Öğrenilecek en önemli şey şudur: Her şey geçer.
Peki nasıl geçer? Kişi geçmesini bekler. Geçtiğine göre artık yaz gelecektir,kış gelecektir,bolluk gelecektir, kıtlık gelecektir,kötülük gelecektir,erdem gelecektir. Ve başka bütün tezatlar bütünün ahengi için bir araya gelecektir.
İnsanın kendisine yapacağı en büyük
kötülük, kapasitesine denk olmayan insan ve ortamlarla vakit geçirmesidir.
Bu statü meselesi değili karşliklı
uyum ve derinliktir.
Bu konularda seçici olmazsanız, kendinizi heba edersiniz.
En ağır karşılık, birini geride bırakmak değildir onun artık seninle aynı düzlemde var olamamasıdır.
Kendini öyle bir seviyeye inşa edersin ki, eski bağların dili seni tarif etmeye yetmez.
Geri dönmek istediklerinde kapıyı çalmazlar çünkü o eşiğe ait olmadıklarını fark ederler.
Bir insanın karakteri en çok dilinde tecessüm eder çünkü dil, yetiştiği kültürel iklimin aynasıdır. Eğer kelimeleriniz güzellik üretmiyorsa, muhtemelen beslendiğiniz sofra estetikten ve erdemden yoksundu. Zira insan, neyle beslenirse biraz ona dönüşür.
İnsanların çok ciddi edep, görgü sorunları var. Bu yaptığım ayıp mı, haddimi aştım mı, kalp kırar mıyım, kul hakkı mıdır gibi sorular tarih oldu. Bencillik çağı ama bunu bireyselleşme diye sattılar. Oysa bu anam babam kötülük. Kötü biri olmak. Sıfır empati, zaman/emek hırsızlığı.
Hayatımda ilk kez, Allah’ın mucizesine doğrudan tanıklık ettim. Bu yaşadığım şeyi anlatmayacağım; çünkü her hakikat dillendirilmeye muhtaç değildir. Bildiğim tek şey şu: İyi ki inanıyorum.