Tarihe not düşülsün: Bugün, 14 Nisan 2025. Atatürk Cumhuriyeti’nin herkes için eşit olan sisteminde eğitim alan bir birey olarak, yıllar önce üzerinde çalışmaya başladığım giyilebilir ultrason cihazımı uzaya gönderdim—tarihte ilk kez tamamı kadınlardan oluşan ilk uzay ekibi ile🚀
Nihayet beklenen kavuşma gerçekleşti. Yaren Leylek 14. yılında da varım dedi. Dün göçten gelip önce yuvasına konup eşiyle özlem giderdi ve bu sabahta soluğu Adem Amca'nın kayığında aldı. Adem Amca ise onu böyle ayakta karşıladı.
Hoşgeldin #YarenLeylek
Bahar şimdi geldi işte...
Tam 2 yıl oldu... Tüm kaybettiklerimiz için, canımız Cansu’nun sesinden.. 🌿 #CansuÇilingir
***
Ne diyebilirim ki. Canımız gitti. Naif, kibar, hayat dolu, sevgi dolu canımız Cansu'muzu kaybettik...
Onu her zaman çok güzel sesiyle, içtenliğiyle, gülümsemesiyle anacağız. Başta ailesi ve yakınlarına, ardından hepimize sabır diliyorum. 🙏🏻
“Sarerı hov çen anum,
İm dardin darman anum.”
“Dağlar esmiyor,
Derdime derman olmuyor..”
#deprem #6şubat #6şubat2023 #hatay #antakya
Prof İoanna Kuçuradi: “Güven duymak için; güvenilir bir insanla, güven duyabilir bir insanın karşılaşması gerekiyor. Birisinin güvenilir olması yetmiyor. Güven duyan bir insanın olması da yetmiyor. Böyle bir karşılaşmanın olması gerekiyor ve böyle bir karşılaşmayı kaçırmamak gerekiyor. Çünkü bazen yanından geçebiliyoruz.”
Bu videoyu 5 yıl önce hazırladım. proje sahasından derlediğim görüntüler hepsi. Neredeyse her sunumumda bu videoyu izletip projeyi anlatıyorum. Avrupa'da da çok ses getirdi bu görüntüler. Adeta Serengeti düzlüklerini andıran bir kuş cennetine dönüştü burası.
Ve şimdi yok olacak!
Tüm bunların yanında bu projenin ve leylek köyü unvanının mimarlarından Prof Dr İsmet Arıcı ise son bir yıldır kanserle mücadele ediyor. Önceki gün bu gelişmeyi kendisiyle paylaştığımda zaten morale en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde sesinden bile anlaşılacak bir moral bozukluğu ile konuştu benimle.
Hiç kolay olmayan bir sürecin ardından artık proje hayata tutundu derken adeta başa döndük. Tamamen gönüllülük esasıyla, doğa için, tarım için umut verecek fayda sağlayacak, örnek bir çalışma içerisinde yıllarını vermişken bugün kanserle olan mücadelesini bu gelişmelerin moral bozukluğu ile veriyor. Fotoğraf bugünden.
Bu projeden rahatsızlık duyanlar, şikayete konu edip işleri bu hale getirenler bu fotoğrafa ayrıca baksınlar?
Zaten büyükşehir yasası ile köy içinde hayvan beslemek yasak iken ve Eskikaraağaç Leylek Köyü de yarım ada üzerine kurulu, uygun arazisi olmayan bir bölge iken il tarım müdürlüğünün dediği yapılır ve alandan çıkılırsa hayvanlara bir sığınak bulunamaz! Alternatif olabilecek yerlerde zaten çok pahalı. Yani bu hayvanlar buradan alınırsa barınabilecekleri başka alan yok. Proje biterse onca emek boşa gider ve mera bir yıla kalmaz otlara teslim olur. Köyde tutunmuş son leylekler de uçup gider. Bir leylek köyünün hazin hikayesi kalır geriye!
Bakın Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölüm Başkanı Prof Dr İbrahim Ak'ın proje ile ilgili görüşü ektedir.
Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencileri, veterinerlik öğrencileri, doğa dernekleri bu proje sahamıza zaman zaman gelip incelemelerde bulunurken il tarım müdürlüğünce alınan bu karar oldukça vahimdir.
Burası derslere hatta belgesellere konu olacak bir başarı öyküsü içerirken bizim konuştuğumuz tartıştığımız ve yeniden vermemiz gereken mücadele bu olmamalı!
Aşağıda Uludağ Üniversitesi öğrencilerinin bu alandaki incelemelerinden fotoğraflar görüyorsunuz;
Gerekli tüm altyapı sağlandı ve proje sahamızda olacak iyileşmeleri gözlemlemeye, beklemeye başladık.
