60. DOĞUM GÜNÜ DÜŞÜNCELERİ - 1/3
Ölümlülük, Anlam Yaratma ve “Gönül Doğumu” Üzerine:
31 Temmuz 2026 Cuma sabahı…
Benim 21915. sabahım…
Büyük çoğunluğunu ‘fark edemeden’ geçiriverdiğim neredeyse yirmi iki bin gün!
Bu doğum günümden sonra yetmiş yaşıma 3653, (şanslıysam ve bugünkü gibi sabah güzelliklerini fark eder hale geldikçe isteğim odur ki) sekseninci yaşıma 7305 gün kalmış.
Yani çoğu gitmiş azı kalmış…
Ama insan bu yaşlarındaki doğum günlerinde daha iyi anlıyor ki ömür doğrusal değil, bağlantısallıklar şeklinde küresel genişliyor. Yaşam her an kendisini bir bütün olarak yeniden yaratıyor.
İlmek ilmek ördüğüm yaşam ağımda, her yaşantı ile yeni bir notasını eklediğim ömür denilen bu ‘kısa’ senfonide; ameliyatını yaptığım 30bini aşkın hastam; ömür müziğimin en güzel melodili bölümleri yani arkadaşlarım, dostlarım; insanlığa ve yaşama yarar sağlamaya çalıştığım araştırmalarım; bu gayretlerimin katkısıyla bulunan ilaçla hayata tutunan dünyada her yıl iki yüz bin hasta; çok emekle, farklı bir tıp dünyasının da olabileceğini yaşayarak gösterip bilim insanı hekim olarak mezun etmeye çalıştığım dört yüz üzeri eski öğrencilerim yeni meslektaşlarım; beyin cerrahı olan elli öğrencim; elbette bu ağın esası ailem var.
Ancak bu doğum günü sabahımda bir kez daha anlıyorum ki yaşamlarımızın daha çok iyilik ve yaratıcılığa; yaşamın bağlantısallık ağını daha çok merak eden ve daha net anlayan ve bundan sevinç duyan; onarıcı ve gülümseyen; yaşantılardan anlam yaratmayı bilen ve öğreten, ‘iyi insanlara’ ihtiyacı var.
Artık biliyorum ki esas soru şu: “Nasıl daha güzel ve iyi bir yaşam kurup sürebiliriz?”
Vereceğimiz yanıt ne olursa olsun, hayat oyununun esas sorusu bu…
Altmış yaşın eşiğinde insan, yaptıklarının sayısından çok, onların kendisinden sonra hangi ilişkiler içinde yaşamaya devam edeceğini düşünüyor. Ameliyat ettiğim bir hastanın yeniden çocuğuna sarılması, yetiştirdiğim bir öğrencinin başka bir insana şifa vermesi, bir araştırmanın hiç tanımadığım bir bedende yaşama dönüşmesi… Belki sonsuzluk dediğimiz şey, bireyin zamanda sınırsızca sürmesi değil; yarattığı iyiliğin başka hayatlarda biçim değiştirerek devam etmesidir.
Daha iyi ve daha güzel bir yaşamı birlikte, eşimizle dostumuzla; çocuğumuzla öğrencimizle; ağacıyla toprağıyla; kedisiyle köpeğiyle; deniziyle ormanıyla;
y a ş a m d a ş l ı k l a ;
hep beraber kurabilmek dileğiyle 60. yaşıma giriyorum.
Son yıllarda öğrendiğim birkaç şeyi sizlerle paylaşayım. Yaşamın, hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşayanları, “güzel ölümlerle” ödüllendirdiğini anladım. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanan bir hayatın, ölüm geldiğinde daha tamamlanmış bir vedaya dönüşebildiğini öğrendim.
Güzel ölümden kastım ölümün biçimi değil elbet, yaşamla vedalaşırken geride bıraktığımız ilişkinin niteliği. Güzel ölüm, eksiksiz bir hayatın sonu değildir; yaşamdan alacağını almaktan çok, yaşama verebildiğini vermiş olmanın dinginliği.
Şimdi sıra güzel bir ölüm için “sonsuzca yaşamakta”… Sonsuzca yaşamak, bulduğundan daha güzel bir dünyayı, giderken yaşama armağan bırakmak, anlam yaratmak becerisiyle ilişkili.
Anlam yaratmak, yani varoluş ağında hiç oluşmamış bir desenin oluşmasına katkı sağlamak, birçok başka seçimi budamakla, yani “sonlandırma seçimi” ile işleyen bir süreç.
