81’inci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda sessiz milyonların sesi olan, hakkın ve haklının yanında duran; açık, güçlü ve etkileyici mesajlarıyla Türk milletinin haklı duruşunu ve iradesini bütün dünyaya duyuran Sayın Cumhurbaşkanımıza bir kez daha teşekkürlerimi ifade ediyorum
Mansur Yavaş “Maneviyatsız ülkücülüğün CHP’den farkı yok” çıkışını Zaman Gazetesine yapmış ardından CHP’ye transfer olmuştu.
Hu şu içinde CHP’de 12 yıldır siyaset yapan Yavaş, dün itibarıyla oradan da istifa etti.
Şimdi nasıl konumlanacak ona gelen manevi habere bağlı sanırsam…
İSRAİL’İN MEMNUN OLDUĞU PROVOKASYON DANSLARI
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge”; yarım asırlık bir terör belasını ortadan kaldırmayı, bölgeye huzur, istikrar ve güven getirmeyi, terör örgütlerini taşeron olarak kullanan ABD ve İsrail’in oyunlarını bozmayı ve etnik fitneyi bitirmeyi amaçlıyor. Hedef kutsal, bu amaç halistir. Bu amaca hizmet eden kim varsa, insanlığın huzuruna ve Türkiye’nin geleceğine hizmet eden biri olarak tarihe geçecektir.
Elbette “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerinin önüne geçerek kan dökmeyi, insanlara acı çektirmeyi ve emperyalizme hizmetkârlığını sürdürmek isteyen odaklar da bu süreçte boş durmamaktadır. Süreç içerisinde bunlar, yaptıkları açıklamalarla defalarca kendilerini deşifre etmiştir. Bölücü talepler sıralayan ve bölücü söylemler kullananlara, bir de PKK’nın kendisini feshedecek ve silah bırakacak olmasından kaygı duyanlara bakın. Karşıt görünüyor olsalar da aslında aynı odaklara hizmet ettiklerini kendi açıklamalarıyla ortaya koymuşlardır.
Kimi sahte milliyetçiliği, kimi sahte Öcalancılığı maske edinerek kan düzeninin sürmesini, emperyalizm borsasının kazanmasını istemektedir.
Mesela milliyetçiliği maske edinen Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ gibileri, siyasi ve kişisel menfaatleri söz konusu olduğunda PKK ile defalarca ittifak yapabiliyor, sınır ötesi terörle mücadeleye çok açıktan karşı çıkabiliyorlar. Ama her ikisi de şimdi “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” sürecine karşı çıkıyor.
Mesela Öcalan, terör örgütünü kuran ve örgüt mensupları tarafından “Kurucu Önder” olarak muhatap alınan bir isim olarak, “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı ömrünü tamamlamasına yol açtı. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt veremez. Silah bırakma çağrısında bulunuyorum ve bu tarihî sorumluluğu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın, karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” açıklamasını yapıyor.
Ama Öcalan maskesi takan, “Önderimiz Apo” diyen Sırrı Sakık, Tülay Hatimoğulları, Cemil Bayık, Çetin Arkaş gibileri ve bazı Amedspor yöneticileri, DEM’li bazı belediyeler hâlâ “savaş, kan, bölücülük, tahrik, ayrışma, çatışma, özerklik, resmî dil, dört parçalı Kürdistan, Cumhuriyet düşmanlığı” söylemleri etrafında provokasyon dansı ediyorlar.
Bu provokasyon dansından en çok memnun olanın, elbette “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerinin en çok darbe vuracağı İsrail olduğu bir gerçektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçtiğimiz günlerde “Siyonist katliam şebekesi başta olmak üzere hangi odakların Terörsüz Türkiye sürecinden rahatsızlık duyduğunu biliyoruz. Allah’ın izniyle bunlara umdukları fırsatı vermeyeceğiz.” diyerek “dikkatliyiz” vurgusu yapmıştır.
