yaşamasına yol açarak kamu sağlığı açısından risk oluşturmaktadır. Nitekim aynı süreçte, HIV ile yaşayan bireylerin haklarını ve sağlığa erişimini savunan dernekler de benzer şekilde hedef alınmıştır.
Sağlığa erişim, ayrımcılığa uğramaksızın tıbbi bilgiye ulaşabilme, herkes için anayasal bir haktır. Meslek örgütlerimizin bilimsel faaliyetlerine yönelik erişim engellerinin gözden geçirilmesini ilgili makamların dikkatine sunarız.
Türkiye Psikiyatri Derneği
Bilimsel ve mesleki faaliyet yürüten bir uzmanlık derneğinin kamuoyuyla iletişim kanalının erişime kapatılmasının istenmesi, açık bir sansür girişimidir. Bilimsel bilginin ve sağlık alanındaki mesleki görüşlerin sansürlenmesi kabul edilemez.
Türkiye Psikiyatri Derneği’nin resmi X hesabına Savcılığın erişim engeli getirilmesi talebi kabul edilemez.
Bilimsel ve mesleki faaliyet yürüten bir uzmanlık derneğinin kamuoyuyla iletişim kanalının erişime kapatılmasının istenmesi, açık bir sansür girişimidir. Bilimsel bilginin ve sağlık alanındaki mesleki görüşlerin sansürlenmesi kabul edilemez.
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusunda bilimsel gerçekleri dile getirmek suç değil, bilimin ve hekimlik sorumluluğunun gereğidir. Bilimsel gerçekler sansürle değiştirilemez.
Türk Tabipleri Birliği olarak Türkiye Psikiyatri Derneği’nin yanındayız.
Sansüre hayır!
Bilime müdahaleye hayır!
Sağlık hakkından vazgeçmeyeceğiz.
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ
TTB, Bireysel Hedef Katsayısının İptali İstemiyle Dava Açtı:
Kamu Sağlığını Tehdit Etmekte, Hekimlik Meslek Onuru ile Bağdaşmamaktadır
👇
https://t.co/eUhFvB8sbY
Türkiye, 12 Eylül’ü tartıştığımız bu günlerde demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez ağır bir hak ihlali ile karşı karşıya. Adına “Ailem Güvende” adı verilen operasyon ile onlarca insan gözaltına alınmış, derneklere erişim yasağı getirilmiş, cinsiyet kimliği...
LGBTİ+’ların ve Hak Savunucularının Hedef Alınması Kabul Edilemez!
Türkiye, 12 Eylül’ü tartıştığımız bu günlerde demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez ağır bir hak ihlali ile karşı karşıya. Adına “Ailem Güvende” adı verilen operasyon ile onlarca insan gözaltına alınmış, derneklere erişim yasağı getirilmiş, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliği bir suç gibi lanse edilmiştir. LGBTİ+ bireylerin ayrımcılık nedeniyle yaşadıkları hak ihlalleri ortadayken hak savunucusu derneklerin ve yöneticilerinin suçlu gibi damgalanmaları, insanların gece evlerinin basılıp gözaltına alınmaları, internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi, “Ailem Güvende” operasyon adı ile aile ve güven kavramları üzerinden hedef haline getirilmeleri kabul edilemez.
Ayrımcılık, yaşam hakkını yok sayma, güçlü olanın kendi yaşam kurallarını dayatması, ötekiler diye tanımladıklarına yönelik düşmanca ve hedef gösteren eylemler aşılması gereken karanlık dönemlere aittir. LGBTİ+ bireylere yönelik düşmanca tutumların tekrar gündeme gelmesi, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliğinin müstehcenlik, fuhuş ve suç gibi tanımlanması toplumsal ve kamusal normlar açısından çok ciddi sorun, insanlık açısından temel haklarda ağır bir geriye gidiştir.
Bu yaklaşım toplumsal açıdan geri dönülemez hasarlar oluşturabilir. LGBTİ+’lar için yeterince sıkıntılı olan kimlikleri ile sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşamak bu operasyonlar ile çok daha zor olacaktır. Kendinden olmayana yönelik dayatıcı, yok sayıcı, sadece kendini haklı ve doğru gören tutum, sonucu öngörülemeyecek baskı ve suç davranışlarına da kapı açacaktır. Bu yok sayışın devlet eli ile olması ise insanların güven algısını, farklılıklarına olan barışçıl kabulü, ortak bir yaşam ve dünya tasavvurunu çok daha ağır bir şekilde zedeleyecektir.
