@VOLEapp Dreame X50 Ultra, tek bir engel geçişi ve tek bir dikey basamak için en yüksek engel aşma yüksekliği 4,2 cm'dir.Ayrıca, bu değerin iki aşamalı, yani ardışık iki basamak (örneğin ilk 4,2 cm, ardından 1,8 cm) için toplamda 6 cm'dir. @ecetkdmr
Eğlenceli günler yaşıyorum. Avrupa'da bugünlerde hangi kokteyle hangi toplantıya gitsem, "Türkiye şöyle önemli, böyle kıymetli, biz Türk insanını şöyle severiz" sohbeti açılıyor. Yabancı dil kullanımım ana dilimden çok farklı değil ama, "bırak anam bu işleri, yaşım müsait, sizin kısa süreli konjonktürel Türkiye aşkınızı çok gördüm ben" ifadesinin tam karşılığını bulamadığımdan, muhatabıma daha uzun süre acı çektirerek "başka kapıya" demek durumunda kalıyorum. O esnada keyif almadığımı iddia edemem.
Bozkurt'tan yola çıkarak Türkiye'nin daima kendisini ikilemlerde bulan gerçek anlamda vatansever kesimine selam yollamak istiyorum. Bunun için konuyu tam bağlama oturtmalıyım:
Bozkurt'un tarihimizde yeri var. Kurt sembolü pek çok coğrafyada ve tarihin pek çok aşamasında Türkler tarafından kullanılıyor. Hollanda'nın aslanla Fransa'nın horozla bağından kadim bir bağ var. Bu bir konu.
Bozkurt Türkiye içerisinde "Türklüğümle gurur duyuyorum" veya "vatanseverim" veya "ben Atatürk milliyetçisiyim" veya "ne mutlu Türküm diyene" anlamında değil "MHP çizgisinde milliyetçiyim" ifadesi gayesiyle kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Zira bu el işareti bu parti tarafından hatırlatılıp kullanılmıştır ve ona ait hale gelmistir. Bu da bir konu.
Yurdunu ne çok sevdiğine gözümü kırpmadan şahadet edebileceğim ve gerçek anlamda vatanseverliğini lafla değil eylemle ispatlamış yüzlerce dostumdan biri bile hayatında tek bir defa bozkurt işaretini kullanmamıştır. Ben de kullanmadım ve kullanmam. Zira bu işaretin aitleştirildiği politik görüşün temsil edegeldiği hamasi üstünlükçü milliyetçi yaklaşıma ve bu işaretle iletişim kuran insanların geçmişteki eylemlerine ve lafla milli duygu kovalama hamlelerine son derece uzak ama vatanının somut ihtiyaç ve menfaatlerine gayet yakın bir insanım. Benim gibi de 10 milyonlarca insan var.
Merih bu işareti kullandığında da hiçbir Türk bunu "ne mutlu Türküm diyene demek istiyor" diye duymamıştır. MHP'lilerin hepsi "bizden" diye duymuştur. AKP/MHP çizgisinde olmayan geri kalan kimse de "çocuk hepimizi kucaklıyor, bunda ne var" dememiştir.
Öte yandan milli takımımızın bir oyuncusu aleyhinde yurt dışında işleme kalkışıldığında elbette hepimiz arkasında dururuz, duruyoruz. Yalnızlık da burada başlıyor. Bir yandan o bozkurt işaretinin ne olduğunu ve ne olmadığını hepimiz buz gibi biliyoruz, bir yandan da buna evrensel anlamda bir suç hüviyeti vererek hakkaniyetsiz işlem tesis eden ve bu suretle milli takımımızı yaralayan odaklara karşı kılıç kuşanıyoruz.
Bu, Türkiye'deki gerçek vatanseverlerin bitmez ikilemidir. Içeride ifade özgürlüğü kavgası verip dışarıda "o kadar da kötü değil' demeye çalışırsın. Içeride eğriye eğri demekten dilinde tüy biter, dışarıda iyisi güzeli neyse onu anlatırsın. Içeride "bu pahalılıkla turist bize niye gelsin, Yunanistan'a bak" dersin, dışarıda "Visit Türkiye" diye forma sponsorluğu yürütürsün. Içeride "Merih'in hiç mi kabahati yok" deyip dışarıda "Göktürk bayrağında da kurt var" demelere girişirsin.
Oysa derdi memleket değil kendisi olan sözde vatanseverler için hiç böyle ikilemler yoktur. Onlar Avusturya maçında işaret yaptırıp bir çırpıda "takım sahaya çıkmasın" deyiverirler. Onların karar merkezlerinde kucaklamaları gereken pek çok dinamiği ile bir bütün ülke yoktur. Sadece kendileri ve kendi menfaatleri vardır.
Gerçek anlamda vatansever olan ve milli takımımızın futbolcularına "çocum siz kulağınızı siyasetçilere ve sizin terinizi kullanmak isteyenlere kapatın, sadece topa ve sahaya bakın, ay yıldızlı formanızı sonuna kadar terletin, emi" demek isteyen on milyonlar, belki özel bir el işareti kullanmazlar ama, birbirlerini iyi bilirler.
Avrupa Türkiye'deki mevcut düzenin nesini niye sevmesin, sana neden destek versin, sen niye ondan destek bekleyesin, a benim yalnız ve güzel muhalif tam bağımsızlıkçı aydınım. Doktorunu, mühendisini, yetişmiş insanını, üç kuruşa ülkenden alıyor. Güneşin, denizin, sağlık hizmetin, onun emrine amade. Kendi ülkesinde düşük orta gelirli olan, Türkiye'de bu kurlarla kral hayatı yaşıyor. Ortadoğu'daki tüm karışıklıkların sınır güvenliği riskini sünger gibi senin ülken emiyor. Tüm toplumsal demografini tek kuşakta boğacak milyonları 3-10 kuruşa kabul edip tutan, senin ülken. Çöpünü bile senin ülkene atıyor. Avrupa, şu kurulu düzenin nesini beğenmesin? Nesine muhalif olsun? Senin neyine niye destek versin? En çok uluyanların vatanına sırtını dönenler olduğuna toplum uyanmadıkça, uluma seslerinin ninnisindeki gafletten biz hep beraber uyanamadıkça, sen hiç dışarıya bakma, çözümü hep kendi içinde ara, bence. Kendi içinde çözümü ararken, koltuğuna yapışma kültürü olanların değişimin erdemine dair bir mesaj veremeyeceklerini haykırarak yola çıkabilirsin, mesela.
İnternetin ilk yılları. ABD'deyiz. Evde İnternet dialup. Yavaş. Türkiye'den sadece Milliyet, Hürriyet, vb. online. Okulda bakıyoruz. Sonra bu gazeteler sayfa sayfa çıplak kadın fotosu koymaya başladılar. Okuldan da bakamayı bıraktık. Ve koptuk TR'den. Hayatımın en verimli dönemi+