Ebu Ubeyde şehit olmuşsa,o vazifesini yaptı ve Rabbine kavuştu.Bizim asıl derdimiz,bir kişiye yüklediğimiz dava yükünü sahiplenemememiz olmalı.O Aksa Tufanının sembolüydü ama biz direnşin sembolü olamadık.Onun sesine destek veremedik,Aksanın davasnı omuzlayamadık diye üzülmeliyiz
Yemen Medya Müdürü Nasirüddin Amir:
"Gazze'ye destek verdiği için bombalanan bir hükümet bu dünya ve ahiret için büyük bir onur ve gururdur.
Allah yolunda şehit olmak, susmaktan, zilletten ve teslimiyetten bin kat daha kıymetli, daha şerefli ve daha üstündür."
"Mahremiyet, ne sadece örtünmek ne sadece kapıyı çalmak ne de konuşulanı saklamakla sınırlı. O, insanı değerli hissetmesiyle başlıyor"
Hatice Kübra Gündüz'ün yazısı, Maaile Dergi Ağustos Sayısında.
#maailedergi
Türkiye’nin İsrail’le ilişkisi kuşkusuz utanç vericidir ve tarihe kara bir sayfa olarak geçmiştir. Ama inanın insanı asıl üzen, kahreden bu ilişki değil. Eğer iktidarda olmuş olsalardı Türkiye’deki partilerin ekseriyeti bu politikaları takip ederdi, kuşkunuz olmasın. Çünkü bu yapısal bir sorun. Fakat insanı asıl kahreden iktidarın bunu yaparken Filistin’i istismar ediyor olmasıdır. Yani ortada bir değil iki zulüm var. Hem İsrail’le işbirliğini kesmiyorlar hem de Filistin’i buna perde yapıyorlar. İktidara seslenmek istiyorum:
Yakın çevrem de bilir ki, ilk başlarda sizin bir şekilde harekete geçeceğiniz ümidini taşıdım. Büyük kitlelerden size bir çağrı olacağını düşündüm. Meseleye ön yargılarla, ön kabullerle yaklaşmak istemedim. Direnişe askeri bir yardımda bulunamayacağınızı zaten biliyordum ama bu vahşet karşısında en azından İsrail’le bir süre de olsa İsrail’le ilişkilerinizi kesebileceğinizi düşündüm.
Gönül isterdi ki, bunu yapabilesiniz. Ama sandınız ki, bunu yaparsak başımıza büyük belalar gelir. Gelmez demiyorum. Ama emin olun sizin düşündüğünüz gibi olmazdı. Allah nice kapılar açar, nice dostlar gönderir; şanınız bu dünyada da meleküti alemde de yücelirdi.
Artık anladık ki petrolü kesmeyeceksiniz, üsleri kapatmayacaksınız, İsrail’le diplomatik ilişkilerinizi bitirmeyeceksiniz ama en azından Filistin’i istismar etmeyin.
Kirletmediğiniz, bitirip tüketmediğiniz ne kaldı? Bari Filistin’i bırakın! Bari, İsrail’le ilişkinizi gizlemek için Filistin’i örtü olarak kullanmayın.
Bari, Filistin dostlarından elinizi çekin, onlara baskı yapmayın, onları lekelemeyin. Bırakın haykırsınlar hakikati. Onlar bizim vicdanımız, vicdanımızı köreltmeyin, bitirmeyin. Kısık sesle de olsa bize insanlığımızı hatırlatanları yok etmeyin.
Bu sözlerimizin sizin yanınızda bir değeri olmadığını biliyorum. Fakat en azından Allah’tan korkun. Ebu Ubeyde’nin sözlerini hatırlayın. Bugünler geçecek, her iktidar gibi sizin iktidarınız da bitecek. Bu dünya ne İsrail’e kalacak ne de Amerika’ya. Hepimiz O’na döndürüleceğiz.
Bir çift söz de iktidarı destekleyen kardeşlerimize, özellikle “etkili-yetkili” kalemlere ve STK’lara söylemek istiyorum:
Eğer bunları siz söylemiş olsaydınız bunun mutlaka bir etkisi olurdu. Bunları dile getirmemekle ne iktidara ne de kendinize iyilik yapıyorsunuz. Bunca kan ve gözyaşı içinde iktidar eğer soykırımcı şirketleri IDEF’te ağırlıyorsa bunun sebebi bizleri umursamamasıdır. Artık kimseden ses çıkmayacağına inanmasıdır. Lütfen sesinizi yükseltin, İsrail’le ilişkiye razı olmadığımızı hep birlikte haykıralım.