LGBTİ+’lara yönelik bilim dışı iddialar maalesef artmaktadır. Komplo söylentileri şeklinde gerçek dışı tanımlamalar ve bilimsel hakikatin tam tersi argümanlar ile yasakların meşruiyeti savunulmaktadır. Son zamanlarda LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı söylemler bazı ülkelerde iç politika malzemesi yapılmakta, toplumun konsolide edilmesini sağlamak, güncel sorunlar ve çözüm önerileri yerine geleneksel önyargılar üzerinden saflaşmasını sağlamada araç olarak kullanılmaktadır. Bu operasyonun adına “Ailem Güvende” adının konması operasyona haklılık sağlamadığı gibi toplumda güven ve aile kavramlarını tüketmekte, uyuşturucu, fuhşa teşvik gibi konu ile ilgili olmayan başka suçlar eklenmesi ise insan hakları açısından yaşanan meşruiyet çıkmazının ne derece büyük olduğunu göstermektedir.
Bu operasyonla yalnızca LGBTİ+ bireyler değil; HIV ile yaşayan kişilerin haklarını, sağlığını ve yaşam kalitesini korumak, toplumsal farkındalığı geliştirmek ve damgalanmaya karşı mücadele etmek için faaliyet gösteren dernekler de hedef alınmıştır.
Ülkemizin kanayan yarası olan cinsel işlev bozukluklarının anlaşılması ve bilimsel tedaviye kavuşmasında sayıları binlerle ölçülen sağlık profesyonelinin yetişmesini sağlayarak halk sağlığı mücadelesi yapan bir uzmanlık derneği olan Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin bile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi ölçüsüzlüğün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu açıdan yaşanılan, bir baskı ve ayrımcılığın da ötesinde temel bir insan hakkı olan sağlık hizmetlerine erişimin de suç konusu haline getirilmesidir. Böyle bir yaklaşım kişileri sağlık hizmetlerinden uzaklaştıracak ve ciddi bir halk sağlığı sorununa yol açacaktır.
Bizler çeşitliliğin toplum için gerekli ve önemli olduğunu savunuyoruz. Başta devlet kurumları ve adalet sistemi olmak üzere tüm sorumlulara; görevlerinin ayrımcı yaklaşımları desteklemek değil, ayrımcılığa uğrayanların haklarını korumak olduğunu, toplumun her kesimi için sağlığa erişimi güvence altına almanın devletin yükümlülüğü olduğunu ve ayrımcılığı körükleyen, sağlık hizmetine erişimi engelleyen her türlü girişime karşı önlem almaları gerektiğini hatırlatıyoruz. Operasyona, ayrımcı politikalara ve baskılara derhal son verilmelidir.
Bilimin ışığında; insan hak ve özgürlüklerini, yaşamı, sağlığı ve barış içinde bir arada yaşanacak bir geleceğin mümkün olduğunu savunmaya devam edeceğiz.
Türkiye Psikiyatri Derneği
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu
Türk Tabipleri Birliği
👇
https://t.co/mPQEVvQgkK
LGBTİ+’ların ve Hak Savunucularının Hedef Alınması Kabul Edilemez!
Türkiye, 12 Eylül’ü tartıştığımız bu günlerde demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez ağır bir hak ihlali ile karşı karşıya. Adına “Ailem Güvende” adı verilen operasyon ile onlarca insan gözaltına alınmış, derneklere erişim yasağı getirilmiş, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliği bir suç gibi lanse edilmiştir. LGBTİ+ bireylerin ayrımcılık nedeniyle yaşadıkları hak ihlalleri ortadayken hak savunucusu derneklerin ve yöneticilerinin suçlu gibi damgalanmaları, insanların gece evlerinin basılıp gözaltına alınmaları, internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi, “Ailem Güvende” operasyon adı ile aile ve güven kavramları üzerinden hedef haline getirilmeleri kabul edilemez.
Ayrımcılık, yaşam hakkını yok sayma, güçlü olanın kendi yaşam kurallarını dayatması, ötekiler diye tanımladıklarına yönelik düşmanca ve hedef gösteren eylemler aşılması gereken karanlık dönemlere aittir. LGBTİ+ bireylere yönelik düşmanca tutumların tekrar gündeme gelmesi, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliğinin müstehcenlik, fuhuş ve suç gibi tanımlanması toplumsal ve kamusal normlar açısından çok ciddi sorun, insanlık açısından temel haklarda ağır bir geriye gidiştir.
