Gökay Çakır: Bir avuç insana bizleri köle yaptılar. Bu siyaset bunu getirdi. Bu madenci çocukların hiçbiri lise mezunu değildir. Hepsi köylü çocuklarıdır. Bu çocukları köyden okuldan aldılar, maden ruhsatı verdikleri insanların kölesi yaptılar. Maaşını da ödemiyorlar. Bu işçi arkadaşlarımız her gün çocuklarına bir çikolata alabiliyor mu?
Ama bu zat arkadaş her gün bir ruhsat alıyor Türkiye'de! Maden ruhsatı alıyor! Sorun bakalım 3 bin tane ruhsat nasıl alınmış. Devlet, Çalışma Bakanı, Enerji Bakanı haberimiz yok diyor. 3 bin ruhsat ne demek? Bu arkadaşlarımız çocuklarına 3 bin kere çikolata alabilirlermiş mi?
Tekirdağ’da ildeki tek Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanının Randevusuz bakmadığı için burnu kırılmış.
Türkiye'de Çocuk Allerji & İmmünoloji Uzmanı olmak için gerekenler;
12 Yıl boyunca ülkenin en başarılı öğrencilerinden olmak, sabah akşam ders çalışıp sürekli takdirlerle, onur belgeleriyle, üstün başarı belgeleriyle eve dönmek. Girilen tüm sınavlarda şehrinde derece öğrencisi olmak.
Üniversite sınavında ilk %1 lik dilimde olmak. Minimum 3 sene gece gündüz, yazları bile insan sınırlarının ötesinde her ay sınava girerek ders çalışmak. Sonraki 2 sene çoğu kişinin derslerde başarılı olsa bile görmeye tahammül edemeyeceği vakalara tanıklık etmek, yine aynı şekilde üstün çalışma temposunu devam ettirmek... Son sene aklınıza gelebilecek hastanenin en alt seviyesinden en üst seviyesine kadar tüm işleri gece gündüz yapmak(buna hemşire, ebe, sekreter işleri de dahil)...
Mezun olunca 1.5 sene ülkenin en ücra köşelerinde Doktorluk yapmak (Mecburi hizmet)... Bu süre içinde erkekseniz Kuzey Irak/Suriye'de susuz elektriksiz ortamda 2 ay görevlendirmeye gitmek...
Sonra Dünya'nın en zor 2. sınavı olan TUS 'a girip başarılı olmak ve herkesin kabul edeceği üzere Türkiye'nin en zor branşlarından biri olan Pediatri(Çocuk Uzmanı) kazanmak... Ardından minimum 4 sene asistanlık yapmak...
Asistanlığın bitişinden sonra tekrar doğuda ücra bir şehirde darp edilme korkusuyla, davalık olma korkusuyla günde yüzlerce hasta bakmak üzere 1.5 yıl Doktorluk yapmak (Mecburi hizmet)...
Sonra tekrar sınava hazırlanmak.. Ardından Tıpta Yan Dal Uzmanlığı sınavında başarılı olup Çocuk allerji immunoloji asistanlığına hak kazanmak...
3 sene de bu bölümde geceniz gündüzünüz olmadan çalışmak ve ardından 3. kez mecburi hizmete 1 sene gitmek... Sonra batıda istediğiniz şehirde boşluk açılmasını ve başkasının o istediğiniz boşluğa yerleşmemesini umarak beklemek...
Tam istediğiniz bir lokalizasyonda Doktorluğa başladıktan sonra ise her gün ülkenin 30 milyon çocuğunun kapıdan gerekli gereksiz dalıp her kaşıntısını sizin kadar spesifikleşmiş birine sorması ülkenin kaynaklarının ve zamanının israfı olacağı için randevu sistemi kurulmuş olmasına rağmen; hatta bunu da anlamayacakları düşünüldüğü için bölümünüzün randevuları sadece pediatristin yeşil alan açmasına bağlanmış olmasına rağmen;
1. basamakta değil, 2. basamakta değil, ülkede belki sayısı 2 elin parmakları kadar olan bir bölümün Doktoruna sırf kendi kafasındaki belirlediği saçma sapan bir aciliyet kavramı yüzünden ÜLKENİN PAMUĞA SARILMASI GEREKEN DOKTORUNUN BURNU KIRILIYOR!