Dün, tarihi bir akşam yaşadık. Bir yıldan bu yana Gazze'nin ilk defa yüzünün güldüğünü gördük. Çocukların, gençlerin ve kadınların neşesini gördük. Bunu görmek şu dünyada görebileceğimiz en güzel şeydi.
Ama bir o kadar daha güzel olan bir şey vardı: Kardeşlik ve birlik mesajları. Filistinli bir çocuk diyordu ki "Lebbeyk ya Nasrallah!" Gazzeli bir genç İran İslam Cumhuriyeti'ne teşekkür ediyordu. Bir diğeri Şii-Sünni hepimiz kardeşiz diyordu. HAMAS, FHKC, Kassam Tugayları ardı ardına mesajlar yayınladılar.
Şunu anladım ki Gazze bize sadece nasıl direnileceğini öğretmiyor. Nasıl kardeş olabileceğimizi de öğretiyor. İslam dünyasının ve özgür insanların birlikteliğine en çok o ihtiyaç duyuyor. Gazze sadece İsrail'i değil, mezhepçilik ve kavmiyetçilik gibi insanlığın arasına örülmüş duvarları da yıkacak inşaallah.
Crop giymiş bir kız önümden yürüyordu. Kafamı kaldırdım karşıdan gelen adamın kıza bakışını gördüm. Çok rahatsız ediciydi. Ve tesettürün "RAHMET ve MERHAMET" boyutunu düşündüm. Çünkü merhamet; korumaktır!
Biraz önce kavşakta beklerken karşıdan karşıya geçen anne ve çocuğunu gördüm. Hızla gelen arabayı farkeden annenin o anki refleksle hiç düşünmeden çocuğunu kavrayıp hızlanması "MERHAMET"in vücut bulmuş haliydi.
Bu Rabbimizin merhametinin yansımasıdır. Ve huzur ve güven verir.
İsmail Heniyye’nin İran’da suikaste uğraması sebebiyle yapılan yorumlara dair birkaç şey söylemek istiyorum.
Suikastin İran’da gerçekleşmiş olmasından dolayı yapılan teknik, analitik ve makul eleştiriler bir yana, konum onlar değil. Nitekim konu sadece suikast meselesi de değil.
Aksa Tufanı başından bu yana İran hakkında akla, ahlaka, izan ve insafa sığmayan, sistematik olarak üretilen yığınla yorum okudum. Hakaretin ve damgalamanın her çeşidiyle karşılaştım. Bunu Türkiye’de “dindar” denilen, eli kalem tutan ve peşinden insanları sürükleyen insanlar yaptı, yapıyor ve anladığım kadarıyla yapmaya da devam edecek.
Ne bir Ortadoğu uzmanıyım, ne de siyasi analist. Filistin benim için bir akide meselesi. Kudüs önümüze konulmuş ilahi bir imtihan. Bu imtihanı başarıyla vermemiz için iki şiara inanıyorum: Direniş ve vahdet. Yani: ABD ve İngiltere demeden emperyalizmin merkezine ve ortaklarına karşı direniş. Ve Kürt-Türk demeden, Şii-Sünni demeden, Türkiye-İran demeden vahdet. Öyle bir vahdet ki, dinleri ve dilleri farklı olsa da bütün ezilenleri kuşatan bir vahdet.
Direniş ve vahdet… Biri olmadan diğerinin olmayacağını biliyorum; Kur’an ve sünnet gibi, Musa ve Harun gibi, iman ve amel gibi.
Artık beni, İsrail’i kimin ne kadar lanetlediği ilgilendirmiyor. Ölçüm şu: Vahdet için ne diyorsun? Birlik için hangi asabiyetinden vazgeçebiliyorsun? Mezhepçilik yapmaktan, ırkçılık ve kavmiyetçilik yapmaktan vazgeçebiliyor musun?
Birlik için egondan, kibrinden ve çıkarlarından vazgeçebiliyor musun?
Gördük ki geçemedin, geçemiyorsun.
İsrail, Gazze’yi bombalıyor İran’ı suçluyorsun. İsrail Lübnan’ı bombalıyor İran’ı suçluyorsun. İsrail, İran’ı vuruyor İran’ı suçluyorsun. İran, İsrail’i vuruyor İran’ı suçluyorsun. İran HAMAS’a yardım ediyor İran’ı suçluyorsun. İran Hizbullah’a yardım ediyor, İran’ı suçluyorsun. İran Yemen’e yardım ediyor İran’ı suçluyorsun.
“Yapmayın, etmeyin; birlik olalım” diyeni de İrancılıkla suçluyorsun.
Sizin düşüncenize göre HAMAS İran’la ilişkisini kesmeli. Peki Filistin’i nasıl özgürleştirmeyi düşünüyorsunuz? Hashtag çalışmaları yaparak mı?
