Açlık grevindeki özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağdurları, MEB'e yürümeye başladı.
Bakan Yusuf Tekin'in, 'Bize gelen şikayet yok' demesi üzerine öğretmenler ellerinde şikayet dilekçeleri ile yürüyor.
Özel okullarda görev yapan birçok öğretmenimiz ne yazık ki emeğinin karşılığını alamıyor. Bugün hâlâ aylık 30 bin TL civarında maaşla çalışan öğretmenlerimiz var. Daha düşük maaş alanlar da olabilir. Üstelik bu öğretmenlerimiz haftanın beş günü tam zamanlı olarak okullarda; ders anlatıyor, nöbet tutuyor, sınav hazırlıyor, veli görüşmeleri yapıyor ve kendilerine tebliğ edilen çeşitli idari işleri, etkinliği de yürütüyor. Çocuk değil de adeta prens ya da prenses yetiştiren bazı velilerden gördükleri muamele ise ayrı bir sorun.
Öğretmenlerimiz düşük ücretlere/maaşlara mahkûm edilmemelidir. Hem kamuda (özellikle ücretli öğretmenlerimiz) hem de özel okullarda görev yapan öğretmenlerimizin emeğine ve onuruna yakışır çalışma koşullarını sağlamak zorundayız. Öğretmeni yoksullaştıran hiçbir eğitim sistemi, uzun vadede çocukları zenginleştiremez.
📌Valimiz Mustafa MASATLI, Türkiye’nin Depremden Etkilenen Bölgelerinde Sürdürülebilir İstihdam ve Sosyoekonomik Kalkınma Projesi (RE-SEED) kapsamında düzenlenen “Ortak Gelecek İçin Gıda Sektörü İşletmeler Arası Eşleştirme Toplantısı”na katıldı.
📌 Tarih boyunca ticaretin, üretimin ve kültürel zenginliğin önemli merkezlerinden biri olan Kanuni Sultan Süleyman Kervansarayı’nda gerçekleştirilen programda; gıda sektöründe faaliyet gösteren işletmeciler, satın almacılar, üreticiler, kooperatifler ve sektör temsilcileri bir araya gelerek yeni iş birlikleri, ticari bağlantılar, sürdürülebilir istihdam ve bölgesel kalkınmaya yönelik fırsatları değerlendirdi.
📌 Programda konuşan Valimiz, toplantının yalnızca bir iş dünyası buluşması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek; “Bu toplantıyı yalnızca bir iş dünyası buluşması olarak değil; depremden etkilenen şehirlerimizde üretimi, girişimciliği ve ekonomik canlanmayı destekleyen önemli bir kalkınma hamlesi olarak görmek gerekir.” ifadelerini kullandı.
📌 Hatay’ımızın tarih boyunca üretim iradesi, girişimcilik ruhu, kadın emeği ve yeniden ayağa kalkma kararlılığıyla ön plana çıktığını vurgulayan Valimiz; “Biz, 7 defa yıkılıp 8 defa şehrimizi kurmuş, 6 Şubat’ta da 8. defa yıkılıp 9. defa şehrimizi yeniden ayağa kaldırma çabası içerisinde olan bir şehiriz.” dedi.
📌 Depremin ardından üretim ve ticaret hayatının yeniden canlandırılması amacıyla yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirten Valimiz; “Açılan her dükkân bir ailenin umududur. Dönen her tezgâh bir mahallenin canlılığıdır. Üretilen her ürün, Hatay’ın yeniden doğuşuna atılmış güçlü bir imzadır.” ifadelerini kullandı.
📌 Kadın girişimciliğinin ve yerel üretimin desteklenmesine büyük önem verdiklerini ifade eden Valimiz; “Deprem öncesinde ilimizde 35 olan kadın kooperatifi sayısını 53’e çıkardık. Bugün Hatay’ımız, kadın kooperatifleri sayısında Türkiye’nin birincisidir. Bu başarı, Hataylı kadınlarımızın emeğine duyulan güvenin, üretim azminin ve kadın girişimciliğinin kalkınmanın merkezinde olduğunun göstergesidir.” dedi.
