İzmir'in Bozyaka ilçesinde yaşayan bir vatandaş, bir gün arayla satın aldığı suların fiyatları arasındaki farkı göstererek, hem Cumhurbaşkanı'nın hem de Ticaret Bakanı'nın bu duruma müdahale etmesini talep etti ve enflasyon konusunda çeşitli iddialarda bulundu.
Gençti, işi, evi, arabası vardı, evlenmeye hazırlanıyordu #SelamiYurdan
Ama o, Bosna'daki mezalime dayanamadı, her şeyi bıraktı, cihada koştu, istediği gibi Şehid oldu, orada defnedildi.
Yüzlerce gündür yağmayan yağmur yağdı, akşama kadar, bir daha da yağmadı.
Onun hikayesini duyan binlerce vatan evladı da Bosna'ya koştu, Şehid oldu.
Bize o, şu, bu değil, Selami Yurdan imanı lazım kardeşim, gerisi boş!
“Bu babamla ilgili son çağrım: Onu kurtarın!”
📣 Gazzeli kahraman Doktor Hussam Abu Safiya’nın oğlundan babası için SON çağrı!
▪️Babam artık nefes almakta zorlanıyor.
Konuşamıyor
.
▪️Yüzü, gördüğü işkence yüzünden tanınmaz halde.
▪️Ne acı ki, büyük bir yalnızlığa terk edildik.
İki milyardan fazla Müslümana, yirmi ikiden fazla Arap ve İslam ülkesine seslendik. Ama siz duymazdan geldiniz.
▪️Size bir kez daha yalvarıyor, çağrıda bulunuyor, yardım istiyoruz. Çok geç olmadan babamın hayatını kurtarın.
▪️Belki de bu, son yardım çığlığımız olacak. Belki bir daha babamdan haber alamayacağız.
Rabbim hepinize merhamet etsin. Sayenizde oluşan baskı neticesinde hesabımız geri geldi. Darısı erişime engellenen ilk hesabımıza inşallah... Hepinize çok teşekkür ederim..
Bu arada, erişime engellenen hesabım hakkında bizle alay eden paylaşımlar yapanlara bir çift söz etmek istiyorum.
Çok uzun yıllardır X hesabım vardı ve ne hikmetse bu olaya kadar hiç kapanmamıştı. Zaten normalde ayda bir paylaşım yapardım, o da Gazze yardımlarıyla alakalı olurdu. Bunun dışında normal hayatımda işinde gücünde biriyim. X'e haftada bir iki anca girerdim. Allah biliyor kötü bir niyetim yok. Oğlum üzerinden de kimsenin ekmeğine yağ sürmüyorum. Derdim tazminat veya kan parası falan da değil. Sadece aile olarak oğlumuzun hakkını savunuyoruz. Kapatmak isteyen elbet bir kılıf bulur lakin oğlum hakkındaki milyonluk etkileşimden sonra bunun yaşanması çok manidar! "Halis Bayancuk ile alakam varmış da o yüzden kapanmış" falan. Buyrun engellenen x hesabım: https://t.co/1TRSDXTnZC
Bu da youtube kanalım: https://t.co/I4UwtCFf39
Bakın araştırın didik didik edin. Eyvallah. Bırakın Halis Bayancuk'la irtibatlı olmayı onu eleştirdiğim onlarca videom ve paylaşımım var. Bayancuk'un iyi insanlığına hiç lafım elbette yok ama düşünsel olarak asla aynı çizgide değiliz. Ne hikmetse onların hesapları kapatıldı ama benim hesabım onlardan 1 hafta sonra kapatıldı. Vay be! Hikmete bakın.
Şimdi de oğlum Alper Yusuf Polat’ın, Kızılcahamam İlçe Meclis Üyesi Fatih Oral tarafından öldürülmesinden sonraki konuya geleyim.
Kazadan sonra çevreden gelenler, katil kaçmasın diye kontağı kapatıyor (tanıklarımız var).
Sık sık telefonla birilerine talimat veriyor (tanıklarımız var).
İlk ifadesinde frene basmadığını söylüyor (ifadesi var).
Sonra müdahale ettim diyor ama oğluma ve bize çeşitli kırıcı sözler söylüyor (tanıklar var).
Sonra araya aracılar koyuyorlar. (Tanığı ailemiz)
En sonunda da tüm ifadesini değiştiriyor ve 50 km ile gittiğini, müdahale ettiğini falan söylüyor ki "taksirle adam öldürmekten" az ceza alsın ve çıksın. Oysaki biz daha çok ceza alması için CMK’nın farklı maddelerine göre ceza almasını istiyoruz ki elimizde argümanlar çoktur.
