1 milyon AKP'li, 85 milyon vatandaşın kanını emiyor.
27 milyon'a yakın AKP'li de bu durumdan rahatsız değil.
Böyle bir mantıksızlık, vicdansızlık ve partizanlık, cumhuriyet tarihimizde ilk defa yaşanıyor.
Sizce sebebi nedir?
Vatandaş + Şirketler = Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduat gelişimi 👇👇👇
Fon krizi sonrası merak edilen soru şuydu: Fonlardan çıkan ya da çok kısa vadeye park edilen TL dövize kaçar mı? 2 Ekim’e kadarki veriler bu soruyu cevaplıyor: Böyle bir vaziyet gözükmüyor.
Yurt içi yerleşiklerin yabancı para (YP) mevduatı 11 Eylül–2 Ekim 2026 döneminde 228,1 Milyardan 228,5 Milyar USD’ye çıktı. Nominal artış sadece 433 Milyon. Parite ve altın fiyatı kaynaklı değerleme etkisi eksi 4,8 Milyar. Parite etkisinden arındırılmış fiili artış 5,2 Milyar USD.
İlk bakışta 5,2 Milyarlık fiili artış “dövize kaçış” gibi okunabilir. Ama fonlardan çıkan YP ve altın tutarı 2 Milyar USD’den fazla. Fondan çıkan döviz ve altının bir kısmının mevduata geçmesi, bu artışın önemli bir bölümünü açıklıyor.
Gerçek kişiler tarafında arındırılmış bakiye artışı 1,8 Milyar USD. Artış USD’de 997 Milyon, Euro’da 645 Milyon, altında 203 Milyon. Aynı dönemde gerçek kişilerin TL mevduatı 9,53 Trilyondan 9,79 Trilyon TL’ye çıktı, 258 Milyar TL artış. TL’den çıkan para dövize değil, yine TL mevduata gitmiş görünüyor.
Altında da kaçış yok: Gerçek kişilerin kıymetli maden depo hesapları nominal olarak 2,5 Milyar USD azaldı, 85,3 Milyardan 82,8 Milyara indi. Arındırılmış değişim ise artı 203 Milyon USD. Azalışın tamamı altın fiyatından geliyor.
Tüzel kişilerin arındırılmış bakiye artışı 3,4 Milyar USD, bunun 2,7 Milyarı USD cinsi mevduatta. Altında ise yön döndü: Önceki dönemde 943 Milyonluk fiili alım vardı, bu dönemde arındırılmış değişim -33 Milyon. Haftalık seyir de sakinleşiyor: Toplam arındırılmış artış 18 Eylül haftasında 3,0 Milyar, 25 Eylül’de 1,3 Milyar, 2 Ekim’de 0,9 Milyar USD.
Toplam mevduat içinde YP payı %37,6'dan %37,8'e, pratikte yatay. Gerçek kişilerde YP payı %42,3'ten %41,6'ya 0,7 puan geriledi; Tüzel kişilerde %31,6'dan %32,7'ye 1,1 puan yükseldi. 2 Ekim itibarıyla toplam mevduatın %15,2'si, YP mevduatın %40,2'si altın hesaplarında. Gerçek kişilerde bu oranlar %24,1 ve %58,0.
Özetle: Fon krizinin ilk üç haftasında hanehalkı TL’den dövize geçmemiş görünüyor. Döviz mevduatındaki fiili artış, büyük ölçüde fonlardan çıkan döviz ve altının mevduata dönüşü.
Ali Babacan: “20 milyar dolarlık değil, inanın 1 milyon dolarlık bir iş olsa SPK'nın bu işi yakalama imkânı var, gücü var, teknik altyapısı var. Ama yapmamış, yapamamış değil.
Bir emeklimizin 10 bin liralık aylık kira gelirinden haberdar olan devlet, 20 milyarlık dolandırıcılıktan nasıl haberdar olmaz? Böyle bir şey mümkün mü?”
Zaytung haberi zannedersiniz…
Akp iktidarı, Türkiye’de adeletsizliğin, usulsüzlüklerin, vurgunların zirve yaptığı bir zamanda ‘Adalet Zirvesi’ yapıyor hemi de uluslararası:)
SPK VE BDDK MECLİSE GELİP HESAP VERSEYDİ, FON VURGUNU GİBİ BİR SKANDAL YAŞANIR MIYDI?
2002 yılında yapılan reform düzenlemeleri SPK ve BDDK gibi özerk kuruluşların Meclis Plan ve Bütçe Komisyonuna düzenli bilgi vermesini öngörmüş.
SPK ve BDDK'nın kendi teşkilat kanunları da bütçe görüşmelerinde ya da yazılı rapor yoluyla yapılan bilgilendirmelerden daha fazlasının yapılması gerektiğini açıkça söylemiş.
Bu kurumlar; Meclise gelselerdi, milletin vekillerine hesap vereceklerini bilselerdi bu kadar pervasız davranamazlardı.
İşte denetim bu yüzden önemlidir! İşte Meclis ve millet iradesi bu nedenle önemlidir!
İşte tek adam rejimi bu nedenle tehlikelidir!
Bu konudaki ikazımızı Plan ve Bütçe Komisyonunda dile getirdik, konuya ilişkin dilekçemizi de TBMM Başkanlığına sunduk👇🏼
YETERRRRR !
Bu nasıl bir doyumsuzlukmuş?
Serveti, statüleri, rolleri, lüks ve sefahati yaşadınız.
Artık tosuncuklarınıza, evletlarınıza, damatlarınıza yeter deyin.