📌 Kadim şehrimiz Hatay’ımızın marka değerini artırmaya yönelik çalışmalara da değinen Valimiz; “6 Şubat 2023 tarihinde 25 olan coğrafi işaretli ürün sayımızı bugün 68’e yükselttik ve Türkiye’de üçüncü sıraya ulaştık.” dedi.
📌 Düzenlenen programın önemine vurgu yapan Valimiz; “Burada kurulacak her bağlantı; bir üreticimizin pazara erişimini, bir kooperatifimizin büyümesini, bir girişimcimizin cesaret kazanmasını ve Hatay ekonomisinin güçlenmesini sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı.
📌 Valimiz, toplantının yeni ticari bağlantıların kurulmasına, üreticilerimizin ve girişimcilerimizin güçlenmesine, sürdürülebilir istihdamın desteklenmesine ve Hatay ekonomisinin gelişimine katkı sunmasını temenni ederek; programın düzenlenmesinde katkıları bulunan Avrupa Birliği’ne, Alman Federal Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Bakanlığı’na, Alman Uluslararası İş Birliği Kurumu GIZ’e, Türkiye Belediyeler Birliği’ne, Innovation for Development’e ve emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür etti.
To get rid of fruit flies, stick a few cloves into half a lemon and place it near your fruits. Cloves release a natural compound called eugenol which has a very intense scent that fruit flies hate.
6 kadın tarafından kurulan Manifest grubunu boykot etmek için konvoy kuranlar;
Kızlara,kadınlara tecavüz edilirken,
Çocuklara cemaatlerde tecavüz edilirken,kadınlar sokak ortasında öldürülürken,Pazar yerinde çocuklar katledilirken konvoy yaptınız mı?
Yapmazsınız. Siz busunuz
cesedinin sarılıp atıldığı halı annesine "kişisel eşya" diye verilen Sedef Güler'i hatırladınız mı?
yarın Bakırköy 4. ağır ceza mahkemesinde karar duruşması var. bu yüzden kısa bir hatırlatmayla size SedefGülerin SesiOl demek istiyorum
lütfen okuyup paylaşır mısınız?
uyuşturucuya ve fuhuşa zorlandıktan sonra yaşanan bu cinayette selimenin bedeni adli tıbba bile gitmiyor. annesi, selime balcı için iki yıldır adalet arıyor. sesleri olalım.
Öğretmenin verdiği notu değiştirmek, yok yazdığı öğrencinin devamsızlığını silmek, ısrarla dersin işleyişini bozan öğrenciye disiplin işlemi yapmamak, öğretmene angarya işler yaptırmak, öğretmeni öğrencilerinin önünde eleştirmek, veliye ezdirmek;
öğretmeni değersizleştirir.
Adamlar 12 ayda 2 kere maaş almış. Bizim maaş 1 gün geç yatsa kafayı yiyoruz bu insanlar çocuk büyütüyor. Özel şirket olmasına rağmen devlet 12 ayda 2 maaş almış açlık grevi yapacak duruma gelmiş insanların,üstelik de bu insanlar depremde en önce koşanlar, karşısına polis dikiyor
Adamlar 12 ayda iki kere, bak iki kere maaş almış. Bir düşünün, hanginiz ayakta kalabilirdiniz bir senede iki kere maaş alarak? Şuna isyan ettiler diye her gün gaz yiyorlar, gözaltına alınıyorlar. buna karşı durmazsak insanlık onurumuzun son zerresine kadar alır bunlar
“Öğrenciler saygısız, öğretmenler yorgun, sistem çökmek üzere!”
Bugün, bir eğitimci dostumdan bu cümleyi duydum.
Kelimeler birer şikâyet değil, sanki uzun süredir bastırılmış bir iç çekişin ifadesiydi:
“Öğrenciler saygısız, öğretmenler yorgun, sistem çökmek üzere!”