Kaza raporu ise tam katil Fatih Oral’ın işine yarıyor. Bakkala giden oğlumu (bakkal kamerası görüntüleri bizde) yüksek hızla fren yapmadan öldürüyor ama 2918 sayılı Kanun’un 57/1-c maddesi kapsamında kontrolsüz kavşakta geçiş hakkına ilişkin kurala aykırı hareket ettiği için oğlum da kusurlu bulunuyor. Yahu bu çocuk be çocuk! Kamera görüntüleri elimizde. Oğlum yola çıkıyor, yolun yarısından fazlasını da geçiyor. Çıkışa 1 metre kala oğluma çarpıyor.
Ama katil Fatih Oral, %100 olmasa da, esas kusurlu olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 52/1-a maddesinde düzenlenen “aracın hızını kavşaklara, dönemeçlere ve benzeri yerlere yaklaşırken azaltmamak” kuralını ihlal etmiş. Yani yine de az ceza alacak!
İşte biz katilin, bir süre sonra elini kolunu sallayarak çıkmamasını, kimsenin mahkemeye müdahale etmemesini ve hak ettiği cezayı almasını istiyoruz! Bu sözlerimi size bir video çekerek de anlatabilirdim ancak serum almaktan sağlığım hiç iyi değil. Bir babanın hakkını araması neden birilerini bu kadar rahatsız ediyor? Aynısını başınıza gelse siz ne yapardınız? Kaç gündür benim ve ailemin ciğerimiz yanıyor ne yapalım?!
Lütfen, bir gün evladınız bakkala giderken veya dışarıdayken bir trafik magandasınca öldürülmesin istiyorsanız sesimize ses olun. Allah korusun, bugün bize yarın size. Belki bu hesap da kaldırılacak veya benim de başıma bir çorap örecekler ancak asla korkmuyorum asla. Allah her şeyi görüyor. #AlperYusufPolataAdalet etiketiyle kimseden korkmadan sadece “Hasbunallahi ve nimel vekil” demeye ailece devam edeceğiz.
Sizlerden bir kardeşiniz olarak naçizane ricam; süreç içerisinde aylar geçse de bizi görmezden gelmeden destek olmanızdır. Destek veren herkese; küçük-büyük, az-çok demeden yanımızda olan tüm vicdan sahiplerine Rabbim mağfiret eylesin..
Adalet bakanımız Sn. @abakingurlek'in bulunduğu yerde adaletin tecelli edileceğinin bir örneği daha Yusuf evladını kaybeden Abdülkadir beyin durumudur.
Abdülkadir beyin kapatılan hesabı yeniden açıldı. Yusuf kardeşimizin vefatına neden olan Orhan Oral isimli şahıs ilk günden tutuklanmış, itiraz edilmiş tutukluluğun devamına denmiş ve içerde.
Herkes için eşit adalet ilkesni bir fiil uygulayan kıymetli bakanımız ve ekibine teşekkür ederim.
Konferanslarımda sık sık sizlere anlatmaya çalıştığımız müzik frekansları ile çocuklarımıza kişilik ve kimlik inşa etmenin en güzel örneklerini anlatmış, emeğine sağlık... Şeytani frekansla rahmani frekansı bilmeden, Osmanlı'da müzikle tedavinin ne kadar önemli olduğunu anlamadan, 1926 yılında dünyayı yöneten ailelerin tüm radyo frekanslarını neden satın aldığını bilmeden, II. Dünya Savaşı'nda Hitler'in sınırları neden gramofonlarla donattığını anlamadan çocuklarımıza dinletilenlerin müzik olduğunu asla söylemeyin. Çünkü burada yalnızca kulağa hoş gelen melodilerden değil, insanın duygu dünyasına, düşünce sistemine ve davranış kalıplarına etki eden çok daha büyük bir mekanizmadan bahsediyoruz. Tarih boyunca sesin, ritmin ve frekansın insan üzerindeki etkileri araştırılmış, kimi zaman tedavi amacıyla, kimi zaman da toplumsal yönlendirme aracı olarak kullanıldığı iddia edilmiştir. Bu nedenle müziği sadece eğlence olarak değerlendirmek yerine, taşıdığı mesajları, oluşturduğu algıları ve insan zihninde bıraktığı izleri de doğru okumak gerekir.
Dediğim gibi bir kişilik, kimlik ve karakter inşası yapılıyor ve şu an en çok dinlenen müziklerden bir tanesi de K-pop müzikleri. Sözlerini okumamız, çocuklarımız için ne vaat ettiğini anlamamız gerekiyor. (Cinsiyetsizleştirme)
Bugün liselerde en çok dinlenilen 3 tane müzikte eğer cinsellik, yatak ve şehvet alabildiğine işleniyorsa çocuklarımızın yaşadıklarını iyi anlamamız gerekiyor. Çünkü gençler günün büyük bir kısmını bu içeriklerle geçiriyor, farkında olarak ya da olmayarak bu mesajlara maruz kalıyor. Onların kullandıkları dilin, kurdukları ilişkilerin, hayata bakışlarının ve beklentilerinin şekillenmesinde dinledikleri içeriklerin etkisini görmezden gelemeyiz.
