Kürtler Anadolu, Mezopotamya ve Suriye’nin yerli halkı değildir; bu coğrafyaya sonradan gelmişlerdir. Bölgedeki varlıkları ve kabul görmeleri, İslamiyet’i kabul etmelerinin ardından hız kazanmıştır. Nihayet bir Kürt tarihçisi bu gerçeği en yalın haliyle söyledi. İslamiyet'ten önce Diyarbakır, Mardin, Van gibi şehirlerde en küçük bir Kürt varlığına bile rastlayamıyoruz.
İşsizlik fonundaki paraları kullanmışlar, varlık fonundaki paraları kullanmışlar, emeklilik fonundaki paraları kullanmışlar, bankalardan teminat kullanmışlar, takasbankı kullanmışlar ve son olarak ziraat bankasını ve iş bankası kullandılar. Sonuç vatandaşı soydular.
NADİA COMĂNECİ VE KUMAN TÜRKLERİ MİRASI
Spor tarihi, yalnızca kazanılan madalyalarla değil, bu başarıları elde eden figürlerin taşıdığı kültürel ve tarihsel kimliklerle de şekillenir. Dünya jimnastik literatürünün en görkemli simgelerinden biri olan Nadia Comăneci, 1976 Montreal Olimpiyat Oyunları'nda kırdığı rekorlarla adını altın harflerle yazdırmıştır. Ancak bu efsanevi sporcunun sadece sergilediği performans değil, taşıdığı soyadı da derin bir tarihsel göçün, kültürel sentezin ve asırlar öncesine dayanan Türk mirasının izlerini barındırmaktadır. Romanya doğumlu sporcunun soyadı olan Comăneci, doğrudan Doğu Avrupa topraklarında derin izler bırakan Kuman Türkleri (Kıpçaklar) ile ilişkilidir.
Nadia Comăneci, 12 Kasım 1961 tarihinde Romanya'nın Karpat Dağları bölgesindeki Onești kasabasında dünyaya gelmiştir. Spor dünyası onu henüz 14 yaşındayken, 1976 Montreal Olimpiyatları'nda asimetrik paralelde elde ettiği 10 tam puanla (Perfect 10) tanımıştır. Olimpiyat tarihinde o güne kadar hiç kimsenin ulaşamadığı bu "kusursuzluk" derecesi, skorbordların bile bu skoru gösterecek şekilde tasarlanmaması nedeniyle dijital panolara "1.0" olarak yansımıştır. Kariyeri boyunca 5 Olimpiyat altın madalyası kazanan ve toplamda 7 kez tam puan alma başarısı gösteren Comăneci, jimnastikte ulaşılamaz bir ekol haline gelmiştir.
Bu görkemli kariyerin arkasındaki linguistik ve etnik köken incelendiğinde, "Kuman" bağlantısı açık bir şekilde ön plana çıkmaktadır. Romanya dilbilim ve onomastik (isim bilimi) çalışmalarına göre Comăneci soyadı, Kuman Türklerinin bölgedeki varlığından türemiştir. 11. ve 13. yüzyıllar arasında Karpat Havzası ve Balkanlar'a yerleşen göçebe Türk konfederasyonu Kumanlar (Cumans), bölge halkıyla karışarak geride derin kültürel ve demografik izler bırakmıştır. Romence dil yapısında yer alan "Coman" kökü direkt olarak "Kuman" etnik adından gelirken, soyadının sonundaki "-eci" eki ise "Coman'ın soyundan gelenler / Coman'ın çocukları" anlamına gelen kliktiv veya ailevi bir aidiyet ekidir. Türkî dillerdeki anlam boyutuyla Kuman kelimesi "soluk, sarımsı" renkleri çağrıştırsa da, tarihsel süreçte bu topluluk adının yerel dillerde "güç, kudret ve dayanıklılık" gibi niteliklerle özdeşleştiği bilinmektedir.