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge”, bölgedeki dört ülkeyi doğrudan ilgilendirmektedir. O yüzden Türkiye, Irak, İran ve Suriye; bu süreçte istişareli, uyumlu ve dayanışma hâlinde hareket ederek terör örgütlerinin yeniden yeşermesine ve ABD-İsrail ikilisine taşeronluk yapmasına imkân vermeyecek bir yapı oluşturmalıdır.
Başına musallat olan ABD ve İsrail ile uğraşan İran’ın bu süreçte yaptığı, “Türkiye, Irak, İran ve Suriye, köklü bir çözüm için dört ülke olarak el ele vermeli. Silahlar yere bırakılmadan barış olmaz. PKK, PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını yere bırakmalıdır. Terör konusunda Türkiye’nin güvenliği İran’ın güvenliğidir, İran’ın güvenliği de Türkiye’nin güvenliğidir. İş birliğimiz gelişmelidir.” açıklaması, bu sürece dair önemli bir gelişmedir. Kendilerinin PKK ilişkilerini sorgulamaları da elzemdir.
Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki iş birliği sistemli hâle gelmişken, İran’ın da bu sisteme eklenmesi etkili olacaktır.
Yalnız İran’ın yıllardır sürdürdüğü mezhep temelli çatışma projelerini de bölgenin huzuru ve güvenliği için terk etmesi gerekmektedir. İran ve diğer komşularımız artık “Nerede birlik, orada dirlik” ölçüsü etrafında birleşmelidir.
Aksi halde İsrail pusuda bekliyor.
https://t.co/NhZHhsCF06
TÜRKEŞ'siz Türk milliyetçiliği dediler
TÜRKEŞ"siz MHP dediler
Ve şimdi
DEVLET BAHÇELİ'siz Türk milliyetçiliği diyorlar
DEVLET BAHÇELİ 'siz MHP diyorlar
O zamanda taviz vermedik Şimdide taviz vermeyeceğiz
Ömrünü bu davaya adamış liderimizin izinden bir milim sapmayacağız
TRİBÜNLERDE ARADIĞIM SENİN İKİYÜZLÜLÜĞÜN
2019 yerel seçimlerinde, her ikisi de İYİ Parti’de Genel Başkan Yardımcısı iken, HDP Eş Başkanı Sezai Temelli’nin “Kürdistan’da kazanacağız, Batı’da da MHP ve AKP’ye kaybettireceğiz.” şeklinde ifade ettiği ittifak sistemi için canla başla çalışmış olan Ümit Özdağ ve Yavuz Ağıralioğlu, Zafer Partisi’nde sözde “Türkiye’nin hâlini konuşmak” için geçtiğimiz gün buluşmuş!
Biliyorsunuz, Yavuz Ağıralioğlu, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’li ittifakın içinde olmamak ve yeni kuracağı partiye bozuk bir imaj verdirmemek adına İYİ Parti’den bu bahaneyle ayrılmıştı. Yoksa o da “Bu zafer aynı zamanda HDP’nin zaferi ve başarısıdır.” diyen CHP’li belediye başkanlarının peşinden çok iyi koşturuyordu.
Ümit Özdağ ise 2023 seçimlerinde, 2-3 bakanlık uğruna önce AK Parti ile pazarlık yapmış; oradan kapılar yüzüne kapatılınca bu sefer HDP ile ittifak anlaşması yapan CHP’ye bu pazarlık için gitmişti. “PKK’nın siyasi uzantısı HDP burada varsa ben gelmem, ben yokum.” demeden, alacağı bakanlığa ve kendisine verilecek kurumlara odaklanmıştı. Burnu sadece siyasi menfaat kokusu alıyordu…
Bu iki modelin buluşmasından sonra düzenlenen basın toplantısında, PKK ile aynı atmosferde siyasi menfaat kovalayan Ümit Özdağ, benim kendi maskelerini düşüren yazılarımı saptıran karaktersiz muhalefet medyasının ürünlerini güçlendirmek için şunları söylemiş:
“Ya da statlarda vatandaşın Abdullah Öcalan’a tepkisini dile getirmesinden rahatsız olan ve ‘Bu ilk tepkiyi kim dile getirmişti, o bulunmalı.’ diye arayış içine girenlerin de Türk vatanının üzerinde yazan yazılardan rahatsız olan DEM ve Sırrı Sakık benzerlerinin açıklamalarından rahatsız olmamasının normal olduğunu görüyorum.”