Mesele yalnızca bir müzik tercihi meselesi değil; hangi değerlerin normalleştirildiği, hangi yaşam tarzlarının özendirildiği ve genç nesillere hangi kimliklerin örnek olarak sunulduğu meselesidir. Bu yüzden çocuklarımızın ne dinlediğini bilmek, sözleri analiz etmek ve onların dünyasını anlamaya çalışmak her zamankinden daha önemli hale gelmiştir...
Oğlunun cenaze namazını kıldırmak zorunda kalan bu kardeşimizin adı Abdulkadir Polat!
Haftalardır oğlunun AK Partili Kızılcahamam Meclis Üyesi Fatih Oral'ın çarpması sonucu vefat ettiğini kanıtlarıyla anlattı/anlatıyor!
Buna karşılık ise ne AK PARTİ’den, ne ADALET BAKANLIĞINDAN resmî bir açıklama yapılmadığı gibi Polat'ın hesapları JET hızıyla kapatılıyor.
Adaletsizlikten daha kötü olan şey
Adaletin sosyal medyada aranması,
Adalet arayanların "sesimi ancak böyle duyurabilirim" hissiyatıdır.
Sayın @Akingurlek_ bu acı hakikatin yükü sizin omuzlarınızdadır.
(Hz Ömer, kurt ve kuzu, Diclenin kenarı)
Bu meseli mutlaka iyi bilirsiniz.
Kadın Kollarımıza atfedilen ifadeler tamamen asılsızdır. Söz konusu paylaşım; yalan, iftira ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik kasıtlı bir dezenformasyon girişimidir.
Bu açık provokasyon ve sistematik karalama kampanyasıyla partimiz ve Kadın Kollarımız hedef alınmaktadır. Bu kirli yönteme başvuran zihniyeti ve sahiplerini çok iyi tanıyoruz.
Söz konusu iftirayı üreten, yayan ve dolaşıma sokan kişi ve hesaplar hakkında gerekli hukuki süreç derhâl başlatılacak; tüm yasal haklarımız kararlılıkla kullanılacaktır.
Uzun zamandır yazmam gerektiğine inandığım bir lise hatıram var. O olayın aklımdan çıkması mümkün değil çünkü karakterimin kendine yön çizdiği anlardan biridir. Topu topu 15 dakika sürdü ama hiçbir zaman unutamadım.
Ağrı'da kış Ekim ayı gibi başlar; ortaokul ve lisenin 6 yılı boyunca, 29 Ekim merasimi ve 10 Kasım anma günü en çok üşüdüğümüz ve en çok yorulduğumuz günler olurdu. Bir sonraki bayram 23 Nisan ama lise öğrencilerini pek tutmazlardı. 19 Mayıs'da üşürdük ama azıcık güneş var hiç olmazsa diye sevinir, dayanırdık.
10 Kasım genellikle okul içinde bir anma olayı olarak geçerdi. Sadece birkaç saat sürerdi. Yine de kalorifersiz buz gibi salonda beklemek gerçekten zor gelirdi; elimizden geldiği kadar dayanmaya çalışırdık.
Benim ailemin ekonomik durumu relatif olarak daha iyiydi; ceketime ilaveten süveterim, gömleğim, iç gömleğim ve fanilam olurdu ama bütün bu katlara rağmen o soğukta ayakta durmaktan bitap düşerdim. Arkadaşlarımın arasında bir tek gömlek ve ince ceketle okula gidip gelenler olurdu; fakirliğin gözü kör olsun diyeceğim. Ancak, müdür ve öğretmenlerin kuralcılığı ve sertliği özellikle bu arkadaşlarımı daha çok üşütür ve daha çok yorardı.
Bu törenlerden sonuncusunda (lise sondaydık artık) bir arkadaşım törenin verdiği stres, üşümenin verdiği hareket etme ihtiyacı veya benzeri bir nedenle yanındaki arkadaşla sessizce şakalaşmış, azıcık hareket etmiş ve çok az duyulacak bir şekilde gülmüştü.
Bir öğretmenin bunu farkettiğini ve benden bir sıra geride duran bu öğrenciye doğru yürüdüğünü gördüm. Arkadaşımın adını da yazayım, kayıt tamamlansın: Kemal Kaya. Her gün Ağrı'nın karında kışında, -20 derecede, okula bir ceket bir gömlek ve bir atkı ile gelen, fukara bir ailenin 8 yada 10 çocuğundan biri olan Kemal Kaya.