BUNU YAPAN YARATIK VATANA İHANETTEN YARGILANMALIDIR. Buna engel olmayanlar görevden istifa ettirilmelidir. Ülkede Aciliyet, "Vatandaş acil olduğunu düşünüyorsa, Acildir" tanımlaması üzerine kurulduğu için Doktorlar meslekten soğudu. Bu ülkede Uzman olabilecek, Yan dal yapabilecek kapasitesi olan hiçbir Doktorun devlette çalışmaması gerekiyor. Vatandaş ne de olsa kendi kendine Aciliyet belirlemiş; kanserini de Acilde çözsün, boğaz ağrısını da acilde çözsün...
Sadece bu gönderiye gelecek yorumları takip edin, hala şu durumu savunacak; bak Doktorlar da böyle böyle yaptı diyen troller olacak. Asla ama Asla beyinlerini kullanmıyorlar. Daha saldırdığı Doktordan Türkiye'de kaç tane var, kaç senede yetişiyor bu Doktor diye düşünmüyor. Aynı yaratık gidip sanayideki ustaya saldıramaz. Bu yaratıkları sadece korku ile durdurabilirsin. Bunlara medeniyet işlemez. Doktora saldıranları el altından halledeceksin, bak bakalım bir daha o kapıdan destursuz girebiliyor mu?
Sanayide dayak yeme korkusu olunca sesi çıkmıyor, sanayide adama Doktorun 10 katı para çekiyorlar gık çıkmıyor. Doktor aynı parayı istese yoğun bakımlık oluyor. Doktor randevuyla hasta bakıyor diye Doktora saldırıyor. Siz hiç araç muayene randevu tarihi yüzünden sanayide saldırı gördünüz mü?
İnsan hayatı vırt zırt diyecek beyinsizler yazmasın. Yandal Doktorunun hayatı herkesten kıymetli benim gözümde, üstelik Çocuk Yan Dalı. Hiç kimse bu yaratık gibiler yüzünden Pediatri tercih etmiyor!
İzmir'de bir müteahhit, emekli generalin oğlunu öldürmüş olay yeri inceleme polisleri cinayeti intihar gibi göstermek için delil karartmış, adli tıp intihar raporu düzenlemiş, savcı dosyayı kapatmış.
Emekli general oğlunun cinayetini ortaya çıkarmak 8 yıl uğraşmış. Polisler delil karartmaktan yargılanıyor. Adli tıp raporu yeniden hazırlandı ve intihar değil cinayet olduğu ortaya çıktı.
Kıçı kırık bir müteahhit polisi savcıyı adli tıbbı bağlamış. Paşa çocuğuna bunu yapan sıradan anadolu insanına neler yapmaz. Yargı ve emniyet bu kadar yozlaşmamalıydı. Bir devletin dini adalettir. Parası ve adamı olanın cinayet örtbas edebildiği bir ülke olmamalıyız.
Üç yıldır milletvekiliyim, üç yıldır bu Parlamentoda; suç işleyene infaz indirimi, teröriste af, hep bunları konuşuyoruz. Vergisini ödeyen, kanunlara uyan vatandaşa ilişkin üç yıldır benim şahit olduğum bir yasama faaliyeti maalesef yok!
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Lozan'ın yıl dönümü...
Nüfus yokken, donanımlı ordu yokken, donanma yokken, ekonomi yokken, üniversiteler yokken, on yıllık savaşın üzerine üç yıl daha savaşıp Lozan'daki kurtlar sofrasında bağımsızlığı ve haysiyeti kurtarıp onurlu bir barış yaptık. Kapitülasyon gibi deve dişlerini tek tek söktük.
Bugün nüfus, donanımlı ordu, üniversiteler, ekonomi ve daha pek çok açıdan 1920'lerin fersah fersah ilerisindeyiz. Kuvayi Milliye'nin elinde olmayan imkanların en az bin katı imkan var.
Lozan'ı beğenmeyenler, burun kıvıranlar buyursunlar bugün daha iyisini yapsınlar. Ege kayalarındaki Yunan egemenliğini bitirsinler. Avrupa'nın kakışladığı sığınmacıları göndersinler. Demografik yapıyı korusunlar. Musul'da, Kerkük'te ve Halep'te yaşayan Türkmenlere, Atatürk'ün Hatay'da aldığı özerkliğin aynını temin etsinler.
Kuzey Kıbrıs'ın bağımsızlığını tüm dünyaya tanıtsınlar. Süleyman Şah Türbesi'ni geri alsınlar. Batı Trakya'daki Türklere özerklik elde etsinler.