Azmak, nefsinize teslim olmak, şeytana uymak dahil, herşeyi tattınız; durun artık.
Artık infilak etmek üzereyiz.
AK Partili arkadaşlar: Mağduriyet seansınız ve fon vurgunu için verdiğimiz araştırma önergesini reddetmenizin rehaveti bittiyse okuyabilirsiniz:
-Otoriter rejimlerin sonunda hep yağma baş gösterir. Haramiler kontrol edilemezler. Bu fon vurgunu da bir tür yağma… Biz de bir yılı aşkın bir süredir bu vurgunun sorumlularını araştırıp bu milleti soyanları açığa çıkarmaya çalışıyoruz.
-Herkes biliyor ki AK Parti, siyasetçisiyle, bürokratıyla, iş insanlarıyla bu yağmanın tam ortasında. Neredeyse her zanlının AK Partiyle bir bağı var. Ayrıca bu vurgunun karanlıkta bırakılmak istenen isimleri var. Biz bu isimlere ulaşmayı bir ölçüde başarıyoruz. Bu süreçteki kaynaklarımızdan biri de AK Parti’nin içinden uçurulan belgeler.
-Bize belgeler geldiğinde kamuoyunun önünde sorular soruyoruz. Dün TBMM’de, bugün de Parti Genel Merkezi’nde kabinedeki iki mevcut Bakana ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na sorular sordum. Dün Sayın Cevdet Yılmaz sorumuza yanıt verip bizdeki bilginin doğru olduğunu teyit etti ve bir açıklama getirdi.
-Bugün de iki bakan ile ilgili sorularımızı MKK işlem kayıtları üzerinden sorduk. Üstüne basa basa söylüyorum: Bu MKK belgeleri sahte değil. İsimler de meblağ da doğru. Sayın Mahinur Özdemir Göktaş “geçmiş olsun” dileklerini kabul ettikten sonra AK Parti’nin içinden kendisiyle ilişkilendirilen bir dosyanın neden hazırlanıp bize ulaştırıldığını düşünebilir.
-Bir başka dikkat çekici nokta ise sorumuzu yönelttikten on dakika sonra iki kişinin TCKN bilgilerini de içeren bir açıklama yapılabilmesidir. Demek ki Sayın Bakan, dolayısıyla ilgili bakanlıklar ve tabii ki Cumhurbaşkanı, fon vurgunu yapan kişileri yaptıkları işlemler ve TCKN detayında biliyor. Bu kişilerin içinde AK Parti ile bağlantısı olanlar hakkında Sayın Cumhurbaşkanı’nda bir klasör olduğunu da biliyoruz. Bizim de derdimiz bu klasördeki isimlerin kamuoyuyla paylaşılması ve suçluların cezasını çekmesi. Aslında basit ama AK Parti için yapması bir o kadar da zor.
-Sayın Özdemir Göktaş ile ilgili bir mağduriyet kampanyası başladığını görmek şaşırtmadı. Kimse kusura bakmasın ama aileleriyle beraber 2 milyon vatandaşın mağdur edildiği bir fon vurgununda Sayın Bakana sorduğumuz soruların yaşattığı mağduriyet kocaman bir hiç kalır. İki senedir çirkin iftiralarla tutukladığınız arkadaşlarımıza ve onların ailelerine yaşattığınız zulmün, mağduriyetin yanında Sayın Bakana PR yapma fırsatı da veren bu bir günlük incinmenin esamesi okunmaz. Sayın Bakanın da çok iyi bildiği Yunus Emre’den alıntılayacak olursak “Sen sana ne sanırsan, ayrığa da onu san”. Yani, kendin için ne istiyorsan başkası için de onu iste. Bizden özür mü bekliyorsunuz, o zaman ilk önce gerçekten mağdur ettiğiniz hak sahiplerinden, sonra da yıllardır hak mahrumiyeti yaşattığınız, zulmettiğiniz arkadaşlarımızdan özür dileyin. Gerisi kolay.
-Ben bir yıldan beri bu fon vurgununu çalışıyorum ve halkımı dolandıranları ve nasıl dolandırdıklarını ifşa ediyorum. Vicdanım rahat, veremeyeceğim bir hesap da yok. Partimle, çalışma arkadaşlarımla ve bu konudaki hassasiyetimizle de gurur duyuyorum.
-Son söz: Biz bu soygun çetesini ifşa etmeye ve bu vurgunun siyasi ayağını temize çıkarmaya ilk günkü heyecanımız ve enerjimizle devam edeceğiz. Bu halkı soyanlardan, onları koruyanlardan ve denetim görevini yerine getirmeyenlerden de hesap soracağız.
AK Parti-MHP oylarıyla reddedildi! ❎
Fon dolandırıcılığının, hisse manipülasyonlarının ve denetim zafiyetlerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını önerdik.
Abdurrahman Dilipak: (Fon krizi)
“Bu olay bugün başlamadı, bugün toplum bu işlerin farkına vardı.
Çünkü yiyiciler, hapur hupur üstlerine başlarına dökerek yemeye başladılar.”
GEMİ BATIYOR HEPİMİZ İÇİNDEYİZ!
Yetti artık!
Hiçbir ekonomi 40 ay yüksek faizi kaldıramaz!
Amerika’yı yeniden keşfedin demedik. İsrafı önleyecektiniz, yapısal reform ajandası oluşturacaktınız.
2001 Enflasyonla Mücadele Programı 40. ayında enflasyonu tek haneye indirmişti.
2023 yılında başlatılan program ise 40. ayında ancak %29,7’yi görebildi.
Yapan nasıl yapmış bakın bakalım👇🏽