Anlam, sınırsız olasılıktan değil, sınırlı bir varlığın geri dönülemez seçimlerinden doğar. Anlam yaratmak esas olarak zaman ve uzayla sınırlı olmanın sonucudur. Sınırlılık, yani ölüm olmasaydı, anlam yaratma da olamazdı. Anlam, canlının ölümlü olmasından doğar. Ve “canlı” olası seçimleri (ya da seç(e)memeleri) budayarak yaşam ağı içinde, zihninin ulaşabildiği enformasyon ağını geliştirir.
Yani aslında zihnin özgürleşmesi çabası canlının ölümlülüğünden gelir.
#Penceremdenİstanbul
Sıradışı ama samimi bir valinin kıymeti bilinmek şöyle dursun, cezalandırılması bana rahmetli Yazıcıoğlu'nu hatırlattı. Valiliğin nasıl bir ciddiyet gerektirdiğini de taytıyla rafting yapan The Vali'den öğrenmiştik.
#vali#MehmetFatihÇiçekli#RecepYazıcıoğlu#Ardahan#bisiklet
Sosyal medyada "yedir, yıka, uyut anneliği"ni bile geniş aile desteği ile yürüten anneler ile evin yolunu zor bulup çocuklarıyla iki kelâm etmeyen babalar, özellikle genç annelerden çok şey bekliyor. Bu da genç annelerde yetersizlik duygusunu, kaygıyı ve tükenmişliği tetikliyor.
Dedi derdi etkileşim olmayan, fetva ehli, bilim insanı sarışın abla; bütün asaletiyle ve muhafazakâr belediyelerden, tv'lerden vb. madden ve şöhreten beslediği bünyesi argo kusarken. FIKRA BU KADAR...
Sevda Türküsev:
◻️Sosyal medyada yeni akım başlattılar. Kadın, kocasının haberi yokken süreyi açmış ezbere okuyor. Tırnaklar protez, baş açık algıya bakar mısınız? Aaa ne güzel bir akım.
◻️Hayır çok kötü bir akım. Abdestsiz, baş açık kur'an okuma akımını reddediyorum. Bu kadar ucuz değil.
◻️Dinimize saldıranlarla uğraşırken, o kuş beyinleriyle güya güzel bir şey yapacaksınız diye birçok kadını abdetsiz, baş açık okumaya yönelteceksiniz.
◻️Bir kere protez tırnakla gusül abdesti bile olmuyor. Elli bin kere söyledik.
@sevdaturkusev
'İnsanlar, bu kıssanın verdiği dersler üzerinde düşüneceğine: “Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. “Beş kişidir, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Bir grup da: “Onlar yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir” diyecekler.' #ashabıkehf#kıtmir#annelergünü
Bugün kimseye zararı olmayan, tedavi altındaki hatta kendisi zorbalığa uğrayan hastam özel bir okulda velilerin tepkisi üzerine okuldan atılmak istiyor.. Bakın bu sapla samanı karıştırmak olur.. Özel eğitimde kaynaştırma elzemdir.. Bir çocuğun emniyetçi babasının tedavi direnci diğer çocukları kötü etkileyemez.. Lütfen aklıselim, lütfen sağduyu.. Çok üzgün ve şaşkınım.. Fatura bu çocuklara mı çıktı?
NASIL KONUŞULUR?
İyi konuşmak bir yetenek olabilir; bazıları için mecburiyettir.
Bir MIT profesörü, tam 40 yıl boyunca her Ocak ayında aynı dersi verdi. Her seferinde salonda ayakta duracak yer bile kalmıyordu. Adı Patrick Winston. Dersin adı: "Nasıl Konuşulur?" (Türkçe altyazıyla)
Bu dersin videosu sosyal medya mecralarında on milyonlarca kez izlendi.
Açılış cümlesi adeta bir manifesto niteliğinde: "Hayattaki başarınız büyük ölçüde; konuşma yeteneğiniz, yazma yeteneğiniz ve fikirlerinizin kalitesine bağlıdır... Aynen bu sırayla."
Not ortalamanız, CV’niz ya da IQ’nuz değil; nasıl konuştuğunuz, sesini duyuranlar ile kalabalıkta kaybolanlar arasındaki tek farktır.
İşte Winston’ın 40 yıl boyunca MIT öğrencilerine öğrettiği o stratejik çerçeve:
1. "Güçlendirme Vaadi" ile Başlayın
Asla bir şaka ile başlamayın. İnsanlara tam olarak ne öğreneceklerini söyleyerek başlayın. Winston buna "Empowerment Promise" diyor: İlk 60 saniye içinde dinleyiciye o koltukta kalması için gerçek bir neden verin.
