Türkiye mental anlamda harabeye dönmüş bir ülke. Okul katliamı, fuhuş, hırsızlık, işkence, yolsuzluk. Bunların hepsi devlet politikalarıyla önü alınamaz şekilde büyüdü. Milyonlarca insan da bu küf kokmuş mozoleyi izliyor. Konuşanı hapislere attılar, alkış tutanı da kürsüye.
Aleyna Çakır davasında karar çıktı. Ümit Can Uygun 4 yıl ceza aldı.
karar sonrası Çakır’ın ailesi adliye önünde karara isyan etti.
#aleynaçakır#ümitcanuygun
birilerinin bu diziyi izleyip egitim bakani ne ise yarar diye ders alip bi gozden gecirmesi gerektigini dusunuyorum suanda. okullar korku ve kaygi yuvasi DEGILDIR gerekli onlemleri aliyoruz diyip almadiginiz onlemlerle oyalamayin insanlari cocuklarimizin cani koltugunuzdan onemli
Çocuk Koruma Kanunu, TCK ve ilgili kanunlardaki değişiklik teklifi, yasa tekniği bakımından, son dönemlerde gördüğüm en düzgün çalışma.
A) Genel Olarak,
1) Çocuğun gözetimi ve eğitiminde ihmal gösteren, aile yükükümlülüğünü ihlal eden ebeveynler için objektif özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle verilecek cezaların artırılması,
2) Çocuğun, silaha erişmesine neden olanların (aile) cezalandırılması,
3) Çocukların silaha erişmesi hususunda 6136 S.K’ye eklenen hükümler sorunun tespiti ve çözümü bakımından gayet yerinde.
B) Bunun yanında,
1) Çocuğun işlediği iddia edilen suçun niteliğine bakarak, kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralamada,
a. Kast,
b. Güdülen amaç,
c. Suçun işleniş biçimi,
d. Daha önceden işlenmiş kasıtlı suçtan mahkumiyet hallerinde “yetişkin gibi yargılamaya” olanak sağlayacak düzenlemenin getirilmesi de evlatlarını kaybeden ailelerin ve toplumun beklentisine uygun olması yanında yine tespit/çözüm bakımından yerinde.
Bu hükümde verilen süreli hapis cezalarının alt ve üst hadlerinin değiştirilmesi için de aynı şeyi düşünüyorum.
2) İnfaz Kanunu’nda, 12-15 yaş grubunun cezaevinde geçirdiği 1 günün 2 gün yerine geçeceğine dair hükmün de, kasten öldürme, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş suçlar, uyuşturucu ticareti ve örgüt suçlarından verilen mahkumiyet halinde kaldırılması, “cezasızlık” algısının zaman içinde değişmesini sağlayabilir.
3) Belki de en önemli husus, yine sıkça dile getirdiğimiz biçimde “suça sürüklenen çocuk” kavramının “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesi. Bu değişiklik bir yandan suçla ilişkilendirilen çocuğun, mağdurun da çocuk olduğu dosyalarda, kavramsal olarak “kayırıldığı” hissini engelleyecek nitelikte ama bir yandan da, kanun gerekçesinde de ifade edildiği gibi “SSÇ” kavramının, yargılanan çocuğa karşı “suçlu” ön yargısını yaratmasının önüne de geçecek nitelikte.
Zira, ceza yargılamasında yetişkin, soruşturmada suç şüphesi altındayken şüpheli olarak, yargılamada sanık olarak, ancak hükmün kesinleşmesi ardından “hükümlü” olarak adlandırılmaktayken, çocuk yargılamasında bu durum hüküm öncesi tüm süreçlerde “SSÇ” kavramıyla ifade edilmekteydi.
Suça sürüklen(en) çocuk kavramı, aslında suç şüphesi altında iken dahi terminolojik olarak “sürüklenen” kavramıyla çocuğun suçu işlediğinin kabulü sonucunu doğurmaktaydı. Bu haliyle, kavramın yasaya girme amacını karşılamıyordu. Bu haliyle kavramsal değişiklik de gayet yerinde.
***
Değişiklikler evlatlarımızı geri getirmeyecek. Geriye dönük uygulanamayacağı için devam eden yargılamaları da etkilemeyecek. Evladını yitirmiş aileler, bu gerçekliği bilerek mücadele ediyordu.
Gerek onların mücadelesi gerekse kısa-orta vadede evlat kayıplarının nedeni olan çocuk suçluluğunun önlenmesi için yasal düzenlemelerin yerinde olduğunu düşünüyorum.
Ama tek başına yasalarda yapılan değişikliklerin suçu önlemediğini, özellikle kadına yönelen şiddet eylemleri, uyuşturucu suçları gibi can yakıcı konularda yaşayarak öğrendik.
Çocuğun şüpheli ve mağdur olarak yer aldığı suçlar başta olmak üzere, “çok disiplinli” bir suçla mücadele planı uygulamaya geçmezse, aynı acıları yaşamaya devam ederiz. Bunun da ötesinde suçla mücadeleyi yalnızca devlet eliyle yürütmenin olanaklı olmadığını bilerek aileden, okuldan, mahalleden başlayacak bir toplumsal mücadele içinde olmak dışında çaremiz yok.
@YMinguzzi78568 Hani yeni uygulamalar düşünüyoruz diyordunuz nerdesiniz hala çocuklar, insanlar öldürülmeye devam ediliyor #YasayıDeğiştirin@abakingurlek
@hide_Q_ O TÜRK DEĞİL KÜRT!!!! Lütfen Türkleri yanlış anlamayın. Biz de Kürtleri ve etrafa verdikleri zararları sevmiyoruz. Biz de onları ülkemizde istemiyoruz. Kürtlerin kökeni Türk değildir. Umarım yanlış anlamazsınız🙏🏼
Biz ne yaşıyoruz Allahaşkına! Ülkenin yarısından çoğunun tüm vatandaşlık hakları askıya alındı. Sadece vergi vermekle yükümlü kılındık. Söz hakkımız yok, oy hakkımız yok, seçeneğimiz yok, adalet talep etme hakkımız yok, çocuklarımızın geleceği yok, anayasanın tanıdığı tüm haklarımız gasp edildi…Sahi biz ne yaşıyoruz böyle!
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.