Sanat, çoğu zaman hakikati sarsıcı şekilde dile getirir. Fakat eleştiri ile hakaret arasında ince bir çizgi var, bu çizginin gerisinde durduğunda eleştiriyi yaptığın insanlar dahi seni alkışlayabilir, onu aştığında ise gerisi hakarettir, bastırılmış duygulardır.
Modern dünya bize kusursuz bir mutluluk vaat edip acıyı ve başarısızlığı bir "arıza" gibi pazarlıyor. Oysa olgunlaşmak, arzularımızın ertelenmesine ve hayal kırıklıklarına tahammül edebilmektir.
Ağzı kulaklarında yaşamak mecburiyetinde değiliz.
Hayatın kayıplarını göğüsleyebilen, ‘daha hüzünlü ama daha bilge’ bir benlik, toksik bir iyimserlikten daha gerçektir. 🎯
@Semamarasli Sanat, çoğu zaman hakikati sarsıcı şekilde dile getirir. Fakat eleştiri ile hakaret arasında ince bir çizgi var, bu çizginin gerisinde durduğunda eleştiriyi yaptığın insanlar dahi seni alkışlayabilir. Onu aştığında gerisi hakarettir, bastırılmış duygulardır.
“Bir başkası dolayısıyla var olan her varlık, yalnız kaldığı zaman ortadan kalkar ya da yokluğa düşer çünkü onun varlığı bir başkasından gelmektedir.”
İbni Sina
“Bir başkası dolayısıyla var olan her varlık, yalnız kaldığı zaman ortadan kalkar ya da yokluğa düşer çünkü onun varlığı bir başkasından gelmektedir.”
İbni Sina
SOLGUNLUK ÇAĞINDA CANLILIK
Bu solgunluk, bitkinlik çağında yeniden canlanabilmenin yolu beş kadim sığınaktan geçiyor: Sevmek, öğrenmek, çalışmak, inanmak ve oynamak. Bunlar tesadüfen seçilmiş kelimeler değil; insanı insan kılan, onu bir anlam ufkuna bağlayan o eski şifa kaynaklarıdır.
Sevmek, kendinden çıkıp bir başkasına uzanmaktır. Bitikliğin ilk ilacı başka bir kalbe değmektir. Bir ihtiyarın elini tutmak, bir çocuğun gözünün içine bakmak, kapı komşusunun halini hatırını sormak gibi küçük ama hakiki temaslar. Sevgi, verdikçe çoğalan tek hazinedir; insan başkasına su taşırken kendi içindeki kuyunun yeniden dolduğunu fark eder.
Öğrenmek, dünyayı bir çocuğun merakıyla yeniden keşfetmeye niyet etmektir. Solmak, çoğu zaman hayatın bizi şaşırtmayı bırakmasıdır; her şeyi bildiğimizi sandığımız anda renkler kaçar. Yeni bir dilin ilk kelimeleri, bir çiçeğin adı, gökyüzündeki bir yıldızın hikâyesi yani zihne açılan her küçük pencere, ruha taze bir hava üfler. Merak, içimizdeki çocuğu uyandıran o nazik dürtmedir, uyanan çocuk, yeniden oynamayı hatırlar.
Çalışmak, ellerimizin ürettiği şeyde kendimizi bulmaktır. Ama buradaki çalışma, bizi tüketen o aç gözlü tempo değil; emeğin kendisinden zevk alınan, sonunda bir eser bırakan, insanı dünyaya bağlayan anlamlı bir uğraştır. Bir bahçeyi sulamak, bir yemek pişirmek, bir şeyi tamir etmek : Niceliğe değil, niteliğe ve mânaya bağlanan iş, yorgunluğun değil, doygunluğun kaynağı olur. İnsan, faydalı olduğunu hissettiğinde dirilir.
İnanmak, kendimizden daha büyük, daha ulvi bir hakikate başımızı dayamaktır. Bitiklik, bir bakıma anlamın çekilip gittiği bir gelgittir; ruh, kendinden büyük bir gayeye bağlanmadığında soluverir. İnanç bize kendi küçük tasalarımızdan daha geniş bir ufuk açar. Secde eden, eğilen, şükreden insan, omuzlarındaki yükün bir kısmını kendinden büyük ellere bırakmanın hafifliğini tadar.
Ve oynamak, hayatı bir muvaffakiyet sınavı olmaktan çıkarıp yeniden bir armağan gibi karşılamaktır. Yetişkinlik, çoğu zaman oyunu küçümsemeyi öğrenmektir; oysa amaçsızca gülmek, anlamsızca koşmak, sırf zevk için bir şey yapmak ruhun en saf gıdasıdır. Oyun, sonucu önemsemeyen tek faaliyettir; tam da bu yüzden, her şeyi sonuca bağlayan bir çağda kıymetli bir isyandır.
"Bazı şeylerin unutulması, yeni şeylerin öğrenilmesi koşuluyla gereklidir. İnsan beyninde boşluğa yer yoktur. Bazı yıkımların gerçekleşmesi hayırlıdır, ama yerine yenilerin inşa edilmesi koşuluyla."
Sefiller/ Victor Hugo
Edebiyatımızda "Deprem ve Toplumsal Yankıları projesi" ile Kırmızı Kar kitabımız TÜBİTAK 2204 projesi kapsamında bölge finalinde.
Her güzel çalısmanın içinde olmanın keyfi de kiymetli Bilal Zemin hocama düştü.
Emeklerinize sağlık Bilal hocam,
Emeklerinize sağlık Adıyaman BILSEM🙏🏻
Kırmızı kar,
Kapak fotoğrafı olarak kullanılan fotoğrafı 5 Şubat 2023 Pazar günü çekmiştim.
Bugün aynı yere uğradım. Dere gürül gürül akıyordu.
Hüzün, umut ve bereket aynı anda...