2. Kalıcı Fikirlerin 5S Kuralı
Bir fikrin zihne kazınması için şu 5 elementten en az üçüne sahip olması gerekir:
Symbol (Sembol): Görsel hafızaya hitap eden bir işaret.
Slogan: Akılda kalıcı, kısa bir motto.
Surprise (Sürpriz): Beklenmedik bir ters köşe.
Salient (Belirginlik): Dikkat çeken, vazgeçilmez bir detay.
Story (Hikaye): Bilgiyi duyguyla birleştiren anlatı.
3. "Neredeyse Doğru" (Near Miss) Tekniği
Sadece neyin doğru olduğunu anlatmayın. Doğruya çok benzeyen ama yanlış olanı da gösterin. Beyin, aradaki o ince kontrastı gördüğü an bilgiyi kalıcı olarak kilitler.
4. Özetle Değil, Katkıyla Bitirin
Kapanışı asla bir özetle yapmayın. Az önce söylediklerinizi tekrarlamak yerine; insanlara o salona girmeden önce sahip olmadıkları, ancak artık yanlarında götürebilecekleri o "değeri" hatırlatın.
Patrick Winston 2019’da aramızdan ayrıldı ama bu efsanevi ders hala MIT OpenCourseWare üzerinde ücretsiz. Milyonlarca kez izlendi ve sunduğu değer paha biçilemez.
Winston bu başarıyı şu matematiksel formülle özetliyor:
Başarı = f(I, K, T)
(Ideas): Kaliteli Fikirler
(Knowledge/Comm.): İletişim Becerisi
(Time): Pratik yapmak için ayrılan zaman.
MIT’nin paylaştığı en önemli ders kodlama ya da karmaşık matematik üzerine değil; insanların sizi gerçekten dinlemesini nasıl sağlayacağınız üzerine.
4) Anne-baba olarak çocuklarındaki duygu değişimine, ilgi alanına hakim olacak iletişim kanallarını korumalıyız.
5) Okullarda ehliyetli PDR / Psikologlar etkin olarak istihdam edilmeli. Aile, okul, uzman işbirliği ile çocuklardaki olası sorunlara önleyici rehberlik sağlamalıyız.
Yaşanan elim olaylar karşısında bize neler düşüyor?
1) Çocuklarımızda ve ailelerde kaygıyı tetikleyecek, hayatın olağan akışını bozacak, korku toplumu oluşturacak paylaşımlardan ve söylemlerden uzak durmalıyız.
#okulsaldırısı#okuldaşiddetehayır#OkuldaGüvenlik#OkullardaŞiddet
2) Saldırının yöntem, araç ve motivasyonuyla ilgili ayrıntı paylaşarak şiddetin pornografisini yapmamalıyız.
3) Faillerin şöhret olduğu imajına hizmet edecek içerik üretmemeliyiz.
Ne hac günahları sıfırlar ne de bayram bize yaşatılan kötülükleri. Eğer samimi bir tevbe/özür ve telafi çabası yoksa hacdan gittiğiniz gibi günahkâr, bayramdan girdiğiniz gibi küs olarak çıkarsınız. Kimseye bayram küsleri barıştırır manipülasyonu yapmayın.
Hepinizin bayramını tebrik ederim. Çocukluğunuzun bayram heyecanıyla karşılayıp, kavuşmalı kalabalık bir bayram geçirip, mutlulukla uğurladığınız bir bayram dilerim 🎊🎉
.
.
.
.
.
.
#ramazan#ramadan#eidmubarak#keşfet#ramazanbayramı
@Ortaksoz@izyayincilik Tebrik ediyorum kıymetli Hocam, istifade edeni çok olsun inşaallah. Ayrıca ismi bu kadar hoyratlığın ve nobranlığın içinden bir rahmet fısılsını andırmış 🌻
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde neredeyse her gün bir kadın cinayete kurban giderken bile kadonların temel insan haklarını ve değerini konuşmaktan vazgeçmeyeceğiz.
#8MartDünyaKadınlarGünü
@KarabiyikIlhami@atikfatih1 Boşanmış olacaklar ama nafaka, tazminat, mal paylaşımı, velayet gibi diğer davalar devam edecek. Türkiye şartlarında kadın boşanma ile yoksulluğa düşerken bir de çocuk sorumluluğunu alıyor. Erkek evlenip yeni ailesini kurarak yoluna devam ediyor. Bu davalar yıllarca sürebiliypr.