Sonuç
Nadia Comăneci'nin ismi, annesinin hamileyken izlediği bir Rus filminden esinlenerek koyulmuş ve Slav dillerinde "umut" anlamına gelmektedir. Soyadı ise yüzyıllar öncesinden Karpatlar'a kök salmış Kuman Türklerinin sarsılmaz asaletini ve genetik kodlarını günümüze taşımaktadır. Tarihin büyüleyici bir cilvesi olarak, adıyla dünyaya bir "umut" ışığı olan bu genç kız, soyadındaki Kuman mirasına yaraşır bir "güç ve dayanıklılıkla" jimnastik podyumunu fethetmiştir. Nadia Comăneci, sadece elde ettiği başarılarla değil, adında ve soyadında harmanlanan bu eşsiz kültürel mirasla da spor tarihinin unutulmaz bir abidesi olarak kalmaya devam etmektedir.
Kaynaklar
Nadia Comăneci Biyografisi ve Olimpiyat Madalyaları - Olympics Official
Comăneci Soyadının Kökeni, Etimolojisi ve Anlamı - https://t.co/WWpBPu6ajv
Nadia Comăneci - Encyclopædia Britannica
Romanya'da Kuman Türkleri (Coman) Mirası ve İsim Kökenleri - MyHeritage Surnames
Nadia Comăneci Hayatı ve Türkçe Ansiklopedik Bilgiler - Vikipedi
SAKALARDAN GÜNÜMÜZDE TÜRKLER
Yeliz Kılıçarslan'a teşekkürler
Ey İslamcı dinbazlar,
Madem kızların okumasını çok önemsiyorsunuz. Azerbaycan Azerbaycan diye çıldırıyorsunuz.
Müslüman Taliban, yaklaşık 2 yıldır Afganistan'da kızların okumasını yasakladı. Kızlar okula gidemiyor. Ona neden hiç 2 yıldır ses etmediniz?
Sizin derdiniz eşkıyalık, serserilik, çıbanlık. Sizin derdiniz kızların okul okuması değil. Elinizden gelse, kadınları pıstırmak ve sindirmek için herşeyi yaparsınız. Tıpkı bugün Afganistan'da yaptığınız gibi.
Pes artık!
Eylül ayında İşsizlik Fonu’nun 3,5 milyar TL’sini Takasbank’a vermişler. Takasbank’ta bu tutar Tera ve benzeri kuruluşlara ödünç verilmiş.
Bu tutarın geri ödenip ödenmediği bilinmiyor.
Yuh artık!
Ermeni asıllı Türk araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan da Hrant Dink'le aynı fikirdedir. Ve der ki;
"Bir Türk Ermenisi olarak ve de bir tarihçi kimliğiyle söylüyorum; Türkler, Ermenilere asla soykırım yapmamıştır! Türkler soykırım yapsaydı ben şu anda burada olmazdım."
Dabağyan, aynı zamanda Alparslan Türkeş ve Milliyetçi Hareket Partisi ile ilgili kitap yazan ilk Ermenidir. Türk tarihinde Ermenilere yapılmış bir soykırımın olmadığını savunmuştur. Türkiye'nin doğusunda isyan çıkaran Ermenilerin sürüldüğünü söyleyen Dabağyan, Türk Tarih Kurumu Tarih Araştırmaları Grubu'nda da çalışmıştır.
Türk Ermenisi Levon Panos Dabağyan'a herkes Levon Amca diye hitap ediyor. Atatürk'ü ve Türkiye'yi çok seven Levon Amca kendini Osmanlı Ermenisi olarak tanımlıyor. Fatih Sultan Mehmet'i, İkinci Dünya Savaşı'nı, Ermeni Tehciri'ni, İstanbul'u ve Alparslan Türkeş'i anlatan kitapları var. Hatta 1969'da milletvekili adayı olduğu MHP'nin üç hilal ambleminin de fikir babası olan Levon Amca Türk milliyetçisi bir Ermeni...
Alışılagelmişin dışında Ermeni kökenli bir Türk milliyetçisi olan Levon Amca'nın bu başat eseri, dayatılan tüm tarihsel kalıpları altüst ediyor. Aynı zamanda ideolojik önyargılarla kurgulanmış ezberleri de tek tek çürütüyor. MHP'nin Üç Hilal'inden Osmanlı sevdasına uzanan bu sıradışı hayatı ve sunduğu tarihsel hakikatleri anlamak için mutlaka okunması gereken bir başucu eseri... Ezberlerinizi sorgulatacak ve bakış açınızı değiştirecek bu kılavuz eseri mutlaka okumalısınız.