Bu yaklaşım toplumsal açıdan geri dönülemez hasarlar oluşturabilir. LGBTİ+’lar için yeterince sıkıntılı olan kimlikleri ile sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşamak bu operasyonlar ile çok daha zor olacaktır. Kendinden olmayana yönelik dayatıcı, yok sayıcı, sadece kendini haklı ve doğru gören tutum, sonucu öngörülemeyecek baskı ve suç davranışlarına da kapı açacaktır. Bu yok sayışın devlet eli ile olması ise insanların güven algısını, farklılıklarına olan barışçıl kabulü, ortak bir yaşam ve dünya tasavvurunu çok daha ağır bir şekilde zedeleyecektir.
LGBTİ+’lara yönelik bilim dışı iddialar maalesef artmaktadır. Komplo söylentileri şeklinde gerçek dışı tanımlamalar ve bilimsel hakikatin tam tersi argümanlar ile yasakların meşruiyeti savunulmaktadır. Son zamanlarda LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı söylemler bazı ülkelerde iç politika malzemesi yapılmakta, toplumun konsolide edilmesini sağlamak, güncel sorunlar ve çözüm önerileri yerine geleneksel önyargılar üzerinden saflaşmasını sağlamada araç olarak kullanılmaktadır. Bu operasyonun adına “Ailem Güvende” adının konması operasyona haklılık sağlamadığı gibi toplumda güven ve aile kavramlarını tüketmekte, uyuşturucu, fuhşa teşvik gibi konu ile ilgili olmayan başka suçlar eklenmesi ise insan hakları açısından yaşanan meşruiyet çıkmazının ne derece büyük olduğunu göstermektedir.
Bu operasyonla yalnızca LGBTİ+ bireyler değil; HIV ile yaşayan kişilerin haklarını, sağlığını ve yaşam kalitesini korumak, toplumsal farkındalığı geliştirmek ve damgalanmaya karşı mücadele etmek için faaliyet gösteren dernekler de hedef alınmıştır.
Ülkemizin kanayan yarası olan cinsel işlev bozukluklarının anlaşılması ve bilimsel tedaviye kavuşmasında sayıları binlerle ölçülen sağlık profesyonelinin yetişmesini sağlayarak halk sağlığı mücadelesi yapan bir uzmanlık derneği olan Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin bile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim sınırı getirilmesi ölçüsüzlüğün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu açıdan yaşanılan, bir baskı ve ayrımcılığın da ötesinde temel bir insan hakkı olan sağlık hizmetlerine erişimin de suç konusu haline getirilmesidir. Böyle bir yaklaşım kişileri sağlık hizmetlerinden uzaklaştıracak ve ciddi bir halk sağlığı sorununa yol açacaktır.
Bizler çeşitliliğin toplum için gerekli ve önemli olduğunu savunuyoruz. Başta devlet kurumları ve adalet sistemi olmak üzere tüm sorumlulara; görevlerinin ayrımcı yaklaşımları desteklemek değil, ayrımcılığa uğrayanların haklarını korumak olduğunu, toplumun her kesimi için sağlığa erişimi güvence altına almanın devletin yükümlülüğü olduğunu ve ayrımcılığı körükleyen, sağlık hizmetine erişimi engelleyen her türlü girişime karşı önlem almaları gerektiğini hatırlatıyoruz. Operasyona, ayrımcı politikalara ve baskılara derhal son verilmelidir.
Bilimin ışığında; insan hak ve özgürlüklerini, yaşamı, sağlığı ve barış içinde bir arada yaşanacak bir geleceğin mümkün olduğunu savunmaya devam edeceğiz.
Türkiye Psikiyatri Derneği
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu
Türk Tabipleri Birliği
👇
https://t.co/mPQEVvQgkK
TTB olarak;
Darbelere karşı demokrasiyi,
Baskıya karşı özgürlüğü,
Sömürüye karşı emeği,
Piyasaya karşı kamusal sağlık hakkını,
Ayrımcılığa karşı eşitliği,
Savaşa karşı barışı savunuyoruz.