Ege adalarını alsınlar. Kuvayi Milliye bunların çok daha fazlasını üç yılda yapıverdi. Bugün bunları bir yılda yapıversinler. Kuvayi Milliye Trakya'yı savaşmadan kazanmıştı. Lozan'ı beğenmeyenler buyursunlar, tek kurşun atmadan Ege'deki iki üç adayı alıversinler.
Cumhuriyet, Osmanlı'dan kalan borçlara rağmen aşar gibi yüklü vergiyi dahi kaldırmıştı. Bugün de bir zahmet ÖTV'yi yok etsinler. KDV'yi düşürsünler. Halkı rahatlatsınlar.
Yok, şayet yapamayacaklarsa, atalarının onurlu hizmetlerine ve döktükleri kanlarla kazandıkları zaferlere dil uzatmasınlar. Milleti zehirlemesinler.
Selamlar,
Ben Mustafa B. Bozkurt
Şahsi hesabımı kilitlediğim için açık olan bu hesabın daha fazla kişiye ulaşması için bu tweeti retweetlemenizi rica ediyorum.
DUYURU
Nihat Genç: Kalbime koyuyorum genç çocuklarımızı. Yalnız değiliz, şu anda bizim hayatımızı, bizim endişelerimizi yaşayan milyonlarca genç var. Toroslar burada, Toros Dağları burada...
Nihat Genç'in kalbine koyduğu milyonlarca genci ve büyük Türk milletini, 6 Temmuz Pazar günü Kocatepe Camisi'ne bekliyoruz.
Bu milletin, has evladına nasıl sahip çıktığını gösterme vaktidir.
Ekim 2024’te Öcalan’a yapılan çağrıdan bu yana Türkiye her hafta daha da otoriterleşti. İktidarın CHP’ye yönelik baskısı, İmralı sürecine rağmen değil, bizzat o sürecin başlatılması sayesinde bu boyuta ulaştı. Kürt siyasi hareketiyle yürütülen temaslar ne toplumsal barışa katkı sundu ne de demokratikleşmeyi ilerletti. Aksine, bu temaslar muhalefetin tek ses olmasını engelledi ve ana muhalefet partisine yönelik yargı operasyonlarının daha kolay uygulanmasını sağladı.
Seçilmişlerin bu kadar rahat tutuklandığı bir ülkede ne toplumsal barıştan ne de gerçek bir demokrasiden söz edilebilir. Bu ortamda DEM Parti’nin CHP’li belediyelere yapılan anti-demokratik müdahaleler sonrası yaptığı hedefi belirsiz, ucu açık açıklamalar, sadece “adet yerini bulsun” işlevi görüyor.
Demokrasiye yönelen saldırılar doğrudan iktidardan geliyorsa, toplumsal barış ve çözüm umutlarını hedef alan da yine o iktidar olmalı. Peki bu durumda DEM Parti, önkoşulsuz biçimde, doğrudan ve açık bir tepki vermeksizin bu iktidarla neyi, hangi zeminde görüşüyor? Belirsizlik ve sessizlik, sadece otoriterleşmenin zeminini güçlendirir.
genelkurmay başkanlığı güvenlik duvarının israil ordusuyla doğrudan bağlantılı bir israil firmasına emanet edildiğini biliyor muydunuz?
https://t.co/ksEC2WmZKu
Birleşmiş Milletler Filistin Raportörünün ülkemize çağrısıdır. İsrail ordusuna malzeme taşıyan gemilere limanları kapatmamızı istiyor.
Bizim için utanç verici ama Erdoğan için sıkıntı yok. Ne Gazze ne Dünya umrunda. Sadece Trump ve Netanyahu umrunda. Sadece onların hizmetinde.
Vatandaşlık bilgilerimiz çalınıyor, üç kuruşa satılışa çıkarılıyor.
Hukuk sistemi komple tıkanmış. Af diye bir kavram, kader mahkumu diye bir laf var.
Kadınlar güpegündüz metroda, sokakta tacize uğruyor, tacizciler serbest bırakılıyor. Mağdur şikayette bulunurlarsa adresini öğrenen sapığın kapısına dayanması an meselesi.
Daha da fecisi ortaya çıktı ki, iş artık çocuklara kadar inmiş. Onlar bile emniyette değil.