Sen kendini anlatıyorsun herhalde Şamil! Hatırlıyor musun ? Bana bir milyon dolar teklif ettiler diye Yaygara koparıp Ergenekon'un bir numarasını tanıyorum diye Fetullahçıların sana kitap yazdırdığı dönemi! FETÖ nün seni Ergenekon davasında tanık olarak gösterdiği dönemi ! Sen de gelememiştin mahkemeye Tanık olduğun halde hatırladın mı ? kaçmıştın! Gelseydin orada söylediğin yalanlar nedeni ile rezil olup yerin dibine batacağını biliyordun! FETÖ seni o zaman psikolojik Harp aygıtı gibi kullanıyordu ! kullanışlı bir eleman dın yani :-) O dönem unutuldu mu zannediyorsun?
Atamış olduğu hakim ve savcılar FETÖ'cü çıktı ama suçlu o değil.!
Ergenekon adı altında askerimize operasyon yapılmasına izin verdi sonra "Pardon" dedi ama suçlu o değil.!
"Ben ekonomistim" dedi, enflasyonda dünyanın zirvesini paylaşıyoruz ama suçlu o değil.!
Sur'da hendekler kazılırken "Asla operasyon yapmayın" dedi, çatışmalarda şehitler verdik ama suçlu o değil.!
"Kardeşim Esad"dan "Katil Esed"e geçildi, milyonlarca sığınmacı ülkeye doldu, sınırlar yol geçen hanına döndü ama suçlu o değil.!
Açılım Süreci dediler, Habur'da çadır mahkemeleri kurup davul zurnayla karşıladılar, süreç çökünce "Bizi aldatmışlar" dediler ama suçlu o değil.!
Oy uğruna çürük binalara İmar Barışı çıkarıp müjde diye sattılar, depremde binlerce canımız enkaz altında kaldı, "Kader" dediler ama suçlu o değil.!
"Faiz sebep, enflasyon sonuç" diyerek akla ve bilime savaş açtılar, Türk lirasını pul edip halkı sefalete sürüklediler ama suçlu o değil.!
Devletin en kritik kurumlarının kapılarını cemaatlere, tarikatlara sonuna kadar açtılar, kurumların içini boşalttılar ama suçlu o değil.!
Liyakatı bitirip mülakatla kendi kadrolarını kayırdılar, gençlerin emeğini ve geleceğini çaldılar ama suçlu o değil.!
Seçim kazanmak için hesapsızca vaatler verdiler, bütçede açılan devasa kara delikleri kapatmak için halkın sırtına yeni vergiler bindirdiler ama suçlu o değil.!
Özetle;
Kararı alan o, yetkiyi kullanan o, kürsüye çıkıp esip gürleyen o...
Fakat ne zaman bir stratejik hata yapılsa, ne zaman bu millet ağır bedeller ödemek zorunda kalsa ya eski ortakları suçlu, ya bürokratlar suçlu, ya dış güçler suçlu, ya da milletin kendisi!
Yetkiyi tek elde toplayıp sorumluluğu tek bir gün olsun üstlenmeyen bu anlayışta; faturayı ödeyen hep biz olduk ama suçlu asla o olmadı.
@abuyukgumus Ekrem İmamoğlu 1,5 yıldan fazladır tutuklu, devletin mahkemeleri ispatlamaya çalışıyor güya... 3 hakim değişti hala istenen sonucu çıkaramadınız. Utanma duygusu hiç mi nasip olmadı yoksa yolda bi yerlerde para etmediğini anlayıp ederi daha fazla bi şeylerle mi değiştirdiniz???
Timur Soykan: “Murat Ağırel elektronik kelepçeyle evinde, artık evinden çıkması yasak. İsmail Saymaz da aynı şekilde. O da elektronik kelepçe takıldı ve evinde. Ama Fatma Betül Sayan Kaya’nın ayağında kelepçe yok, Fatma Betül Sayan Kaya’nın evinden çıkması yasak değil. O elini kolunu sallayarak geziyor.”
Türkiye'de basın özgürlüğünden bir fotoğraf: Gazeteci İsmail Saymaz hakkında ev hapsi kararı ve elektronik kelepçe !
Bu fotoğrafı görüp "doğru olmuş" diyorsanız, aynen böyle susmaya devam edin.
