@acikcenk Levent bey Denizin saka ve beyanlarini anlayamadiniz yani ironi ve hiciv anlama kaslariniz geliskin degil belli ki, olabilir. Bununla artik mucadele etmeyin, uste cikmaya calismayin artik.
Evet bu Deniz Goktas meselesiyle beraber, bazi insanlarin ironi/hiciv anlama becerisinin olmadigini da gorduk. Use/mention karismasi olmus sizde Levent bey; Deniz “sahte diploma” iddasini kullanmiyor (onaylamiyor), o iddia ile dalga gecmek icin onu “alintiliyor”. Siz alintiyi (mention), onay (use) saniyorsunuz. Deniz sahte diploma iddiasini alip absurdlestiriyor, igneyi de bu iddianin sahiplerine batiriyor. Siz alintilanan seyi alintilayanin iddiasi saniyorsunuz.
Bizim özel hobimiz bu Portakal. O kişinin yaptıklarıyla hiçbir ilgisi yok, biz boş boş evinde oturan adama lakap takıyoruz, keyfimizden. Bakın az önce de sana Portakal lakabını taktık. Faili tamamen ortadan kaldırıp, onu soyut ve pasif bir özne gibi göstermek konusunda çok mahir değilsin, biraz daha çalışın buna.
Allahım daha cümle bitirmeyi bilmeyen adamlar tepemize kanaat önderi, fikir lideri, müthiş istihbarat guruları olarak çıkıyor. Bizim de sınavımız bu vasat adamların zamanında bir yerleri kapmış olmasıyla kendilerine vehmettikleri boş hezeyanlar. "Supriz son beklemeyin" arkadaşlar, ona göre.
Kemal beyin yaptığı işin bir "değeri" olmadığı için, olmayan şeyin de azalması mümkün değildir. Bu çarpıtmalarla, kendi yaptıklarınızı başkalarına atfederek kurduğunuz tatlı savunma mekanizmaları ile nerelere, hangi eşiklere kadar gideceksiniz topluca, büyük bir ilgi ile izliyoruz.
@avantmen33 Çok haklısınız Bay Alpay. O kadar yoldan kendisine desteğe gelmiş, yürüyen hukuksuzluk ve onursuzluk olarak tarihe geçmiş bir adama, sırtına bir kese de atmadığı için ben de açıkçası Deniz'e çok bozuldum.
Bu yazı zarif bir tez kuruyor: Değişen şaka değil, dolaştığı alandı. Doğru gözlem. Ama tam da en kritik anda susuyor ve bu susma hiç masum değil malesef.
Metnin bütün özneleri soyut: "dönüşüm", "zamanın ruhu", "algoritmik hırs", "çoğunluğun değerleri". Hiçbiri karar almıyor. Oysa Deniz'i bir algoritma kelepçelemedi. Bir savcı iddianame yazdı, bir hâkim tutukladı, birileri ters kelepçeyi çektirip servis etti. Yazı boyunca bu insanlar hiç yok. Fail, sosyolojinin arkasına saklanıyor.
En açık ele veren cümle ise şu: "çoğunluğun değerleriyle çatışan bir mizah... daha yoğun bir denetime maruz kalması da şaşırtıcı değildi." Bu cümle bir insanı hapse atmayı hava durumu gibi anlatıyor. Toplumsal tepki ile devlet tutuklaması aynı şey değildir; biri gülmeyi reddetmek, öbürü özgürlüğü almaktır. İkisini "şaşırtıcı değildi" diye birleştirmek, tutuklamayı olağan, beklenen, neredeyse hak edilmiş kılıyor. Niyet ne olursa olsun, sonuç gücü aklamak olarak ortaya çıkıyor.
Yazının mantığını sonuna götürelim: Her şey dönüşümün ve çoğunluğun kaçınılmaz sonucuysa, kimse sorumlu değildir. Savcı da "zamanın ruhu"nun aracıdır. Ama bu tam olarak kötülüğün kendini anlattığı dildir; herkes bir dişli, kimse fail değil. Oysa tutuklama bir tercihti ve başka türlü de olabilirdi.
Bir de yazı Deniz'i "komik bir yenilgi"ye sabitliyor. Zarif imge, ama esasen onun bütün duruşu bu çerçeveyi reddediyor: Mağdurluğu, trajik kahramanı baştan komik bulup kendisi elden çıkarıyor. Ona "hüzünlü yenilgi" elbisesini giydirmek, ne yaptığını hiç görmemek ve anlamamaktır.
Birlikte gülebilme ihtimalimizin cezalandırıldığı doğru. Ama ceza kendiliğinden yağmıyor. Onu kesenler var.
Velhasıl, yazmış olmak için yazmayın. Anlamadıysanız, garip imge ve sabitlerle anlamlandırmaya çalışmak yerine, yazmamak çok daha anlamlı bir duruştur.
Burada mekanizma ahlaki bir zaaf değil, bir çıkar hesabı: Bir açıklama, en fazla dayanışma kredisi getirir ama yanlış zamanda, yanlış tonda yapılırsa turnelerin, reklam anlaşmalarının, salon dolulukların, yani kurulmuş bir iktisadi düzenin tamamını riske atar. Sessizlik, bu düzeni koruyan rasyonel bir tercih haline gelir. Tarkan, Cem Yılmaz, Ata Demirer vb. hepsi aynı düzenin içinde bir çıkar koruma dengesini gözetiyorlar. Doğru bulmuyorum ama bu adamlar böyle. Olduklarından fazla şeyi beklememek ve belki de artık izlemeyi/dinlemeyi bırakmak gerekiyor.
"Bok yedirmek bir işkence yöntemi değildir" diyen, kadın öğrencilerini ellediğini beyan eden bir adamın (ergo- "özel durum") bu kadar talep görmesi, ülkedeki namuslu, dürüst bilim insanı eksikliğinin ne boyutta olduğunu göstermesi açısından da önemli bir veri. Bunu ve Sevan Nişanyan'ı aynı programa çıkartın, sabaha kadar dışkı konuşsunlar. Belli ki ikisinin de özel bir ilgisi var.
Hicbir seyle dalga gectigi yok, sosyoloji/siyaset bilimi kitaplarinda anlatilan “vasat zekali, kendisine devletce sunulan her hap bilgiyi dogru kabul edip, propagandaya alet olan vatandas” tipine girmeye bu kadar merakli olmayin. Oturun bir izleyin once adami, esas dalga gectigi seyi fark edince sasiracaksiniz.
Ogrenci “sizinle” fotograf cektirmek istemeyince, sizin tarafinizda narsistik bir yaralanma, ego zedelenmesi olmus gibi duruyor. O yuzden verdiginiz tepki bolumu temsilen, aman da seramoninin isleyisi falan degil, tamamen kisisel. Aksine kimi ikna etmeye calisiyorsunuz bilemiyorum ama goruntu epey sarih.
Dear Hugh Laurie,
A young, brilliant Turkish comedian, Deniz Göktaş, is spending tonight in a police cell, over jokes in his stand-up show. They released the footage of him cuffed, hands behind his back. He's facing prosecution, and possibly prison, for making people laugh.
You are the real giant of mocking the powerful and you know that in some places, that's the bravest thing a person can do. Deniz did it here. Now he's paying for it.
A word from you would mean the world.
(And I totally agree with what you tweeted, Luka is the best, beast and the beauty.)