Dünyanın en zor işlerinden biri, alelâde biri olduğunu kabullenmektir. İnsan, kendisini istisna sanmaya meyillidir. Gerçek olgunluk, sıradanlığını kabulle başlar.
Entelektüel birikimimiz hayat tecrübemizi aştığında aradaki mesafenin karakterimizde bozulmalara yol açtığını düşünüyorum. Aşırı romantikliğe savrulmamıza, kendi küçük gerçekliğimizde hapsolmamıza neden olur. Yalnızlıkla inşa edilen karakterin yaşamın gerçekliğine sızması gerekir
Obsession bir aşk hikâyesi gibi başlayıp hızlı bir dönüşle aşkı ve tutkuyu korkuya çeviren, senaryosu akıllıca yazılmış bir filmdi.
----- spoiler -----
Film psikanalitik açıdan borderline aşkın ruhsal dinamiklerini çağrıştırdı bana. Burada bir büyü ile yaratılan yoğun aşk yalnızca birini çok sevmek ya da yoğun biçimde arzulamak değil, ötekinin, benliğin sürekliliğini sağlayan, içsel boşluğu düzenleyen, hatta kişinin kendisini canlı hissetmesini mümkün kılan bir nesne hâline gelmesiydi.
Bu tip bağ kurulan bir sevgili artık yalnızca sevilen ayrı bir özne değildir. İdealize edilir, ruhsal dünyanın merkezine yerleştirilir ve onun yokluğu sıradan bir ayrılık değil, benliğin bir parçasının kopması, bir kendilik kaybı gibi yaşanır. Bu yüzden yakınlık coşkuya, mesafe paniğe, arzu ise kolayca bağımlılığa dönüşebilir. Sınırlar silinir, gündelik hayatın geri kalanı önemini kaybeder ve ilişki giderek seni istiyorumdan, sensiz var olamıyoruma doğru kayar.
Borderline aşkına benzettiğim bu aşkın trajik tarafı tam burada görünür hale gelir. Yoğunluğu sevginin büyüklüğüyle karıştırmak kolaydır oysa bazen o yoğunluğun altında ötekini çok sevmekten ziyade, ayrılığa ve iki ayrı kişi olmaya tahammül edememek vardır.
Kleincı anlamda mesele, sevilen ve nefret edilen yanlarıyla aynı kişiyi zihinde birlikte tutabilmekle ilgilidir. Bu kapasitede sorun varsa öteki ya bütünüyle iyi olur ve onsuz yaşanamaz ya da hayal kırıklığı yarattığı anda zalim, uzak, kötü bir nesneye dönüşür. Kişinin sevgi ile öfkenin, tatmin ile hayalkırıklığının aynı kişiye ait olabileceğini taşıyamadığı yerde splitting devreye girer.
Belki de bu yüzden borderline aşkın yoğunluğu çoğu zaman romantik görünür. Filmde bir çeşit büyü ile yaratılan 'Seni herkesten çok seviyorum'un altında bir imkansızlık yatar.
'Seni ayrı bir insan olarak kaybedebilirim ve yine de ben olarak kalabilirim” diyemeyen kişi duygusunu çok sevme ile açıklar. Oysa kaçtığı şey terk edilme, değersizleşme ya da parçalanma kaygısıdır.
Güzel korku/gerilimdi. Izleyin.
Optimum koşullarda uygun tavır sergilemek karakter hakkında pek bir ipucu vermez. Baskı faktörü olmadan, zihni ve bedeni strese sokan bir bileşen devreye girmeden gösterilen tavırlar; ne olduğumuzu değil ne derece iyi rol yaptığımızı, maskemizin ne ölçüde kalın olduğunu gösterir.