Yok eğer "bu fotoğraf Türkiye'ye yakışmıyor" diyorsanız, o zaman siz de itiraz edin.
En başta sizlere diyorum sevgili AK Partililer !
Bu fotoğraf Türkiye'ye yakışıyor mu?
Elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin?
Ne yapmış gazeteci İsmail Saymaz?
Adam mı öldürmüş?
Banka mı soymuş?
Hakaret mi etmiş?
Fon vurgunuyla milyarlar mı götürmüş?
Ne yapmış da bu kelepçeyi hak etmiş?
Yazıktır, günahtır, kul hakkına girmektir, adaletsizliktir bu.
İsmail Saymaz sadece işini yapmış.
Gazetecilik yapmış gazetecilik.
Eleştirel haber yapmış.
Yanlışı ifşa etmiş.
Halkın gerçeği bilme hakkına hizmet etmiş.
Suç mu?
Suçsa, toptan yasaklayın gazeteciliği. Kapatın basını olsun bitsin diyelim.
Bu fotoğraf hepimizin ayıbı değil mi?
Söyleyin, haksızlık karşısında susmayın.
Bu adalet mi ?
Ev hapsi cezasına çarptırılan Murat Ağırel’den yeni yazı:
◾️ Bu fotoğrafa iyi bakın. Ayağımda elektronik kelepçe var. Ama en sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim:
◾️ Meslektaşlarım Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı cezaevindeyken ayağımdaki kelepçenin benim için hiçbir önemi yok.
◾️ Ben evimdeyim, onlar dört duvar arasında. Mesele ben değilim.
◾️Mesele, gazeteciliğe yönelen baskı.
◾️ 9 Ekim Cuma günü, Ticaret Bakanlığı ve Bakan Ömer Bolat’ın şikâyeti üzerine savcılıkta ifade verdim.
◾️Mahkeme yurtdışına çıkış yasağı ve haftada üç gün imza kararı verdi. Savcılık itiraz etti. İmza yükümlülüğü ev hapsine çevrildi.
◾️ Ne yaptım? Sahte belge mi ürettim? Özel hayat ile ilgili bilgi mi verdim?
◾️ Bilmediğim rakamları gerçek diye mi açıkladım? Hayır.
◾️ Meclis kürsüsünde dile getirilen, tutanaklara giren iddiaları araştırdım. Soru sordum.
◾️ İddialarda adı geçen isimlerden birinin Ticaret Bakanı Ömer Bolat olduğunu söyledim.
◾️ Ömer Bolat’ın Hedef Portföy bünyesinde yatırımının bulunduğu iddiasını aktardım.
◾️ Ayrıca Hedef Portföy çevresindeki şirketler, ticaret sicili kayıtları, ortaklık ve adres bağlantıları hakkında edindiğim bilgileri anlattım.
◾️ Program canlıydı.
◾️ İsmail Saymaz ve diğer yayın arkadaşlarım doğal olarak sorular yöneltti.
◾️ İsmail Saymaz, 400 milyon lira yatırılıp 800 milyon lira alan bakanın Ömer Bolat olup olmadığını sordu.
◾️ Verdiğim yanıt çok açık: “400 koyup 800 aldığını bilmiyorum. Bu konuda bilgim yok.”
◾️ Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı cezaevinde.
◾️ Gazetecilik yalnızca kendin için özgürlük istemek değildir; görüşüne katılmadığın meslektaşının da özgürlüğünü savunabilmektir.
◾️ Asıl sorular hâlâ ortada:
◾️ Fon krizinde kim kazandı, kim kaybetti? Kimler krizden önce çıktı? Hangi hisselerin değeri olağandışı işlemlerle yükseltildi? Denetim kurumları ne yaptı? Siyasi veya bürokratik nüfuz kullanıldı mı?
◾️ Yatırım hesabı sahibi olmak suç değildir; hakkında iddia bulunan herkes de suçlu değildir.
◾️ Ama hiçbir kamu görevlisi sorulardan muaf değildir.
◾️ Ayağıma kelepçe takabilirsiniz. Sokağa çıkmamı engelleyebilirsiniz. Cezaevine de atabilirsiniz.
◾️ Ama bu soruları ortadan kaldıramazsınız.
◾️ Çünkü mesele benim ayağımdaki kelepçe değil. Mesele, halkın gerçeği öğrenme hakkı.