“Konfor alanı kötüdür” diyerek memnun olduğu işini bırakanlar, sevdiği şehirden ayrılanlar, iyi giden ilişkisini sorgulayanlar var. Bu duruma, hayatın sürekli yükselen bir grafikle ve hızla “daha iyiye/y��kseğe” akması gerektiği inancı sebep. Oysaki insan hayatında değişim ve istikrar dönemleri vardır. İşlerin yolunda gittiği bir hayatta bu iki dönem ardışık ve dengelidir. Dış dünyada değişim demek, bütün enerji ve dikkatin adaptasyon için harcanması demektir ki çalışır, didinir, hayata gark olursun. İstikrar dönemleri ise değişim döneminde yaşananı sindirmek, kendi içinde derinleşmek, olup bitenleri anlayıp anlamlandırmak, benliğine kat çıkmak için uygun ve gerekli dönemlerdir ki aslında onlar da iyi değerlendirirsen iç dünyada değişim dönemleridir. Dışarıda sürekli değişim olursa hayatı yaşamakla hayatı düşünmek arasındaki denge bozulur; hayatı düşünen yanın güdük kalır; yüzeyselleşir, şuursuzlaşırsın.
buzdolabi icin servis geldi babam sorun değil ayakkabilarinizla girebilirsiniz dedi adam da diyo ki abi sen mi siliceksin sen silmiceksin ayakkabiyle girebilirsin deme 👏🏻👏🏻👏🏻
@sadecefeyz Beklentiyi düşürmek lazım. Hiç kimse kimsenin her şeyi olmak zorunda değil. Romantik patner isteniyorsa tabiki. Mesleki kültürel ve sanatsal zevklerini dostlarıyla paylaşabilir mesela. Birinin her şeyi olmaya çalışmak hepimize yük.
"Kaş Devlet Hastanesinde Yaşanan bir olay;
Bakın bu gün ne oldu?
Kaş Devlet Hastanesinden bana sevkle bir hasta geldi. Hastanın mesleği seracılık, ancak Bağkur prim borcu nedeniyle SGK'sı bloke. Mecburen ücretli muayene oldu.
Bu hasta Kaş Devlet Hastanesin de Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Serap Erkeç Alkan tarafından muayene edilmiş ve Doktor Hanım ona, amca demiş senin bu dizinin MR ı çekilmesi lazım, sen Fethiye de özel hastaneye git orada çektir, ama şimdi senin paran da yoktur, al bu 200 TL yi, orada muayene ve diğer işlemler için kullanırsın demiş. Hastanı cebine parayı koymuş. Hasta hem çok şaşırmış hemde doktor hanımın bu davranışına büyük bir saygıyla biraz da ezilerek, oğluyla bu sabah bankadan kredi çekmiş prim borcunu ödemiş ve ardından bize geldi. Bana muayene olduktan sonra, bütün bu başından geçenleri anlattı. Döndüğümde doktor hanıma hem teşekkür edeceğim, hemde borcumu ödeyeceğim dedi. Ben önce yaşadığım bir şaşkınlığın ardından bu çok değerli örnek gösterilecek Doktor Hanımı arayarak beni çok duygulandıran bu olay için ona çok teşekkür ettim.
Bu ülkede çok güzel insanlarda var . Hani soruyoruz ya kendimize, bu kadar kötü olaylar, bu kadar kötü insanlar, hırsızlar, tecavüzcüler, çocuk istismarcıları, din tüccarları ve bir çok aşağılık olay, nasıl oluyor da hala bu ülke ayakta durabiliyor diye. İşte cevabı, kalbi pırıl pırıl, işini vatan ve insan sevgisiyle yapan, sessiz bir güç, bir ordu, bu ülkenin taşıyıcı kolonları onlar, yani bizler tutuyoruz bu ülkeyi ayakta. Tıpkı Toros dağlarında bacası tüten bir yörük kulübesinin varlığı gibi, dimdik ayaktayız. 🙏🙏💖💖
Dr. Osman Kurtulmuş
(Kaynak: Kınık Haber Ajansı)
Narkozcu Doktor. 2019
Bugün ortaokul Türkçe öğretmenimle karşılaştım.
Yanına gidip “beni hatırladınız mı?” dedim. Durakladı. Okul ismimi sorup “şimdi ne yapıyorsun?” dedi.
“Yurtdışında doktora yapıyorum” dedim.
Yaşlı ve mutlu gözleriyle “Kendini bana biraz daha hatırlatır mısın? Çok öğrenci geldi geçti. Sınıfında kimler vardı?” dedi.
Ben de “O zaman 11 yaşındaydım. Siz ise bir veli toplantısında anneme şöyle demiştiniz:”
“Hatice’nin bazı sorularda yanlışları olabilir, bazen sınavlara adapte olmakta güçlük çekiyor. Ancak bir şeyi var ki okuma anlama kapasitesi gördüğüm herkesten daha yüksek. Siz ona bakın. Notları gelip geçer. İleride bu kapasitesi onun çok işine yarayacak.”