Beklediğimiz üzere sahamızı yağan yağmurlar ve eriyen karlar ile birlikte kışın su bastı. Taşan göl yaza doğru meradan geri çekildikçe doğal olarak yığılan alüvyonlu toprak sayesinde bu kez sahadan adeta ot fışkırdı. Bildiğimiz yoz otların yanında endemik ve nadir bitkiler de alanda kendini göstermeye başladı. Sığ suları süsleyen göl soğanları, irisler her yerden renk veriyordu sahada. İlk moralimizi onlardan bulduk. Sonra sülükler, kurbağalar havalar ısındıkça mera sahamızda cirit atmaya başladı. Onlar beraberinde yılanları, balıkları bölgeye çekti. Ve onlar bu kez leylekler, pelikanlar, ördekler ve çeşitli su kuşlarını peşinden sürükledi.
Projenin üstünden daha bir yıl geçmemişti ki bu fotoğrafları proje sahasında çektim. Gölün neredeyse tüm kıyıları sazlıklara teslim olmuşken bu proje ile onlara sağlanan alan yaban hayatına ilaç gibi geldi.
O küçücük alanda on binlerce göçmen kuşu ağırladık bahar dönemi. Büyük suçulluğu, bataklık düdükçünü gibi önemli türler de görüldü hatta. 40 yıl aradan sonra turna kuşu geldi köye.
Ve tüm bunlar bu proje ile gelen ineklerin yardımıyla oldu. Hayvancılık faaliyeti ile çayır kendini kullanılabilir bir şekilde diri tutuyor ve tüm doğanın kendisinden faydalanmasını sağlıyordu. Avrupa'da da benzer uygulamalar günden güne artıyor. Bu fotoğraflar da gösteriyor ki bu ciddi anlamda olumlu sonuçlanan bir doğa ıslah projesi.
Tüm bu başarının ardından bugün geldiğimiz noktada Bursa İl Tarım Müdürlüğü proje bitti, alanı terk edin yazısı çıkarttı.
Eskikaraağaç Leylek Köyü'nün göl kıyısında toplamda 700 dönümü bulan ve kullanılmadığı için saz ve dikenlerle kaplanmış bir merası var. Kışın su basan bu alan baharla birlikte taşkınların yığdığı alüvyonlar ile rengarenk otlarla dolması gerekirken saz ve diken yığınlarının arasında boğulup kalıyor. Değil kuşların dolaşması insan yürümesi bile imkansız bir halde olan bu yeri ıslah etmek için Arıcı ailesi harekete geçiyor ve meranın 100 dönümü üzerine bir proje hazırlıyor.
Aylar süren plan ve projelendirmenin nihayetinde belirlenen sahadaki sazlar bir kereye mahsus komple biçildi. Böylece toprak güneş görür hale geldi. Sonra yaklaşık 20 tane Anadolu'ya has inek cinslerinden olan 'Boz ırk' büyükbaş salındı bu alana.
Ve bu hayvanlar proje kapsamında köylüye hibe edildi. İnanın bu hayvanlara bir sahip bulmakta hiç kolay olmadı. Ne kadar uğraşıldığını ben biliyorum zira köyde kimse bu işe sıcak bakıp o sorumluluğu almak istemedi. Zor ve saçma gelmişti muhtemelen.
Ve nihayetinde mera alanına il tarım onayıyla projenin gerekliliklerinden olan kapalı bir sığınakta yapıldı hayvanlar için. Böylelikle bu alanda inekler sürekli gezdikçe, otladıkça yoz otlar ve sazlar besin olacak. Mera sürekli taze ve gezilebilir, kısa bitki örtüsü ile kalacak. Bitki, sürüngen ve kuş çeşitliliği de böylece yoğunlaşacaktı.
Fotoğraflar:
1 - Meranın otlara teslim hali
2 - Merada otlar biçilip ilk ineklerin salınışı
3 - Meranın boz ırkları ile otlanmış hali
4 - Mera kıyısına yapılan sığınak
Ama tüm bunların yanında kötü giden bir gidişatta vardı. 15 yıl önce köyde 12 farklı aktif yuva varken bugün bu sayı 4 aktif yuvaya kadar düştü. Bunlardan biri de zaten hepimizin yakından bildiği Yaren Leylek Ailesi.
Bu azalmanın sebepleri arasında köydeki hayvancılığın bitmesi, yaşlanan köy nüfusunun akabinde tarım arazilerinin meyve bahçelerine hızlı dönüşümü, göl kıyısındaki sığlıkların yani leylek gibi kuşların beslenme alanlarının saz ve çalılılarla kapanması ve köydeki genç nüfusun azalması yani işleyişin durağanlaşması önemli etkendi.
