Madenci eşi Aynur Özdemir'in sesini herkes duymak zorunda.
"Sebahattin hayatımızı alt üst ettin, bizi borçtan borca soktun, şehir şehir süründürdün, kendini bilmezlerin maskarası ettin bizi. Çıkıp itibar diyorsun, senin itibarın kasandaki parandır."
Aynur Özdemir'in mücadelesi tüm işçi sınıfına örnektir. Kazanacağız, mutlaka ama mutlaka!
#MadenciMutlakaKazanacak
Lise zamanı bi çiğ köftecide kuryelik yapıyodum..bigün maaş zamanı geldi abi bizim maaşları bugün alacaz mı diye sordum, adamın bi yüzü buruştu bana baktı falan dedi ki “bak daha gençsin şu sözümü unutma iş hayatında asla öncelikli motivasyonun para olmasın” dedi..mal deyneği çiğ köftecideyiz amk ne olacak öncelikli motivasyonum halkımızın çiğ köfte davasına mı adayım kendimi
reçel profesörü tiviti… muazzam ya. yıllardır her kadın ortamında anlatıyorum bunu. hayatı güzelleştiriyor ve kolaylaştırıyor. tdk’ya da girmeli bence. reçel profesörü: “kişinin kendisinin bilmediği/tecrübe etmediği işler üzerinden muhatabını eleştirmesi veya yermesi”
Tüm madenciler ve Bağımsız Maden İş yöneticileri bir kez daha gözaltına alındı!
Başkentin ortasında, çocuğunun boğazına girecek bir lokma için mücadele edenleri bu hale düşürdünüz, övünün!
Hırsızın yanında durana, ona sahip çıkana lanet olsun.
Hesaplaşacağız!
Başaran Aksu:
"Halkı aşağılıyorlar, tepeden bakıyorlar. Kibirliler çünkü kimseye hesap vermek zorunda değiller. Kim verdi bu adam 3000 tane ruhsatı? Ey bakanlar, belediye başkanları, milletvekilleri nasıl zengin oldunuz? Kimden çaldınız? Allah madenciye vermedi size mi verdi?"
Gazeteci, sinemacı, tiyatrocu, müzisyen, akademisyen, avukat, doktor, esnaf, çiftçi, işçi, emekli ve genç dostlarımız SAAT BU SAAT 2. Kez gözaltından çıkıp betonun üstünde dışarıda sızarak çocuklarını hakkını arayan Eti Gümüş ve Doruk maden işçilerinin sesi olun.
Derdimiz ortak!!
Tecavüzcü pedofil Ayhan Şengüler’i unutmadık. Mescitte tecavüz ettiği kızla evlendi, kendi kız çocuğuna tecavüz etti. Karısı “ İntihar ettiğimi duyarsanız inanmayın” dedi. Karısı ve kızı bilinmeyen nedenlerden öldü Devlet bu tecavüzcü pedofili koruyor, dava kapandı deniliyor
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Uydurdukları mazeretlere bakmayın. Partidaşları, arkadaşları betona gömülmüşken kendilerini kurtarmak için AKP’ye teslim oldular. Bundan sonraki hayatlarını yoldaşlarını betona gömenlere hizmet etmenin utancıyla yaşayacaklar. O sığındıkları yerdekilerin bakışlarında bile bu utancı görecekler.
Sinem Dedetaş'ı Şehir Hatları genel müdürlüğü sırasında tanıdım. AKP döneminde zarar üstüne zarar eden, kendi vapurlarının bakımını Haliç Tersanesi'ne sahip olmasına rağmen özel tersanelerde yaptıran şirketi tekrar kâra geçirdi. Deniz taksileri tasarladı ve Haliç Tersanesi'nde üretti. Atıl haldeki dünyanın en eski tersanesini gemilerin ve teknelerin bakım için kapısında sıra beklediği bir duruma getirdi. Sonra AKP'nin kalesi denilen Üsküdar'ın belediye başkanı oldu. Sorun tanıdığınız Üsküdarlılar'a. Memnunlar mı değiller mi hizmetlerinden. Yakından tanıdığım için en ufak bir yolsuzluğa bulaşmadığına kefil olabileceğim bir isimdir Sinem Dedetaş.
Ama mesele bu değil elbette.