Oysa benim yazımda, “Terörsüz Türkiye” karşıtı sloganları atanların; Ümit Özdağ gibi PKK ile ittifak yapmış, onun gibi sınır ötesi terörle mücadeleye karşı çıkmış adamların tribün pozlarına bakarak ondan mı etkilendiklerini ve terör devam ederken CHP merkezli PKK ittifaklarına ses çıkarmayan ikiyüzlülüğü vurgulamıştım. Yazımın makul bir temeli ve somut örneği vardı. Zaten yazımın tamamını sonradan okuyanlar, yönlendirmelerle yazdıkları tepki yorumlarını da silmiştir.
Ümit Özdağ, eski ortakları DEM’in içindeki bölücü, gereksiz ve toplumun sinir uçlarıyla oynayan bazı açıklamalara tepki göstermediğimizi iddia ediyor. Yaptığı en iyi iş olarak yine yalan söylüyor.
“Karşıt Görünen Tarafların Aynı Yere Hizmet Eden Provokasyonları” başlıklı yazımda, “Sözde Kürdistan paçavraları açan, asan; dört parçalı Kürdistan’ın varlığından bahseden; öldürülen teröristler üzerinden taziye çadırı provokasyonu yapan ve hâlâ bölücü taleplerde ısrar edenler var. Emin olun, bunlar Siyonizmin kucağında oturan ve İsrail’in bölgedeki projelerini sürdürmek isteyen çevrelerdir.” diyerek, onların da Ümit Özdağ gibi İsrail’in bölge politikalarına çalışanlar olduklarını söylemiştim.
Biz, Öcalan’ın aleyhine kimin slogan attığının peşinde koşmuyoruz. Ama “Terörlü Türkiye” günlerinde PKK ile ittifak yapmış Ümit Özdağ gibi adamların PKK konusundaki ikiyüzlülüğüne tepki gösteriyor ve bu konuda tutarsız olan tribünleri “Terörsüz Türkiye” karşıtlığı için kimin organize ettiğini sorguluyoruz.
Mesele, tribünlerde atılan sloganları tribün liderlerine “Öğrencilerime çatışma, iç savaş ve hükümete darbe gibi konularda ödevler verdim; kışkırtıcı düşünmeleri, yaratıcı olmaları lazım.” diyen Ümit Özdağ yazıp veriyorsa daha net konuşabiliriz. Bir tanesi çıksın, bu sloganların hikâyesini izah etsin.
Aslında herkes ne dediğimizi, ne yapmak istediğimizi anlıyor. Zaten öğrencilerine bunları ödev olarak veren adamlar da kendi Siyonist misyonlarını yerine getiriyor.
Dört parçalı sözde Kürdistan peşinde koşan ve Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı MDC’de Kürt Çalışmaları Programı’nın başkanı olan Ofra Bengio’yu “İsrail’in en iyi güvenlik uzmanlarından, saygıdeğer Prof. Ofra Bengio” şeklinde tarif eden Ümit Özdağ, hâlâ maskesinin düşmediğini mi sanıyor?
Tribünler, dikkatli olun; oyuna gelmeyin.
https://t.co/68lSwR9QpE
HERKESİ KÖR, ÂLEMİ SERSEM SANAN İKİLİ
Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan tarafından kurulan ve “Önderimiz Apo” diyen partilerle kurduğu ittifaklarla yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gündem olmuş İYİ Parti ve Zafer Partisi, çaresizce “Terörsüz Türkiye” projesi üzerinden nasıl bir siyasi istismar alanı bulabiliriz diye çırpınıyor.