12 Eylül’ü unutmadık, unutturmayacağız.
12 Eylül’ün 46. Yılında: Darbenin Karanlık Mirasına, Otoriterliğe ve Sağlığın Piyasalaştırılmasına Karşıyız
12 Eylül 1980 Darbesi’nin üzerinden 46 yıl geçti. Darbe sona erdi ancak darbenin yarattığı siyasal, ekonomik ve toplumsal düzenin izleri bugün de yaşamaya devam ediyor.
12 Eylül; emeğin, özgürlüklerin, örgütlenme hakkının ve demokratik siyasetin bastırıldığı; işkencenin, hukuksuzluğun ve baskının devlet politikası haline getirildiği karanlık bir dönemin adıdır. Aynı zamanda kamusal alanın tasfiye edildiği, emeğin değersizleştirildiği ve toplumun temel ihtiyaçlarının giderek piyasanın konusu haline getirildiği neoliberal dönüşümün önünü açmıştır.
Bu süreçte meslek örgütleri de baskı ve denetim politikalarının hedefi olmuştur. Türk Tabipleri Birliği (TTB) darbe sonrasında kapatılmış, yöneticileri ve üyeleri yargılanmıştır. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek ve Merkez Konseyi üyeleri, hekimlik değerlerinin gereği olarak idam cezasına karşı çıktıkları için yargılanmıştır. TTB, bütün bu baskılara rağmen yaşam hakkını, hekimlik değerlerini ve insan haklarını savunmaktan geri adım atmamıştır. 1982 Anayasası ile meslek örgütü üyeliğinin zorunlu olmaktan çıkarılması da örgütlülüğü zayıflatan düzenlemelerden biri olmuştur.
12 Eylül’ün zemin hazırladığı neoliberal dönüşüm sağlık alanında da kendisini göstermiştir. Sağlığın giderek piyasanın konusu haline getirilmesi, kamusal sağlık hizmetlerinin aşındırılması, sağlık emekçilerinin güvencesizleştirilmesi ve hekimlerin mesleki bağımsızlığının zedelenmesi bugün yaşadığımız sorunlardan bağımsız değildir. Hekim emeğinin performans ve rekabet ilişkileri içine sıkıştırılması, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve hekim göçü bu politikaların sonuçlarıdır.
Bugün demokratik hak ve özgürlüklerin daraltıldığı, hukukun üstünlüğünün aşındırıldığı, emeğin ve örgütlenmenin baskı altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. TTB olarak sağlık hakkını demokrasi, eşitlik, özgürlük ve barıştan ayrı görmüyoruz. Savaşın, yoksulluğun, iş cinayetlerinin, ayrımcılığın ve eşitsizliğin insan sağlığı üzerindeki sonuçlarını biliyoruz. O yüzden “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” dedik. Barış ve demokrasi de temel halk sağlığı koşullarıdır.
12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma, darbenin yarattığı antidemokratik düzenin ve onun bugüne taşınan sonuçlarının ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bunun yolu; emeğin ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınmasından, laikliğin ve bilimin savunulmasından, halk iradesine saygı gösterilmesinden ve kamu kaynaklarının toplum yararına kullanılmasından geçmektedir.
TTB olarak;
Darbelere karşı demokrasiyi,
Baskıya karşı özgürlüğü,
Sömürüye karşı emeği,
Piyasaya karşı kamusal sağlık hakkını,
Ayrımcılığa karşı eşitliği,
Savaşa karşı barışı savunuyoruz.
12 Eylül’ü unutmadık, unutturmayacağız.
İnsanca yaşamın, özgürlüğün, eşitliğin ve barışın güvence altında olduğu; herkesin anadilinde nitelikli, ücretsiz ve ulaşılabilir sağlık hizmetine erişebildiği demokratik, laik ve eşitlikçi bir ülke için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/m0TUuBgEyu
Özel Yükselen Işıklar Anaokulu ile odamız arasında yapılan üyelerimize özel indirim protokolü Hatay Tabip Odası Başkanı Dr.Ümit Oğur ve Özel Yükselen Işıklar Anaokulu Kurucusu Ali Göçer tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Meslektaşlarımıza hayırlı olmasını dileriz.
📢 UDEK Çevrimiçi Toplantıları - 4
Hekimlerde Ruhsal Zorlanma ve İntihar Riski
Konuşmacılar:
📌Hekimlik Neden Riskli? Ruhsal Açıdan Zorlanmada Neler Yapmalı / Nasıl Yardım Edebiliriz?