Bu üçlü tespit, sadece okullardaki durumu değil, toplumun geneline sirayet eden bir ahlaki ve insani erozyonu anlatıyor aslında.
Eğitim dediğimiz şey bir sistem değil, bir insan inşasıdır. O inşa sürecinin üç temel direği vardır: öğrenci, öğretmen ve toplum. Bu direklerden biri eğrilirse, bina sallanır. Bugün ise üçü birden çatırdıyor.
Öğrenciler saygısız…
Bu cümle, sadece bir “disiplin” meselesini değil, değer aktarımının kesildiği bir çağın acı gerçeğini anlatıyor.
Saygı artık öğretilen değil, “beklenen” bir davranışa dönüştü. Oysa saygı, bir çocuğa sadece kurallarla değil, örneklerle kazandırılır.
Evde, sokakta, televizyonda, sosyal medyada “büyüklere saygı”, “emeğe saygı”, “öğretmene saygı” gibi kavramlar giderek alaya alınan, hatta eski kafalılıkla eşdeğer tutulan kavramlar haline geldi.
Bugün bir öğrenci, öğretmenine saygı duymak için gerekçe arıyor. Çünkü toplum artık otoriteyi değil, “popüler olanı” kutsuyor.
Ve ne yazık ki, saygı duymayı unutan bir gençlik, bir süre sonra kendine de saygı duymayı unutuyor.
Öğretmenler yorgun…
Yorgunluk, sadece bedenin değil, ruhun tükenmişliğidir.
Bugünün öğretmeni; sınıfta ders anlatırken aynı zamanda evrakla boğuşuyor, veliyle tartışıyor, idari görevlerle uğraşıyor.
Bir çocuğun gözlerindeki ışığı yakalamaya çalışırken, kendi ışığı giderek sönüyor.
Eskiden öğretmenlik bir idealdi; şimdi çoğu zaman “idarecilik”, “puan”, “ek ders”, “evrak” arasında kaybolan bir meslek haline geldi.
Oysa öğretmen; bilgi aktaran kişi değil, ruh inşa eden rehberdir.
Yorgun bir öğretmen, toplumu da yorgun yetiştirir. Çünkü öğretmenin tükenmişliği, bir milletin geleceğine siner.
Sistem çökmek üzere…
Eğitim sistemi, artık bilgi değil “başarı” odaklı.
Sınav merkezli, ezbere dayalı, ölçme odaklı bir yapı içinde insana dair hiçbir derinlik kalmadı.
Okul, yaşamın provası olmaktan çıktı; sadece bir “puan yarışının sahnesi”ne dönüştü.
Müfredatlar değişiyor, projeler üretiliyor ama insan değişmiyor.
Çünkü sistem, öğretmen ve öğrencinin ruhuna değil, yalnızca performansına yatırım yapıyor.
Bu da bizi “çökmenin eşiğine” getiriyor. Çöküş, duvarların değil, anlamın çöküşüdür.
Bugün geldiğimiz nokta, bir suçlu arama değil, bir yön bulma zamanıdır.
Eğer öğrenciler saygısızsa, bu onların doğuştan değil, değer boşluğunda büyümelerindendir.
Eğer öğretmenler yorgunsa, bu onların tembelliğinden değil, manevi takviyeden yoksun bırakılmalarındandır.
Ve eğer sistem çökmek üzereyse, bu bir kader değil; yanlış önceliklerin sonucudur.
Artık yeniden düşünme zamanı:
Ne öğretiyoruz?
Kime öğretiyoruz?
Ve neden öğretiyoruz?
Çünkü bir milletin geleceği, sadece çocukların elinde değil, öğretmenlerin omzunda da taşınır.
O omuzlar yorgunsa, o çocuklar yönsüz kalır.
Ve sistem, bütün ihtişamıyla değil, sessiz bir yıkılışla çöker.
Yakup Güneş