Yıllardır azalan bu leylek sayısının farkına varan ilk kişi yine Franziska Arıcı oldu. Kendisi en az 10 yıldır her yaz Uluabat Gölü kıyısındaki bütün köyleri tek tek sokak sokak dolaşıp yuvaları yavrularıyla not ediyor. Tüm Uluabat Havzasının leylek istatistiğini tek başına tutuyor. Ve nihayetinde bir şeyler yapmak için harekete geçiyorlar yine. Yurtdışında benzer modelleri ve çözümleri değerlendirip aşağıda anlatacağım projeyi hazırlıyorlar.
Ve gelelim esas mevzuya.
Bu proje nedir, ne yapar ? ++
Bu birlik sayesinde bir yandan farkındalık çalışmaları bir yandan da doğa koruma faaliyetleri ciddi seviyelerde hayata geçirilmeye başlandı.
Mesela on yıl önce bu köyde enerji nakil hatlarında çok büyük iyileştirmeler yapılarak kuşların elektrik akımına kapılma riskleri ortadan kaldırıldı. Hatta Türkiye'de ilk kez tellere reflektörlü pervaneler asıldı, kuş sürülerinin elektrik tellerini fark edebilmesi için.
Bunun yanında yuva platformları ile yuvalar hem kuşlar hem de insanlar için en risksiz hale getirildi. Sadece Eskikaraağaç'ta değil tüm Uluabat Gölü çevresinde yapıldı.
Bunlar beraberinde eko turizmi de getirdi. Kuş Tahnit Müzesi, Kuş Gözlem Kulesi, yürüyüş yolu ile köyde özellikle yaz aylarında turizm hareketine de imkan sağlandı. +
Yaren Leylek hikayesinden bildiğimiz Eskikaraağaç Avrupa Leylek Köyü, ülkemizi bu birlikte (European Stork Village Network) temsil eden tek köydür.
Alman doğa koruma vakfı Euronatur tarafından başlatılan Leylek Köyleri Birliği'nde Avrupa'dan 15 ülke yer alıyor. Ve her ülkeyi bir leylek dostu köy temsil ediyor. Bu temsil eden köyün çok kalabalık bir leylek nüfusuna sahip olması değil leyleklere ve diğer göçmen kuşlara, onların yaşam alanlarına dair çalışmalar yapıyor olması esas olan.
Biz bu birliğe ve unvana ziraat mühendisi Franziska Arıcı ve eşi Prof Dr İsmet Arıcı'nın başlattıkları ve yıllar yıllar süren emeği, uğraşı sonucu girmeye hak kazandık. Hele Avrupa Birliği üyesi olmadan bu birlikte yer almak çok zorken Arıcı ailesinin üstün çabaları ile bu gerçek olmuştu.
Yaren ve diğer leylekler için kötü günler kapıda!
Her detayı ile bu yazıyı okuyarak ve paylaşarak bizlere destek olmanız çok önemli!
Hepimizin yakından tanıdığı Yaren Leylek hikayesine ev sahipliği yapan ve Türkiye'yi Avrupa Leylek Köyleri Birliği'nde temsil eden ilk ve tek köy olan Eskikaraağaç'ta göçmen kuşlar için oluşturulan önemli bir beslenme alanı bugün itibariyle risk altında!
5 yıl önce azalan beslenme alanları nedeniyle yurtdışından sağlanan fonla 'ıslak Meraların Doğal Yollarla Islahı Projesi' yapıldı ve atıl durumdaki bir mera alanının doğal yollarla bir kuş cennetine dönüşümü sağlanmıştı.
Bir kaç ay önce ise Bursa İl Tarım Müdürlüğüne bu proje şikayet konusu olmuş. Ve buna istinaden alınan karar ile bugün projenin bitirilip kurulan düzenin kaldırılması isteniyor. Bu proje ile mera amacına uygun bir şekilde hem hayvancılığa hem doğaya fayda sağlayan bir organizasyonla kullanılırken nasıl böyle bir karar nasıl alınabilir ?!
Hem Türkiye'ye hem yabancı ülkelere rol model olabilecek bir doğa projesi neden bitirilmek istenir ?
Gelin süreci ve projeye yakından bakalım.
Anlayalım ve anlatalım... +
Başöğretmenimiz #MustafaKemalAtatürk ve tüm değerli öğretmenlerimizin, aynı zamanda öğretmen koristlerimiz ve tüm eğitmenlerimizin #24KasımÖğretmenlerGünü kutlu olsun! ❤️
Çok değerli hocamız #YücelElmas ve kaybettiğimiz tüm öğretmenlerimizi de sevgi ve saygıyla anıyoruz.. 🌿
Yücel Elmas - "Sen Varsın Öğretmenim"
@bgenclikkorosu & @magmachoir Gençlik Korosu
Şef: @masisgozbek
Piyano: Ceyda Ayanoğlu
Tamamı YouTube'da! 💫
https://t.co/UApwbuNWFB
#24Kasım #ÖğretmenlerGünü #Atatürk