Buyurun siz silah verin. Onca ülke var neden bu iş İran’ın sırtında ki! Suud’a seslenin; BAE’ye, Ürdün’e, Bahreyn’e, Katar’a seslenin. Deyin ki, direnişi siz silahlandırın.
Buyurun, Filistin direnişini İran’ın elinden kurtarın, İran’a kullandırtmayın!
Bu söylediklerimin nafile olduğunun farkındayım.
Siz ki, direnişin liderlerini bile dinlemediniz bizi mi dinleyeceksiniz?
Direnişin liderleri her konuştuklarında “vahdet” demedi mi? Muhammed Dayf, Ebu Ubeyde, Yahya Sinvar, Ziyad Nahale… Bu liderler İran’ı da, Hizbullah’ı da, Ensarullah’ı da, Irak İslami direnişini de defalarca selamlamadılar mı? Onları takdir ve şükranla anmadılar mı?
Ve İsmail Heniyye… Kudüs şehidimiz. Türk kanalları da dahil pek çok yerde İran’ın Filistin için yaptıklarını anlatmadı mı?
Anlattı. Ama siz onu bile “saflıkla” İran’a güvenmekle suçladınız, suçluyorsunuz. Ya da konuşmalarını görmezden geliyorsunuz. Dahası koltuklarınızdan oturup utanmadan direnişin liderlerine akıl veriyorsunuz. Ülkemizin bir NATO müttefiki olduğuna bakmadan, İsrail’i tanıyan ve İsrail’le ilişkilerini kesemeyen bir ülke olduğuna bakmadan yapıyorsunuz bunları. “İki devletli çözüm” politikasına karşı çıkmadan, çıkamadan yapıyorsunuz. Hem nehrin buz gibi suyundan içiyor, hem de Calut’la savaşanların sözüne itibar etmiyorsunuz.
Allah her şeyi görüyor, biliyor. İşlerin sonu Allah’a varır ve hepimiz O’na döndürüleceğiz.
Ne anlatıldığını anlayamadığımız, iyi ve kötü karakterleri anlamlandıramadığımız bir masalın daha sonuna geldik…
Hayırlı geceler dünya!
İyi uykular…
#iran#israil#savaş
Sayın @thhsynkrgz
Belgeseldeki birçok mevzuya cevap verilebilir ancak bir mini belgesel de benim çekmem gerekir, buna vaktim yok maalesef.
Bu nedenle, hadi bir an hepsi doğru kabul edelim.
Bu mini belgeselin özeti şudur:
NATO'cu Tansu Çiller ile kurulan koalisyonla iktidara gelecek çoğunluğun sağlanamadığı ve Rahmetli Muhsin başkanın dışarıdan verdiği destekle ancak (278 vekille) güven oyu alındığı bu dönemde ORDU, İsrail ile ilişkileri Türkiye'deki İslamcıları (irticacıları!) ehlileştirme aracı olarak kullanmıştır.
Bu hakikatten hareketle nasıl ki "Erbakan iktidar olmuş ama muktedir olamamışsa, bugün de 22 yıldır kesintisiz bir şekilde Türkiye'yi yöneten Sayın Erdoğan da iktidar olmuş ama asla muktedir olamamıştır."
DİYORSUNUZ...
DEMEYİN ÇÜNKÜ ÖYLE DEĞİL.
Bunu söylemek hem Sayın Erdoğan'a hem de Türkiye'ye büyük haksızlık olur.
Türkiye'nin mevcut durumuna meşruiyet zemini ararken ülkemizi 90'lardan daha aciz ve zayıf gösterdiğinizin farkında bile değilsiniz.
Son olarak, Erbakan hoca iktidarda iken bir Filinstinli'nin burnu dahi kanamadı sözünü başta İsmail Heniyye olmak üzere birçok Filistinli şahsiyetten duyan kulakların sahibiyim. 28 Şubat sürecinin gazete küpürlerinden belgesel hazırlayan gözlerin değil.
@Slmakcyln@T_Karamollaoglu Saldırmayı, küfretmeyi, saygısızlık yapmayı siyaset zanneden bir zümre türedi. Halbuki yaptıkları şey EDEPSİZLİK.
Makama, rakibe, üste, kendinden büyüğe,insana olan saygısızlık.
Buradan anladığımız şey; Siyaset her kişinin değil “er” kişinin harcı.
@vereneldernegi Erbakan Hocamızın vefatının yıl dönümü dolayısıyla @SaadetPartisi nin afişinin aynısını alıp paylaşmakta hiçbir mahzur görmemiş.
Biz bu duruma tabi ki şaşırmadık.
Taklitler aslını yaşatır.