AKP iktidarının 2025 yılının Mart ayında başlattığı operasyon dalgası #Mersin belediyeleri ile devam ediyor.
Tutuklamaların hiçbir meşruiyeti yoktur.
Tutuklama gerekçesi yolsuzluk olmakla birlikte, diğer belediyelere düzenlenen operasyonlarda olduğu gibi yapılan siyasi amaçlı bir operasyondur ve arka plandaki dekorun önemi bulunmamaktadır.
Operasyonun amacı, siyaset alanını daraltmak, genel oy hakkını ortadan kaldırmaktır.
Mersinli yurttaşların seçme hakkı ve iradesi hiçe sayılmıştır.
Belediyelerin bütününde süren ihale sistemi yolsuzluğun temel kaynağıdır. Siyasi partiler ve seçim yasası ile yerel yönetimlerle ilgili yasalar açık biçimde yolsuzluğa kapı aralamaktadır.
Türkiye Komünist Partisi yolsuzlukların, ihale ve soygun düzenini değiştirmeden ortadan kaldırılamayacağını her fırsatta dile getirmiştir.
Ortaya çıkan kirli ilişkiler ağı asıl sorunun üzerini örtmek için kullanılmaktadır.
İhale varsa rüşvet olur.
Özelleştirme varsa yolsuzluk olur.
TKP bu rezillikleri üreten sistemi sorgulamaya davet etmektedir.
Fatma Betül Sayan Kaya hakkında suç duyurusunda bulunduk.
Bir aya yakın süredir ülke gündemini işgal eden, onbinlerce yurttaşımızın mağdur duruma düşmesine sebep olan, kamuoyunda “fon krizi” adlandırması ile anılan büyük bir soygun ve yağma tablosu ile karşı karşıyayız.
Piyasa düzeni büyük bir ahlaksızlık, sömürü ve soygun düzenidir. Yaşanan bu büyük soygunun hesabının sorulması piyasa düzenine ve sermaye egemenliğine karşı mücadelenin yükseltilmesi ile mümkündür. AKP hükümeti bu sömürü ve yağma düzeninin yürütücüsü olarak sorumlu ve suçludur.
Türkiye Komünist Partisi bu sömürü ve yağma düzenine karşı mücadelesini büyütürken onun sonucu olarak ortaya çıkan haksız kazanç ve yolsuzluk suçlarının sorumlularından hesap sorulması için de siyasi ve hukuki olarak mücadele etmektedir. Bu doğrultuda iktidar partisi üyesi ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın etkin soruşturulması amacıyla bugün bir suç duyurusunda bulunduk.
Suç duyurusunda da vurguladık:
“Siyasi makamları işgal eden failler, o fonların bu hisseyi satın alacağını, alım talimatlarının kimler tarafından verileceğini ve bu paranın nihayetinde fonlara para yatıran öğretmenin, işçinin, emeklinin cebinden çıkacağını milimetrik olarak biliyorlardı.
Dolayısıyla burada bir 'sezgi' değil, doğrudan 'neticeyi bilme ve bunu hedefleme' söz konusudur. Karşımızda tesadüfi bir zenginleşme değil, adımları milimetrik olarak planlanmış ve nihai sonucu en başından itibaren kasıtlanmış organize bir etkinlik vardır.
…Sistem, siyasi nüfuz sahiplerinin haksız kazançlarını dokunulmaz kılmak ve on binlerce yurttaşın birikimini bu fütursuzlukla transfer etmek üzere kurgulanmıştır.
Dolayısıyla denetleyici kurumlar bu suç düzeninin edilgen birer izleyicisi değil; eylemsizlikleri, sessizlikleri ve iradi körlükleriyle bu organizasyonun önünü açan yapısal ortaklarıdır. TCK m. 158/1-d bağlamında, kamu kurumlarının suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması ifadesi tam olarak bu kurumsal felci işaret etmektedir:
Kamusal güç, halkın esenliğini, iradesini, birikimlerini korumak için değil, halkı yoksullaştıran bu soygun mekanizmasının hukuki aracı ve zırhı haline getirilerek suçun merkezine yerleştirilmiştir.”
Bu organize suçun üzerine gidilmeli ve hesap sorulmalıdır.
CHP’ye yargı müdahalesi kabul edilemez
İktidar CHP yönetimini değiştirdi!
Kimse “ama yargı kararı” demesin. İktidarın, seçme ve seçilme hakkını kısıtlama doğrultusundaki adımlarına, partilerin içişlerine doğrudan müdahale de eklenmiş oldu.
CHP’nin son üç yılda gerçekleşen kongre ve seçilen yönetimlerini “geçersiz” olarak ilan eden ve partiye Genel Başkan atayan siyasi iktidarın bunu hangi hesaplarla yaptığını biliyoruz. Bu kararın aylar önce alındığını, uygun bir anın kollandığını ve ayrıntılar üzerinde çalışıldığını da. İktidarın bu hamlesini değerlendirirken, CHP’nin iç meseleleri, yerel yönetimlerde yaşananlar, CHP’nin içine doldurulduktan sonra ama tehditle ama isteyerek iktidara sığınanlar hiçbir biçimde gündem edilmemelidir. Bunlar ayrı konulardır, ayrıca tartışılmalıdır. Şu an ise vurgulanması gereken bellidir: CHP’ye dönük “yargı” müdahalesi hiçbir biçimde kabul edilemez.