@didemyvzylmz
👇👇👇
Bu paraların binde biri İBB dosyasında çıkmadı! Etkin pişmanlık da böyle olur işte; “duydum, hissettim”lerle değil!
Yusuf Ulutaş, AKP döneminde Beyoğlu Belediyesi’nde başkan yardımcısıydı; ardından Esenyurt’a atanan kayyımın sağ kolu oldu.
Hani belediyeyi korumak için kayyım atamıştınız… Peki belediyeyi, hatta ülkeyi sizin atadıklarınızdan kim koruyacak?
@EsenyurtBLDYS@UlutasYusuf #yolsuzluk #esenyurt
Osmanlı bir Türk İmparatorluğu muydu?
Gelin bu soruya yanıtı biz değil, son Osmanlı padişahı Vahdettin versin
👇👇
Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin, ülkeyi terk ettikten sonra İslam âlemine hitaben bir bildiri kaleme aldı. Orijinali Fransız Dışişleri Bakanlığında bulunan bu bildiri, 16 Nisan 1923’te Kahire’de El-Ahram gazetesinde yayınlandı. Bildiriyi Türkçe olarak ilk yayınlayan kişi ise Hüseyin Kâzım Kadri idi.
Bu bildiride kendi devletini şu şekilde tarif etmiş son Osmanlı padişahı:
“Ceddim Gazi Osman devrinden Selim-i Evvel’e kadar Devleti Osmaniye yâd edilen bir Türk saltanatı mevcuttu. Buna Selim-i Evvel’den sonra hilafet inzibam ederek bir saltanat-ı Muhammediye vücuda geldi.”
Yani şöyle söylüyor Vahdettin: Osmanlı Devleti, Osman Bey’den Birinci Selim’e kadar bir Türk devletiydi. Ama Birinci Selim’den sonra saltanat-ı Muhammediye oldu; yani artık bir Türk devleti değildi, dünyadaki bütün Müslümanların devletiydi.
Bakın aynı bildiride Vahdettin, Kurtuluş Savaşı kahramanlarını ve Türk milletini nasıl tarif ediyor. Belgede dil çok ağır olduğundan biraz Türkçeleştirerek okuyacağım:
“Hilafet meselesinin halli, dini, kavmiyeti, vatanı kuşkulu ve karışık askerîden ve diğer sınıflardan mürekkep bir küçük azınlıkla, güçsüz bir kısmı dünya olaylarının iç yüzünden habersiz, kandırılmaları kolay 5-6 milyonluk Türk’ün de kudretinde değildir.
Karar sizin.
Vahdettin’in Türkler için sarf ettiği bu sözleri içinize sindirebiliyor ve kendinizi Osmanlı’nın son 250 yılına sıkıştırabiliyorsanız, dizilerde size aşılanan sığ tarihi savunmaya devam edin.
Yok eğer “Göktürk de benim, Hun İmparatorluğu da benim, Hazar da benim, Selçuklu da benim, Osmanlı’yı da ben kurdum, Türkiye Cumhuriyeti’ni de” diyenlerdenseniz, o zaman Ne mutlu Türküm” diyebilen bir liderin arkasına dizilin.
Günü, Sinem Dedetaş’ın 9 Nisan 2026’da okuduğu Ömer Hayyam dizeleriyle uğurlayalım…
“Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!
Bırak onu bunu da, gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!” 🙏🏻 @sdedetas@uskudarbld
Şeyh Said ABD Yazışmalarında
Orhan Duru’nun “Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) 26 Ocak 1922 tarihli bir belge yer alıyor:
“Yunanlar önemli bir zafer kazanırsa, Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir biçimde tehdit edebilir, ancak Batı’daki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler ellerindeki yarım düzine yetenekli liderden biriyle Kürt sorunlarına son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler, gene de Kürt durumuyla meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar.” (S.160)