"BİZ VE ONLAR"
Türkiye din üzerinden "biz ve onlar" ayrımının yapılamayacağı kadar karmaşık bir yapı. "Biz" denilen yapı bin parçalı, bin duygulu, bin meşrebli, bin anlayışlı. "Onlar" denilen yapı da öyle
Bugünün Türkiyesinde din üzerinden tanımlanan "Biz" kim? Müslümanlar mı? Hangi müslümanlar? Diliyle "Lailaheillallah" diyen herkes buraya girer mi? Yoksa kalbine de mi bakmamız lazım? Nasıl bakacağız? "Biz" Namaz kılanlar mı? Tesettürlü olanlar mı? Mesela açık olup namaz kılanlar "bizden mi?" Hangi TV kanalı ya da hangi gazete "bizden?" Hangi siyasetçiler "bizden?" Hangi iş adamları derneği "bizden?" Mesela komşusu açken şatafat içinde yüzen bizden mi? "Biz" "Ehl-i sünnet midir?" Mesela "biz'in" içinde Işid, Şiiler ya da diğer gruplar var mı? Mesela etnik kökenlerimiz "biz'in" neresinde Mesela bugün herhangi bir muhalif partiye oy veren "bizden" mi? Mesela Gazze'de devam eden soykırım üzerinden bile "biz" olabilen bir yapı var mı? Mesela haram yiyen, kul hakkına giren, kamu malını israf eden, adaletsizlik edenler "bizden" olabilir mi? Mesela, "zulüm bizden olunca, biz kimden olacağız?" "Biz'in" ölçütünü kim koyacak; Cübbeliler mi, cübbesizler mi? Gerçekten bugününün Türkiyesinde bir "ehl-i sünnet velcemaat" varsa, bunlar somut olarak kimler? Hangi dini grup, tarikat veya cemaat? Bu kadar tekfirin, kavganın, ayrışmanın ortasında nerede uzlaşacağız? Hamasete ve ezbere sığınmadan bu sorulara gerçekten tatmin edici cevaplar üretebilir miyiz?
Benzer sorgulamalar kendini "seküler, Atatürkçü, Ulusalcı, Türkçü, aydın, çağdaş" olarak tanımlayan kesimler için de geçerli. Onların da ezberlerin, sloganların, dayatmaların ötesinde sorgulamalara ihtiyacı var. Onların da bizi bugüne sürükleyen bazı acı deneyimlerden yeni şeyler öğrenmeye ihtiyacı var. Onların da "biz" meselesini sorgulamaya ve ötesine geçmeye ihtiyacı var
Her grubun öfkeden, nefretten, düşmanlıktan beslenen kesimleri var; bunlar da zıt kamplarda görünmesine rağmen zihniyet olarak aynı karanlığın yolcusudur.
Dine en şiddetli ve en sistematik saldırıların olduğu toplumlardan biri olduğumuz doğru. Bu gerçeği elbette ıskalamamak lazım. Ancak kadim nefretin yanında bugün özellikle gençler arasındaki din nefretinin kökenine dair özeleştiriyi de mutlaka yapmak lazım. En fazla din nefretinin olduğu toplumlardan biri olduğumuz doğru ancak en fazla din istismarının olduğu toplumlardan biri olduğumuz da başka bir gerçek.
Din üzerinden zoraki bir "biz ve onlar" ayrımını yapanların önemli bir kısmının derdi esasında din değil, dünyalık ganimetlerdir. Çünkü derdi gerçekten din olan, bu devasa toplumu siyasi tercihleri üzerinden ortadan ikiye bölüp yarısını peşinen din dairesinin dışına atmaz
Muhatabımızın niyeti, ajandası, söylemi ne olursa olsun biz "herkes için adalet" söylemini savunmakla mükellefiz. Muhatabımızda adalet ve insaf olmasa da, bizde olmak zorunda. Muhatabımıza benzediğimiz gün onlardan farkımız kalmamış demektir. Bu durumda kazanmanın veya kaybetmenin bir farkı kalmaz
"Özeleştiri" yapmayan her grup yavaş yavaş eleştirdiği zihniyete dönüşmeye başlar. Özeleştiri yapmayan bir toplum yozlaşır ve içten çürür. Kendi günahlarını sürekli ötekinin günahlarını sayarak aklamaya çalışır. Azgın bazı grupların olması bu gerçeği değiştirmiyor. Bizi kend tavrımızdan sorumluyuz.
Üstelik uzun zamandır zaten kaybettiğimiz ve bu yüzden ciddi bedeller ödemekte olduğumuz özeleştiri ahlâkını bir grubun tutumu üzerinden rafa kaldırma girşimleri ateşe benzinle gitmekten farksız. Tam da bu koşullarda daha yüksek sesle özeleştiri yapmalıyız.
İktidar sahibi olmak, sorumluluk makamında olmak, yönetici olmak, yetkiye talip olmak eleştirilmeyi, suçlanmayı, sitem edilmeyi baştan kabullenmektir. Tam da bu yüzden yüz yıllar önce Şeyh Edebali Osman Gaziye;
Ey oğuI, artık Bey’sin!
Bundan sonra öfke bize, uysaIIık sana
GücenikIik bize, gönüI aImak sana
SuçIamak bize, katIanmak sana
demişti.
KKTC'deki İrsen Küçük Ortaokulu'nda bir öğrenci yine başörtüsüyle okula alınmadı.
Başörtüsü düşmanı Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası ve okul yönetimi okulun demir kapısını öğrencinin ve ailesinin üstüne kapattı.
bekliyoruz ve ummak istiyoruz. bütün dikenli çalılara rağmen.
tutunmak istiyoruz akıntıya kapılmış bir çam kütüğüne
kaçırdığımız tüm dolmuşlara rağmen
koşmayı bırakmamayı tembihlese de kederimiz
yürüyerek kovalamak istiyoruz hayırsız evlat olan hülyaları
Erken açacaktı badem çiçekleri
Soğuğa dayanamacaklarını bildikleri halde
Birilerine umut olmak için
Açtılar ama birilerine çare olamadılar.
Ve onlarda dökülmek istediler.
Şimdi geriye
çıplak dalları ile badem ağaçları kaldı.
Biz hiç yazı görmedik
Kışta mı doğduk dediler
Bir insanı kendisi kadar , kendi düşünceleri , dertleri , korkuları ve noksanlari kadar ne meşgul edebilirdi?
Sabahattin Ali / İçimizdeki Şeytan syf.37
Belki olmasa idi ufkumuzda o karanlık sis
Hiç kaybolmasa idi o esrarengiz his
Olmasaydı gönül zincirlerimizde o pas
o zaman belki bir usta kaptan gibi yaklaşırdik gönül limanına
soluk bir belediye bankına çöktü bir hayalet .
puslu korkak bir havada yığıldı içine dev şehir
düğümlendi ve kurudu bütün arz-ı meramı.
boş bir kuyuya baktı son sigarası kalana denk
Ya da bi sonbahar sarardı de
Düşen her bi yaprakta uzaklaştı de
Deki gövdeden dal kırıldı, kopan candı
Yıkıldı de, deki öldü de
Yaşamazdı, olsun de, deki bitti, bitti de
Kardı yağdı, yağmurdu aktı, sonra toprağa karıştı
Kurudu soldu de
Ne bileyim işte, kısaca öldü de
Murat ince