Siyasi partilerin iktidar tarafından dizayn edilmesi ne “yolsuzluklarla mücadele” gerekçesiyle meşrulaştırılabilir ne de partilerin iç işleyişlerinin bu konuda tanımlanmış kurumlar dışında mahkemeler marifetiyle denetlenmesi kabul edilebilir.
Her tarafı arızalı siyasi partiler ve seçim kanununun toptan tasfiyesi anlamına gelen bu hukuksuzluğu Türkiye Komünist Partisi hiçbir biçimde tanımamaktadır.
CHP yönetimi ile bu kararla parti yönetimine getirilenlerin bir uzlaşmayla süreci yönetip yönetmeyecekleri CHP’yi ilgilendirir. TKP açısından ise kritik olan, onca iç sorun ve hiziple boğuşan iktidar partisinin başka partileri yönetmeye kalkmasıdır. Bu kabul edilemez.
Doruk Maden işçileri aylardır alamadıkları maaşları, kıdem tazminatı hakları ve insanca çalışma koşulları için mücadeleye devam ediyor.
13 gündür hakları için direnen, 5 gündür açlık grevinde olan işçilere bugün çok ağır biçimde müdahale eden AKP iktidarı, öte yandan da işçilerin karşısına çıkmaya cesaret edemeyen Yıldızlar SSS Holding’in temsilciliğini yapıyor, işçileri oyalamaya çalışıyor.
Günlerdir sürdürdükleri mücadelenin sonucunda şirketin açıkladığı ödeme takvimi ile ilk kazanımı elde eden maden işçileri ise tüm haklarını alana kadar mücadeleyi sürdürmekte kararlı.
Maden işçilerinin yanındayız!
Ülkenin bütün kaynaklarına çöken, emekçilerin sırtından kasalarını dolduran asalak patronlardan da onların siyasi temsilcilerinden de kurtulacağız.
Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm
Haydut devlet ABD ve soykırımcı İsrail’in İran’a yönelik yeni saldırısı bugün başladı.
Bu saldırı sadece İran’ı değil, ülkemiz de dahil olmak üzere bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir.
Gelinen noktada ülkemizin bu saldırıların üssü olarak kullanılması akıldan bile geçirilmemelidir. Ülkemizdeki ABD üsleri bir an önce kapatılmalı, topraklarımızdan ABD ve İsrail’e verilen istihbari destek derhal sonlandırılmalıdır.
Bugün insanlık için bir test günüdür. Bu barbar saldırının karşısında ikircikli bir tutum almak, söze “ama İran” diye başlamak ABD ve İsrail saldırısına destekçilik anlamına gelmektedir.
TKP, bu emperyalist saldırıya karşı İran halkının yanındadır.
Bu saldırı durdurulmalı, bu haydutluk püskürtülmelidir.
İran halkı kazanacak, emperyalizm kaybedecek!
Şu kadar konut yaptık falan filan… Dünyanın kaynağı elinizde. Yapacaksınız. Bu ülkenin kaynakları kullandığınız.
Lakin hâlâ yüz binlerce yurttaşımızın konteynerlerde yaşadığı gerçeği ortada duruyor.
Ayrıca konut yapmıyorsunuz, ihale açıp yine müteahhitlere para kazandırıyorsunuz. Depremde yıkılmış binaları yapanlara bile tekrar tekrar iş veriyorsunuz.
Buradan bir başarı öyküsü çıkmaz. Tersine buradaki suç, ihmal ve beceriksizliği hiçbir biçimde gizleyemezsiniz.
Bir iktidarın ve bir toplumsal sistemin gerçek yüzü en çok bu tür olağanüstü olaylar sırasında ortaya çıkar. Depremden sonraki en kritik 48 saatlik zaman diliminde milyonlarca yurttaşımızın içine düşürüldüğü çaresizlik ve sahipsizlik asla unutulmayacak.
Akbelen'de orman kıyımı yapan Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın Mütevelli Heyeti üyesiymiş. Neymiş? Sermayenin çağdaşı, çevrecisi, yerlisi, millisi, hayırseveri olmuyormuş. Kan, pardon kâr çekiyormuş.
Toplumu sandığa hapsederek özgürleştirmek ne kadar imkansızsa, sandık sonucu ile o toplumu mutlak karanlığa mahkum etmek de o kadar imkansız. Seçim tüm sonuçlarıyla kaderine terk edilmeli. İsteyen düzen içi dengelerle, Meclis aritmetiğiyle ilgilensin. Hayat ve mücadele sürecek.
@gokdemirorhan Fotoğrafı görür görmez aynı yorumu yaptım. Biz halk olarak evimizde masa ve sandalye kullanıyoruz. 80lerin kırsalında yaşamıyoruz. Biri siyasilere bunu izah edebilir mi?
Elbistandan çıkmaya çalışan bir vatandaşımızın verdiği bilgiler. Söz bitti...Kelimeler boğazımızda düğümleniyor. Lütfen yardım gönderin.
"Volkan Demirel"
Ordu
Devlet
"Senin Allah"
Depremden
"Fatma Şahin"
"YAZIKLAR OLSUN"