Tek bir CHP'li veya Yeni Partili belediye başkanı kalmayıncaya kadar devam edecekler.
Bu arada AKP'li belediyelerde hiç bir şey olmuyor, her şey pırıl pırıl.
Varsa yoksa muhalif belediyeler.
Sorsan "millet iradesi" derler.
@sdedetas@uskudarbld
İzmit Belediye Başkanı
#FatmaKaplanHürriyet TUTUKLANDI
Fatma Kaplan Hürriyet'in avukatlarından Eray Akbal:
"Fatma Kaplan Hürriyet'in yapmış olduğu ihaleler, hem mülkiye hem büyükşehir müfettişleri tarafından denetlenmiş ve hakkında soruşturma açılmasına izin verilmemiştir.
Danıştay ihalelerin usulüne uygun olduğuna karar vermiştir.
Bu dosyada bir gizli tanık beyanıyla yargılama sürdürülmüş ve Fatma Kaplan Hürriyet tutuklanmıştır.
Duyuma dayalı 'Gizli tanık' beyanı Danıştay kararının önüne geçirilmiştir.
Bir gizli tanık beyanının nasıl resmi bir evraktan daha itibar edilebilir bir delil olduğu hepimizin hafızasına kazınmıştır.
Müvekkilimiz adil bir yargılama neticesinde tutuklu değildir!"
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu.
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
Fatma Kaplan Hürriyet'in avukatı açıklamalarda bulundu:
"Müvekkilimiz yaptığı ihalelerde defaatle hem mülkiye müfettişleri hem büyükşehir müfettişleri tarafından denetlenmiş ve hakkında birçok dosyada soruşturmaya izin verilmemesi kararı çıkartılmıştır.
Soruşturmaya izin verilen kararlarda da Danıştay bu kararı iptal etmiş ve müvekkilin idare ettiği belediyede ihalelerin usulüne uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Bu dosyada sadece bir gizli tanık beyanıyla, yargılama sürdürülmüş ve müvekkil bugün tutuklanmıştır.
Gizli tanık beyanlarını ve duyuma dayalı olan gizli tanık beyanlarını Danıştay kararının önüne geçirerek, bir tanık beyanının resmi bir evraktan nasıl daha itibar edilebilir bir delil olduğu sorusu hepimizin hafızasına kazımıştır.
Müvekkilimiz adil bir yargılanma neticesinde tutuklu değildir."
Haluk Levent'in bu mektuptaki cümleler psikoloji bölümlerinde vaka olarak çalışılır. Ama asıl konu bu değil.
Deprem günleri korkunç günlerdi. Herkes ya elini cebine attı ya yardım eli uzattı. Kimsenin kimseye kim olduğunu soracak hali yoktu.
Deprem vergilerimiz nerede, iyi kullanıldı mı, hazırlık tam yapıldı mı, bu sorularımız hep duruyor, durmalı. Ama devlet her şeyi yüzde yüz doğru yapsa bile, böylesi felaketlerde toplum da harekete geçer, geçmelidir. Toplum olmanın dokusu bunu gerektirir. "Nasılsa devlet yapar" deyip kimse oturmamalıdır, oturmaz da zaten.
Ve hepimiz biliyoruz. Yine deprem olacak, yine yangın olacak, yine birileri dara düşecek.
Bizim altımızı oyan şey bireysel ahlaksızlık değil. Devlet denetimine, yargıya ve sisteme duyulan güvensizlik...
Bu mektubu bu kadar fena yapan da bu.
Düzgün denetim yapıldı mı yapılmadı mı, bu dernek nasıl bu hale geldi bilmiyoruz. Levent belli suçlu ama tutuklanma sebebi kendi suçu mu yoksa şu anda öyle icap etti de mi tutuklandı, icap etmeseydi bu düzen devam edecek miydi, bilemiyoruz.
Bilemiyor olmamız ve hali hazırda muhtemelen pek çok şeye de bir sebepten göz yumuluyordur hissi Levent'in bireysel suçunun kötülüğünden daha büyük ve kötü bir durum. Ve yardım derneklerinin zan altında kalması ayrı fena. Çünkü bir dahaki sefere elini cebine atacak, yardım etmek isteyecek insanın aklına önce bu gelecek.