Kadının bir anda gözleri parladı. Beni o an hatırladı. “Bak, öngörmüşüm işte!” dedi.
Ardından vedalaştık, belki de bu, hocamı hayattaki son görüşüm olacaktı.
….
Ben 11 yaşındayken o toplantıdan sonra annem eve gelip bu diyaloğu anlatmıştı. Hatırlıyorum, odada kendi başıma oturuyordum. Bir anda “benim öyle mi kapasitem mi varmış?” demiş ve küçük kalbimde gururlanmıştım.
Küçücük bir kız çocuğu olarak sırf o diyalogla kendime güvenim gelmişti. Ve ben o günden sonra çok ama çok daha fazla kitap okumaya başlamıştım. Çünkü benim öyle bir “kapasitem” vardı.
Diyaloğun etkisini görüyorsunuz değil mi?
Yetişkinler ve öğretmenler böyle olmalı.
Bizde genelde hep eleştiri var.
Hayır, çocukların zayıf yönlerine değil güçlü yönlerine odaklanmalıyız. Övmeyi bilmeliyiz.
Belki sadece bir sözümüzle hayatlarını değiştirebiliriz.
Bugünün hatırası, bu oldu bende.
@yckaplan 8 yıl 3 farklı ülkede yaşadım. Ben de sizin gibi düşünüyorum. Umarım pek çok deneyim gibi yurt dışında yaşama deneyimi de normalleşebilir ülkemizde 🙏🏻 Bütün zorluğuna rağmen muazzam bir zenginlik.
Biz “kadın şair”, “kadın yazar” demeyelim dedikçe bizi buna mecbur ediyorsunuz. 80 kuşağından bildiğiniz tek bir kadın şair yok mu ey ismiyle müsemma “Papyonlu Ö” dergisi?
Arkadaşlar biz 3 ay tatil yapıyoruz diye bu durumdan memnun muyuz sanıyorsunuz? Eğer öyle sanıyorsanız haklısınız. Hayvan gibi memnunuz. Derdi olan daha da dertlensin. Bir aydan fazla oldu tatil başlayalı, daha da 43 gün tatilimiz var. Çok iyi meslek. İsteyen herkesi bekleriz.
Türkiye Yazma Eserler Kurumu 600.000'e yakın eserin katalog bilgisini ve 400.000'e yakın eserin görüntüsünü ihtiva eden Türkiye Yazma Eserler Portalını hizmete açtı.
https://t.co/E1QkM5rYFX
@melikeziyagiler Karşıdaki kişi sizi arkadaş olarak görmüyor olabilir mi? Hasan Can konuşanlarda bu kenarda bekleyen kanka erkek fenomenini ifşa etti 😬
1990’dan beri sektördeyim.
Tatlıcı olsaydım, bugün dükkanının tabelasına “tarihi tatlıcı” yazdırabilirdim.
Tabi sakallı resmimle beraber!
Neylersin ki, tatlıcı değil filmciyiz!
Hiçbir filmin, dizinin telif hakları bana ait değil.
Biri hariç!
2016 yılında, bütün maddi birikimimi ortaya koydum!
Yaşamak Güzel Şey filmini çektim.
Ve battım!
Çünkü biz filmin gösterime gireceği günü belirledikten sonra
ülkede aynı gün “başkanlık referandumu”yapılmasına karar verildi!
O gün tüm sinemalar kapandı!
Filmin hafta sonu gişe rakamları iyi gelmedi tabi!
Bunu bahane eden sinema işletmecileri filmi hızla gösterimden kaldırdılar!
Fena battım!
O günlerde tanıştığımız Ferdi Eğilmez;
“Ne oldu senin film?” Diye sordu!
“Sorma, film battı Abi!” Dedim.
“Film batmaz oğlum, Yapımcı batar” dedi:
“Sen battınsa yine çıkarsın; Aslan gibi Filmin orda duruyor!
Evet ben batmıştım ama filmim aslan gibi duruyordu!
Venedik-Altın Aslan gibi büyük festivallere gönderemedim ama bazı ödüller aldım!
Yunanistan Symi Adası Festivalinde Jüri Onur Ödülü aldım!
Törene davet etmeye bile gerek duymadılar.
Ödülü postayla gönderdiler!
Ödülü postacının elinden aldım!
Rusya’da bir festivale kabul edilip davet edildim!
Masraflarımı da festival komitesi karşılayacaktı.
Rusya bana vize vermedi!
O günlerde Rusya İle aramız bozuktu!
Şu “uçak düşürme” mevzusu yüzünden!
Sanki uçağa ben sapan taşı attım!
Neyse…
Hollywood’da kabul görmedim ama Bollywood’da kabul gördüm!
Hindistan’da bir festivale davet edildim.
Uçak bileti almaya param kalmadığı için,
Ben gidemedim,
filmim gitti!
