Kovalayan polis, çelme takan bakkal, tekme atan fırıncı…
Ali İsmail Korkmaz’ı aramızdan koparılışının yıl dönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Bu ülkenin vicdanında derin bir iz bırakan Ali İsmail’i unutmadık, unutturmayacağız.
#AliİsmailKorkmaz
Burası Eskişehir.
Hamamyolu Caddesi'ne çıktık.
Bir adımı biz atıyoruz, diğer adımı millet tamamlıyor.
Milletle yürüyenlerin yolu yarım kalmaz.
Bu yolun sonu iktidar!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Deniz Zeyrek:
"Ayağıyla gelen, gözaltına direnmeyen bir çocuğa arkadan kelepçe takmak kötü muameledir
Onu videoya çekip, kamuoyuna teşhir etmek de suçtur"
Fikirlerinden ötürü bir komedyeni tutuklayıp, kuyu tipi cezaevine atmak da utanç vericidir
Bu rezilliklere bir son verin
Düşünce Özgürlüğü diye bir özgürlük yoktur. Muktedirler düşünceleri okuyabileseler zaten çoktan yasaklardı. Olması gereken İfade Özgürlüğüdür. Yani düşündüğünü söyleyebilme. İşte bunu pek güzel yasaklıyorlar!
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın#İfadeözgürlüğü#düşünceözgürlüğü
📍Komedyen Deniz Göktaş, Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevine gönderildi. Demesi kolay. Orası bir “kuyu tipi cezaevi” aslında. Dostum Avukat Mehmet Pehlivan da 1 yıldır orada. Kendisi şöyle nitelemişti orayı:
“— Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan?
— 5 metrekare avlusunu, 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz!
— Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat.
— O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da “kuyu tipi hapishane” deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum…”
Kuyu tipi cezaevleri hukuka ve Anayasa’ya aykırıdır. Suçsuz insanların kuyu tipi cezaevinde tutulması insan haklarına tamamen aykırıdır!
Deniz Göktaş serbest bırakılmalıdır!
Çağlayan Adliyesi önünde Deniz Göktaş'la dayanışmadayız.
Saray Rejiminin sanatı, mizahı ve ifade özgürlüğünü susturmaya çalışan baskı politikalarına karşı omuz omuzayız. Birleşerek kazanacağız!
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
BARİ ŞİMDİ KONUŞUN KARDEŞİM...
Doğrudan isim vererek söylüyorum:
Cem, Yılmaz, Ata...
"Neden politik esprilerden kaçınıyorsunuz?" gibilerden eleştiriler geldiğinde şöyle savunma yaptınız hep:
"Zorunda mıyız? Sırf bir kesim istiyor diye illa ki siyasi içerikli şov yapmak diye bir mecburiyetim yok abi."
Eyvallah.
Ama, bugün bir meslektaşınız yaptığı espriler muktedirlere dokunduğu ve sinirlendirdiği için, aslında tam da "o meslekten" olduğu için, kelepçelenip gözaltına alındı.
Bari bugün çıkıp, iki satır bir şey söyleyin... Bari bugün! Zorunda mısınız? Evet kardeşim.
Bak @sevketcoruh_ "pat" diye dün konuştu. Biraz örnek alın. Biraz yürek (komedyen olsam, başka bir organ da yazabilirdim ama...) Lütfen.
Adliyedeyiz yine.
Deniz Göktaş’ın savcılık sorgusu devam ediyor. Bulunduğumuz koridora milletvekili, avukat ve atanmış kayyumlar dışında girişe izin verilmiyor.
Deniz’in işlediği tek suç sarayın istediği seviyede korkmamış ve konuşmuş olmak.
Tek suçu bu.
Rakiplerinden korktuğu yetmemiş olacak şimdi de 30 yaşında bir komedyenden korkuyorlar.
#DenizGöktaşıSerbestBırakın
Komedyen Deniz Göktaş, yurt dışındayken hakkında soruşturma başladı ve sosyal medya aracılığıyla Türkiye'ye döneceğini beyan etti; bugün de döndü.
Buna rağmen ifadeye çağırmak yerine dönüşte havaalanında gözaltına alınması, ters kelepçeyle görüntülerinin servis edilmesi, Türkiye'de yargının nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğünün yeni bir örneğidir.
Bir stand-up gösterisi nedeniyle gözaltı kararı verilmesi, doğrudan ifade özgürlüğünün ihlalidir.
Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması kabul edilemez; derhal serbest bırakılmalıdır.
#DenizGöktaş @idgoktas
Bir komedyen sahnede söylediği sözler yüzünden gözaltına alınıyorsa, mesele mizah değil, ifade özgürlüğüdür. Eleştiriye tahammül, demokratik toplumun temel özelliğidir.
Bir espriden bu kadar korkulmaz.
Ya susup oturacak ve sıranın “hiçbir şey yapmasanız bile” size gelmesini bekleyeceksiniz.
Ya tam da Deniz’in yaptığı gibi Saray’ın kendinden olmayan kim varsa yok etmeye and içtiği bu berbat rejime karşı çıkacak ve konuşacaksınız.
Susmayın.
👇🏽
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
"Taşına toprağına ölürüz Türkiye'm" türküleriyle sokaklarda gezen milliyetçiler, ülkücüler, alperenler...
Neden biriniz de çıkıp NATO'ya, Trump'a, Amerikan emperyalizmine laf etmiyor?
Erdoğan’a öğrenmesi için söylüyorum:
Frankenstein canavar değildir; canavarı yaratan kişidir.
Peki asıl Frankenstein kimdir?
Hangi canavarı yaratmıştır?
Buyurun…