Bu karar, kısa vadeli hesaplar dışında halka büyük bir mesaj içeriyor. O da şu; sizin bu ülkenin siyasetine etki etme şansınız yok, bırakın Erdoğan'ı, Kılıçdaroğlu'nu bile gönderemezsiniz. Kitlelerin umudunu ve şevkini kırmayı, halkı siyasetten dışlamayı, siyaseti halksız yapmayı öngörüyor. Bu kararı aldıranlar da, bunun aparatı olanlar tarih önünde suçludur.
Emniyet ve yargı; belediye başkanı, muhalif, gazeteci, aydın kovalamaktan toplum güvenliğiyle ilgilenmiyor.
Milli Eğitim Bakanı, kendini Diyanet İşleri Başkanı sanıyor, okul güvenliği ile ilgilenmiyor.
Bugün sabah aileleri evden uğurladıkları sevdiklerinin cenazelerine sarılacaklar.
Bu nasıl büyük bir acıdır. İnsanın düşündükçe kanı çekiliyor.
Ateş yine düştüğü yeri yakacak..
İktidarın gündemi artık toplumun gündemi ile aynı değil.
Toplum uzlaşısının en temel yapıtaşı can güvenliğidir. Bu bile uzun süredir kalmadı...
Bir arkadaşım var. Uluslararası bir şirkette çalışıyor. İşyerinde yaşadıklarını anlattı ve şaşırdım kaldım. Bildiğiniz gladyatör arenası gibi... Dışarıdan ışıl ışıl gözüken ofislerde meğer ne oyunlar dönüyormuş. Kurumsal nezaket vitrininin arkasında bildiğiniz savaş varmış.
Gerçi biliyorduk ama daha bir aydınlanma geldi. Ben de oturdum bir yazı yazdım gazeteye bununla ilgili.
Eskiden mahalle kahvelerinde "Tek başıma on kişiyi nasıl paketledim?" hikâyeleri dönerdi. Şimdiyse havalandırması bozuk toplantı odalarında "Bir sunumla o departmanı nasıl saf dışı bıraktım?" hikâyeleri anlatılıyor. Ağzını yayarak "alignment", "benchmark", "know-how" diyen herkes, kendini kariyer vandallığı yapmaya yetkili sanıyor.
Eskinin kabadayısı mahallede "çete" kurardı. Şimdikiler plazada "network" kuruyor. Eskinin mahalle abisi "Benimle takılmıyorsan bu semtte işin zor" derdi. Şimdiki plaza abisi ise "Biraz daha görünür olman lazım" diyor.
Dün mahallede "arka çıkmak" neyse, bugün plazada "backlemek" aynı şey. Eskinin narasının yerini ise "CC’ye genel müdürü de ekledim, ayağını denk al!" tehdidi aldı. Yani sistem aslında eski alışkanlıkları yeni isimlerle pazarlıyor. Ha yumurta topuk ayakkabıyla mahallede volta atmışsın... Ha elinde karton bardak kahveyle plazada "strateji" kasmışsın...
Sonuç olarak öz aynı: Güç gösterisi, aidiyet oyunu ve bitmek bilmeyen bir kibir... Bu açıdan bakıldığında, modern çalışma hayatı takım elbiselerin içine gizlenmiş kadim bir sokak kavgasından başka bir şey değildir.
Halbuki insan ömrü gerçekten çok kısa. Toplantıda sözü kesildi diye üç gün kin tutarak, mailde kime CC düşüldüğünü hesaplayarak veya bir başkasının koltuğuna göz dikerek bir ömür geçirmek çok pahalı bir saçmalık değil mi?
The world, Europe, and Spain have faced this critical moment before. In 2003, a few irresponsible leaders dragged us into an illegal war in the Middle East that brought nothing but insecurity and pain.
Our response then must be our response now:
NO to violations of international law.
NO to the illusion that we can solve the world’s problems with bombs.
NO to repeating the mistakes of the past.
NO TO WAR.
https://t.co/KpRjBfwY4B
Ne acınası bir durum. Adam iha var, togg var, kaan var diye şov yapıyor. Öbür yanda yangınını söndürecek uçak yok, selde kullanılacak bot yok, madende maske yok, depremde yaşayanları tespit edecek cihazlar yok, aslında bir bok da yok. Tek bir şey var: itibar.
Ve de gazeticilerin tutuklanması artık kanıksanmış. En etkili, popüleri de olsa…Maalesef yine haksızca tutuklama, gözaltı yapılan oyuncu, şarkıcılara gösterilen desteğin yarısı bile gelmedi toplumdan.
Kimse kimseyi kandırmasın.
Fatih Altaylı bu kadar etkili bir yayıncılık yapmasaydı...
Tüm kesimler tarafından izlenme rekorları kırmasaydı…
Sadece muhalefete eleştiriler getirseydi ve hatta onlara çok ağır sözler kullansaydı…
Tutuklanmazdı.
Bu hukuk, bu adalet, bu insanlık değil. Sindiremediklerini, başarısına erişemediklerini ve hatta kıskandıklarını cezaevine atıyorlar.
Ben de üzülerek ifade ediyorum ki İstanbul’un göbeğinde, şu kadar basitçe gerçekleşen bir saldırıya karşı önlem alamayan ya da savuşturamayan bir genel başkana ülke teslim etmezler. Suç işlemeyi meslek edinmiş çeteler ya da benzeri karanlık odaklar değil sadece demek istediğim, halk nazarında son derece karizma zedeleyici bir manzara yaşandı ne yazık ki bugün, insanların iktidara taşıdıkları liderlerde görmek isteyeceği bir manzara kesinlikle değil bu. CHP’nin mali kaynakları bunun için fazlasıyla yeterli ancak buna benzer saldırıları önlemek için Erdoğan gibi devlet imkanlarıyla tertiplenen tabur büyüklüğünde bir koruma ordusu taşımak ya da Bahçeli gibi ülke sathına yayılmış ‘resmi olmayan’ bir güvenlik teşkilatına sahip olmak zorunda da değilsiniz. Zaten her iki örnek de güvenliği sağlamaktan çok gövde gösterisi işlevi görüyor. Sizin amacınız sadece güvenliğinizi sağlamak. 1 Milyonu aşkın üyeniz, katrilyonlarca bütçeniz ve %30’un üstünde oyunuz varsa bunu da yapabilmeniz gerekir.
Benim aklıma direkt olarak Necmettin Erbakan’ın, hem de çok çalkantılı bir dönemde koruma görevini üstlenen kung-fu’cu Sakaryalılar grubu geldi. CHP’nin öyle bir yapılanmayı şimdiye kadar kurmamış olması büyük gaflet bana göre. Ülkeyi çetelerden, illegal silahlardan, suç örgütlerinden temizlemeyi vaat etmekle genel başkanını bile korumaktan aciz halde olmak aynı iki şey olmamalı.