🎙 Doç. Dr. Yunus Hacımusalar
📌Dünyada Hekim İntiharlarını Önlemeye Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar
🎙 Prof. Dr. Özge Karadağ
📌Hekim İntiharlarını Önlemede Neler Yapılmalı? Biz Neler Yapabiliriz?
👥 Forum/Tartışma
Moderatörler:
🎙 Prof. Dr. Ejder Akgün Yıldırım
🎙 Doç. Dr. Funda Karbek Akarca
Açış Konuşmaları:
🎙 Prof. Dr. Pınar Mualla Saip
🎙 Prof. Dr. Selçuk Candansayar
🎙 Prof. Dr. Bülent Kılıç
🗓 10 Eylül 2026 Perşembe
⏰ 20.00
📽 TTB UDEK X, TTB Facebook ve Youtube Kanallarından Canlı
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’nın Tahliye Edilmesini Memnuniyetle Karşılıyoruz
Meslektaşımız Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’nın tahliye edilmesini memnuniyetle karşılıyoruz.
Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı yapmış, meslek örgütümüzün çeşitli kademelerinde görev almış ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır halkının oylarıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilmiş olan Dr. Mızraklı, 19 Ağustos 2019 tarihinde görevinden alınarak yerine kayyum atanmasının ardından tutuklanmış ve uzun süre özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır.
Türk Tabipleri Birliği olarak sürecin başından bu yana vurguladığımız üzere; halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinden alınması, yerlerine kayyum atanması ve seçilmişlerin tutuklanması yalnızca bireysel hak ihlalleri olarak değerlendirilemez. Bu uygulamalar, halkın seçme ve seçilme hakkına, yerel demokrasiye ve demokratik iradeye yönelik ağır müdahalelerdir.
Dr. Mızraklı’nın yargılama süreci boyunca meslek örgütlerimiz duruşmaları takip etmiş; masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının korunması yönündeki çağrılarını sürdürmüştür.
Bugün bir kez daha vurguluyoruz:
Halkın iradesi yok sayılamaz.
Seçilmişlerin görevlerinden uzaklaştırılmasına ve yerlerine kayyum atanmasına dayanan uygulamalardan vazgeçilmelidir. Tutuklama, peşin bir cezalandırma ya da kişileri siyasal yaşamın dışına çıkarma aracı olarak kullanılmamalıdır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı güvence altına alınmalı; sandıkta ortaya çıkan sonuçlara hukuk dışı müdahalelere izin verilmemelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı; seçilmişlerin yerine kayyumların atandığı bir yönetim anlayışı değil, halk iradesinin esas alındığı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının korunduğu demokratik bir düzendir.
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’ya, ailesine, yakınlarına ve tüm meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; kendisini yeniden aramızda görmekten duyduğumuz memnuniyeti ifade ediyoruz.
Türk Tabipleri Birliği olarak iyi hekimlikten, yaşamdan, barıştan, emekten, özgürlükten, eşitlikten, demokrasiden ve adaletten yana olmaya; halkın sağlık hakkını ve demokratik kazanımlarını savunmaya devam edeceğiz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/S9QybU3WIR
Çocuk işçilik yasaklansın.
Mesleki eğitim yeniden yapılandırılsın.
Mesleki eğitime değil çocuk işçiliğe karşıyız.
2023-24 eğitim öğretim yılında en az 66 çocuk işçi, 2024-25 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti.
2025-26 yılı raporu bu hafta açıklanacak.
Çocuk işçilik yasaklansın… Mesleki eğitim yeniden yapılandırılsın… 2023-2024 eğitim öğretim yılında en az 66 çocuk işçi hayatını kaybetti
https://t.co/K6gVlvGhur
Mesleki eğitime değil çocuk işçiliğe karşıyız… 2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti
https://t.co/p0nBsszBEp
(2025-2026 eğitim öğretim yılı çocuk iş cinayetleri raporunu bu hafta açıklayacağız)
Acımız büyük.Kıymetli meslektaşımız, üyemiz, Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Okan Derin'i kaybettik.Yarın 05/09/2026 cumartesi saat 13:30da Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tören düzenlenecek olup cenazesi İkindi namazı sonrası İskenderun Çankaya mezarlığında defin edilecektir.