Büyük övgüler aldı!
Eleştirmenler övgü dolu videolar çekti!
Daha daha da iyisi oldu;
Bir yapımcı filmi Hindistan’da tekrar çekmek istedi!
Daha önce yurt dışında dizilerimiz tekrar çekilmişti.
Ancak sanırım ilk defa bir sinema filmimiz yurtdışında tekrar çekilecekti!
Heyecanlandım.
İyi de bir para teklif ettiler.
Daha çok heyecanlandım!
İngilizce hukuki sözleşme öyle zart diye hazırlanmıyor!
Zaman aldı ama oldu!
İş imzaya kaldı!
İmzayı atacağız! Parayı alacağız! Hindistan’da filmimiz çekilecek!
Daha çekeceklerimiz bitmemiş.
Küt! Pendemi patladı!
Sözleşme elimizde patladı!
Sokağa çıkma yasaklarıydı falandı filandı!
Yapımcılarla irtibatımız koptu.
Öldüler mi kaldılar mı bilmiyorum!
Neyse ki filmin Tv Ratingleri kanalın yüzünü güldürdü.
Beni de güldürdü ama Mona Lisa kadar. Yarım.
Çünkü filmi çekebilmek için, filmin Tv gösterim ücretini önceden almıştım.
Ve onu da çoktan batırmıştım!
En çok bilinen filmim Mandıra Filozofu.
En Çok IMDB puanı olan filmim Yaşamak Güzel Şey! 7.6!
Bunla övünmüyorum, avunuyorum!
Şimdi yeni bir denemeye başlıyorum!
Yaşamak Güzel Şey’in on dakikasına yapay zeka ile İngilizce dublaj yaptırdım!
Şimdi?
İngilizce konuşan, arkadaşlarınız ve takipçileriniz varsa, duyursanız sevinirim.
Tabi filmi izleyip sevdiyseniz.
Aşağıda paylaşmayı kolaylaştırmak için bir gönderi paylaşacağım.
Her şey bir yana, yapay zeka ile dublaj yapılan bir filmimizin ( belki de ilk filmimizin) bu deneyimine şahit olmak, deneyimin bir parçası olmak da ilgi çekici.
Beckett’in dediği gibi.
Hep denedim, hep yenildim.
Yine deneyeceğim, belki, yine yenileceğim.
Ama daha güzel yenileceğim!
Pes etmek konformistlerin işidir!
Bizim gibiler için lüxtür.
Bizim gibiler için,
Denemek ve direnmek mecburiyettir!
Desteklemeyen de sağolsun; destekleyen bin yaşasın!
Eyvallah.
Tatiller, zihnin boş kaldığında neyle uğraştığını görmek içini iyi fırsatlar. Ben zihin yapılarını yerleşim yerlerine benzetirim. Kiminin zihni köy gibi durgundur, kimininki kasaba gibi tutucu, kimininki metropol gibi kaotik. Adres bile verebilirim hatta; Bözüyük gibi düşünen insanlar da tanıdım, NYC gibi düşünenler de. İnsan eli pek değmemiş zihinler de var; çöl gibi, bozkır gibi.
Zihinsel yapı kişilikle, etkileşim stilleriyle de iç içe tabii. Burada kendi içinde barış olanla savaş olan arasındaki fark çok belirleyici. Mesela paranoid, psikopatik ve narsisistik yapıların zihinleri Western filmlerindeki Amerikan kasabaları gibidir. Her yer hırsız ve katillerle doludur. Bu yüzden hep tetikte olunur. Kadınlarla ya eğlenilir ya onlara tecavüz edilir, erkekler tehditle zapt edilemiyorsa vurulur.
Kendi algısıyla, düşüncesiyle, kavrayışıyla, ilgi alanları, değer ve inançlarıyla, toplamda kendi zihniyle kendini inşa eder düşünen insan. Sizin zihniniz nereye benziyor?
#şuleöncü #psikolog #psikoterapi #sinematerapi #zihin #düşünce #inanç
Nuri Bilge Ceylan’nın hayatın içinden atasözü niteliğinde söylemleri 👏👏
"- Hayatımızdan memnun değilsek nerede olursak olalım, başka yerde mutlu olabileceğimiz avuntusu bize iyi gelir."
Düşünsenize, 150 yıl önce kadınsınız. Eğitim alma hakkınız yok, üniversitelere gidemiyorsunuz. Oy kullanma hakkınız yok, seçilemiyorsunuz. Yasal haklarınızın hepsi eksik. Sonra da biri çıkıp size utanmadan “bu modern çağı neden seviyorsun?” diyor. Sen niye sevmiyorsan ondan.
Bir şeylere başlamakla olmuyor. Bina olsun, kurum olsun, alışkanlık olsun, ilişkiler olsun... olan bir şeyi koruyarak devam ettirme kültürü Türkiye'de hiçbir kesimde yok. Hatta Türkçede böyle bir kavram bile yok.