İbn Ömer'den Resûlüllah (sav)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Sarık sarmaya devam ediniz. Çünkü o meleklerin simasıdır. Onları sırtınıza sarkıtınız."
(Taberanî).
Dervişe sordular: İnsanın başına gelecek en güzel nasip nedir?
Derviş şu cevabı verdi: En güzel nasip, herkesin bir şeyler anlatmak istediği şu yalan dünyada seni dinlemek isteyen birine rastlamaktır.
Lâ Edrî
İmam-ı Rabbânî Hazretleri bir müridine şöyle buyurdu:
— “Git… Âdem Benûrî’yi küfürden kurtar.”
Mürid bu söze hayret etti. Zira Âdem Benûrî zahirde zühd ve irfan ehli bir kimse olarak tanınırdı. Lâkin edeben sustu, emre teslim olup yola çıktı.
Huzuruna vardığında Âdem Benûrî’nin:
— “Kalbim Allah sevgisiyle öyle doldu ki, Muhammed’e yer kalmadı…”
dediğini işitti.
İşte o an İmam’ın muradını anladı.
Bunun üzerine, Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah (celle celaluhu) sevgisinden ayırmayı men eden âyet-i kerîmeleri okumaya başladı:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin…”
(Âl-i İmrân, 31)
“Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”
(Nisâ, 80)
Âyetleri dinleyen Âdem Benûrî, düştüğü hatayı idrak etti. Gözyaşları içinde tevbe ederek:
— “Anladìm ki Allah’a giden yolun kapısı Muhammed Mustafa’dır sallallahu aleyhi ve sellem.” dedi...
“Allah’a tevekkül eden kimsenin kalbi güçlü olur. Kuruntular ona tesir etmez, olaylar ve musibetler onu sarsmaz. Çünkü o bilir ki bunlar, nefsin zayıflığından ve gerçekte bir dayanağı olmayan korku ve gevşeklikten kaynaklanır.”
Abdurrahman es-Sa‘dî رحمه الله
Yûsuf aleyhisselam'ın duası:
"...Teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn."
Anlamı: “…(Ey Rabbim!) Beni müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
(Yûsuf sûresi, 101)
Nasipse Medine'de son bulsun bu hayat,
sana yakın olmak en büyük saadet,
senin dizinin dibinde ölmek benim için
en büyük bayramdır ya Resulallah ﷺ
صلوا على نبينا محمد ﷺ
LÂ İLÂHE İLLALLÂH kavlinde hiç dudak harfi yoktur. Bu sebeple dudak hiç oynatılmadan rahatlıkla söylenebilir.
Bunun bir hikmeti de şudur:
İnsan ölüm esnasında dudağını bile kıpırdatmaktan aciz olur. Kişi o esnada kelime-i tevhidi rahatlıkla söylesin diye hiç dudak harfi yoktur.
Ebu'l-Hasan el-Maverdi der ki;
Eğer gizli hâlleriniz ortaya çıksaydı, birbirinize olan nefretinizden dolayı birbirinizi defnetmezdiniz."
Edebü’d-Dünya ve’d-Din
İbnü’l-Mübarek (rahimehullah) şöyle demiştir:
“Ben, Arefe günü akşamı Süfyân es-Sevrî’nin yanına geldim ve onu diz çökmüş halde buldum; gözlerinden yaşlar akıyordu.
Ben de ağladım. O bana dönerek: ‘Benden bir ihtiyacın mı var?’ diye sordu.