Öğretmen yabancıydı, yani Ağrılı bir öğretmen değildi. Bunu söylemek lazım çünkü Ağrılı bir öğretmen öğrencilerin halini sezerdi, bilirdi ve anlardı. Böyle hoyratça davranışlara kalkışmazlardı. Ağrı dışından, özellikle Türkiye'nin orta veya batı bölgesinden gelen ufak tefek bir öğretmen diye hatırlıyorum. Adını hatırlamıyorum; bugün hatırlasam yine unutmak isterim.
Bu öğretmen Kemal Kaya'ya yaklaşıp kuvvetli bir sille vurdu. Kemal Kaya'nın sillenin etkisiyle yere düşeceğini sandım; ama düşmedi. Öğretmen bir kere daha vurdu. Kemal Kaya bir sutün gibi yerinden bile kıpırdamadı. Sanırım bütün gücünü topladı ve kendisine yapılan bu haksızlık karşısında dik durmaya karar verdi. Öğretmen nerdeyse 10 belki de 15 defa Kemal Kaya'ya silleler ve yumruklarla vurdu. Kemal Kaya'nın burnundan kanlar fışkırmaya başladı; yüzüne, ceketine, gömleğine, yerlere kocaman kan damlaları düşüyordu.
Öğretmen devam etseydi, sınıfımızdan birkaç öğrenci okullarını ve eğitim hayatlarını feda edip öğretmeni döverlermiydi diye hala düşünüyorum. Ancak başka bir öğretmen müdahale etti. Öğretmeni geri çekti; iki öğrenciye Kemal Kaya'yı lavaboya götürün dedi.
Müdür de töreni kısa kesip hepimizi azad etti.
Evet ben sizi iyi biliyorum. Bana kendinizi anlatıp, yorulmayın.
Bir baba, oğlunun ölümü için çağrıda bulunuyor, adalet arıyor !
Acılı babaya sahip çıkmak yerine x hesabını kapatmak neyin nesi? Sayın bakanım siz vicdanlı bir insansınız bu babanın sesini duyacağınıza yürekten inanıyoruz @abakingurlek#AlperYusufPolataAdalet
“Bu, beni son görüşün olacak... Beni buraya öldürmeleri için getirdiler... Kendimi buradan sağ çıkacak biri olarak görmüyorum... Sonum bu.”
Dr. Hüsam Ebu Safiyye, avukatıyla yaptığı son görüşmede bunları söyledi.!
İnsan Hakları İçin Hekimler Derneği (PHRI), Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yer alan Kemal Advan Hastanesi eski Müdürü Dr. Hüsam Ebu Safiyye'nin hayatının derhal tehlike altında olduğu uyarısında bulundu. Bu açıklama, avukatı Av. Nasır Avde'nin, Netzan Cezaevi'nin yer altındaki "Rakevet" sorgu biriminde kendisini ziyaret etmesinin ardından yapıldı.
Avukatın tanıklığına göre Dr. Hüsam, elleri ve ayakları kelepçeli haldeydi. Başında, yüzünde ve boynunda yeni oluşmuş yaralar ve darp izleri vardı. Nefes almakta ve konuşmakta güçlük çekiyor, aşırı derecede bitkin görünüyordu ve bu nedenle birkaç kez bilincini kaybetmenin eşiğine geldi.
Ayrıca her gün fiziksel saldırıya maruz kaldığını, birçok kez bilincini kaybettiğini ve ihtiyaç duyduğu tıbbi tedaviyi hiçbir şekilde alamadığını doğruladı.
İşgalci İsrail'in hapishanelerinde yaklaşık 100 sağlık çalışanı esir tutuluyor.
Esirler arasında yaklaşık 100 kadın da bulunuyor.
Toplamda ise 10.000'den fazla Filistinli, soykırımcı israil'in elinde esir olarak tutulmaktadır.
@bekiservet Bütün suç iktidarda! 24 senedir baştasın da paraya çevrilmez, denetimli serbestlikten yararlanmaz, ertelenmez diye bir ceza maddesi çıkaramıyorsan sonucuna katlanacağız. Tepki olunca tutuklanıp çıkar kahraman olur paraya para demez...
Üsküdar Sahaflar Çarşısı sular altında kaldı..
Beşiktaş sular altında kaldı...
İstanbul sular altında kaldı...
CHP'li İBB ne işe yarar, bilen var mı?
İzmir'den sonra, İstanbul'u da Venediğe çeviren zihniyet
Zıplamaya devam☺
#yağmur
Cumartesi