Bakıyorum da devir ne kadar kötüleşti ya, kimsenin kimseye tahammülü kalmamış, herkes kendini düşünür olmuş, arkadaşlıklar bile çıkar ilişkisine dönmüş.. Sadece kıymetinizi bilenlere, sizi önemseyenlere değer verin arkadaşlar, gerisi çöp👋🏻
"Şeker Portakalı" romanında, babasından yediği acımasız bir dayağın ardından Zeze, tek sırdaşı Portuga'ya babasını öldüreceğini söyler.
Portuga dehşete düşüp bunu nasıl yapacağını sorduğunda, o küçük çocuktan şu sarsıcı cevabı alır:
"Öldürmek, Buck Jons'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil, onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek...
Ve bir gün büsbütün ölecek.."
Bu sahnedeki gerçeklik, insan bağlarının nasıl koptuğuna dair net bir yüzleşmedir.
Birini hayatınızdan çıkarmak için fiziksel bir eyleme, gürültülü kavgalara veya büyük vedalara ihtiyacınız yoktur.
Kalbinizdeki o sessiz mahkemede birine duyduğunuz sevgiyi ve inancı geri çektiğiniz an, o kişi sizin için zaten ölmüştür…
İyi geceler..
İlişkilerin hesaba, samimiyetin çıkar cetveline bağlandığı bu devirde hakiki iyiliği seçebilmek zorlaştığı gibi, ne yazık ki iyilerin de kıymeti bilinmiyor. İnsanların gerçek yüzünü ancak menfaatleri sınandığında görebildiğimiz doğru; fakat çıkar gözetmeden yaklaşan, fedakarlığı yük saymayan o az sayıdaki iyi insan denk geldiğinde de el üstünde tutulmak yerine çoğunlukla çantada keklik görülüyor. İyilik, hak ettiği saygıyı görmek yerine maalesef suiistimal edilebilir bir zayıflık gibi algılanıyor. Çıkar dünyasında vefa ve dürüstlük karşılık bulamadığı için, gerçekten iyi olanlar ya kırılıp kabuklarına çekiliyor ya da zamanla sessizleşip uzaklaşıyor.
Yani sadece "iyi insanı bulmak" değil, denk geldiğinde o insanın kadir kıymetini bilebilmek de artık bu devrin en büyük eksikliği..
Narsistler manipüle eder, sizi suçlar , ve sanki hiçbir şey yapmamış gibi hayatlarına devam ederler.
Siz ise belki bu sefer anlar umuduyla saatlerce kendinizi açıklarken sadece kendi ruhunuzu tüketirsiniz.
Duymak istemeyen bir sağır, anlamak istemeyen bir zihin vardır karşında. Duvara konuşmayı bırak. Onları anlamaya çalışmak yerine kendi enerjini korumaya al.
Futbolculara sağlanan özel imkanlar yeniden gündeme gelirken, sosyal medyada Avrupa şampiyonu ve dünya ikincisi Filenin Sultanları ile yapılan karşılaştırmalar dikkat çekti.
Ben insanları hayatımda koyduğum yerden asla kolay kolay indirmem. Benim dünyamda bir insanın yeri değerlidir; sabrederim, çabalarım, kırılan ne varsa onarmak için uğraşırım. İnsanların hatalarından çok içlerindeki iyi niyete bakarım hep. Kolayca arkasını dönüp gidenlerden olmadım hiç. Eğer birisi benim hayatımdaki yerini kaybettiyse, bunun için gerçekten çok çabalamıştır. Bu asla bir günde, bir kalemde olmamıştır. İlmek ilmek, hata hata kendi sonunu kendi hazırlamıştır. Hak etmek için emek vermediği o değeri, kaybetmek için çok uğraşmıştır. Ben kimseyi yarı yolda bırakmam; sadece artık benimle yürümek istemeyenin elini bırakırım. Bir kere o gözden düşüldü mü, bir daha ne yapılsa nafiledir. Çünkü benim sabrım ne kadar uzun ve sessiz sürdüyse, vazgeçişim de o kadar kesin ve geri dönülmez olur.
sizi emek verilmeye değer bulan herkes, sizi kaybetmemek için dünyanın öteki ucuna bile gidebilir. insan bunu en çok kendisine bakarak anlar. ben sevdiğim için neleri göze alıyorsam, pekâlâ o da alabilir. alamıyorsa ya sevgisi noksandır ya da sizi o kadar da umursamıyordur.
Nil Karaibrahimgil, 3 yaşındaki oğlunu düşünerek yazdığı
Şarkısının klibinde de karda yürüyen oğlu yer alıyor
Şarkı çocuğuna bıraktığı ömürlük bir mektup gibi...
Bağ kurmak sorumluluk almaktır. Sorumluluk almak; ilgilenmek, zaman ayırmak, önemsemek, değer vermek demektir. İncitmemek için özen göstermektir. Bir insanla, bir çiçekle ya da bir hayvanla; fark etmez. Sorumluluk yoksa gerçek bir bağ yoktur.
Fazla, israf eder.
Her şeyi... Gerektiğinden fazla, haddinden fazla, hak ettiğinden fazla, layığından fazla;
fazla anlayış, fazla iltifat, fazla şefkat, fazla sevgi, fazla alaka, fazla cömertlik... Tam aksi şiddette tezatını yaşatır size. Fazla israftır, her şeye layığını verin.
Samimiyet kokan her şeyi severim. İnsan olsun, nesne olsun; fark etmez. Bir elbiseyi markasına bakarak değil, içinde mutluysam giyerim. İçten verilen yavan ekmekle de doyar, huzurla kalkarım. Açlıktan ölsem dahi soğuk bir tavırla uzatılan bala dokunmam. Samimiyet varsa hayattan keyif alırım. Samimiyetin olmadığı yerde önce keyfim kaçar, sonra ben. Bana samimiyet lazım azizim, samimi niyet.
Sakın unutma...!
Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu bir şey kaybettirmez. Bahanesi basit insandan, kaliteli muhabbet çıkmaz.
Bırak selamı, ziyan olmasın zamanın....
Lev Tolstoy