Bunu yaparken de herkesi kör, âlemi sersem sanıyorlar.
Terör devam ederken PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifaklar kuruyorlar, anayasa taslakları hazırlıyorlar, terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkıyorlar… Ama o partilere “Teröre cephe alın. Türkiye partisi olun.” dendiğinde şiddetle karşı çıkıyorlar.
Müsavat Efendi, HDP ile ittifak kurdukları günlerde ne diyordu?
“HDP’li TBMM Başkanvekili oturumları yönetiyor ve hepimiz de onun yönetimine katılıyor muyuz? Bu meşru mu, gayrimeşru mu tartışmasına en iyi cevaptır.”
Yani diyorlar ki: “Sırtımızı İmralı ve Kandil’e dayadık.” diyen Öcalan’ın kurduğu partiler, siyasi menfaatlerimiz söz konusu olduğunda ve işbirlikçi ihanetlerde verilen görevlerimiz için lazım.
“Terörsüz Türkiye” sürecine saldırarak siyasette tutunma mücadelesi veren Müsavat Dervişoğlu, geçtiğimiz günlerde çıktığı NOW TV’de bu arayışını sürdürmüş ve aslında yine nasıl ikiyüzlü siyaset yaptığını ispatlamıştır.
Mesela diyor ki:
“Ben neyim?” diye soruyor Öcalan. “Vatan haini, bebek katili, Cumhuriyet düşmanı, millet düşmanı, Kürt’ün de Türk’ün de müştereken düşmanı ve bu zamana kadar bu topraklarda akan kanın sorumlusudur kendisi. Kendisine statü arayışı zaten bizim vermiş olduğumuz bu sıfatlardan muzdarip olmasından kaynaklanıyor.”
Düz baktığınızda “Ne var bunda?” diyebilirsiniz. Evet, kurduğu terör örgütüyle Türk milletine acılar yaşatan biri, bu sıfatların hepsini ve fazlasını da hak ediyor.
Mesele burada Öcalan’ın bu sıfatları hak etmesi değil; Öcalan’ın kurduğu partilerle siyasi ittifak ve iş birliği söz konusu olduğunda “Bebek katili Öcalan’ın kurduğu partilerle biz siyasi menfaat için yan yana gelmeyiz.” diyemeyenlerin, söz konusu “teröre cephe alma, silah bırakma, terör örgütünü feshetme” olunca neden böyle çıldırmış rollerine girdikleridir.
Söz konusu siyasi ve kişisel menfaat olunca ne PKK ne de Öcalan hiç umurlarında olmuyordu.
Mesela 2019 yerel seçimlerinde “HDP’nin başımın üzerinde yeri var. HDP’lilere layık olmaya çalışıyorum.” diyen Ekrem İmamoğlu’nun, “Mersin’deki zafer aynı zamanda HDP’nin başarısıdır.” diyen Vahap Seçer’in ve “Ajans izin verirse HDP ile görüşürüm.” diyen Mansur Yavaş’ın peşinde, dilleri dışarıda pay kapmak için koşturuyorlardı.
Müsavat Dervişoğlu, HDP’nin “İzmir’de bizim profilimize en uygun aday.” dediği ve “HDP’lilerin gücüne güç katmaya geldim.” ifadelerini kullanan Tunç Soyer ile selfie çekilmek için gerdan kırarken ne “Önderimiz Apo” diyen ne de “Sırtımızı İmralı’ya dayadık.” diyen Öcalan’ın kurdurduğu HDP aklına geliyordu.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de PKK ile kurdukları ittifakta, alacakları bakanlığa ve kurum kontenjanına baktıkları için böyle bir hassasiyetleri yine yoktu. HDP, Kemal Kılıçdaroğlu ile ittifak anlaşması yaptıktan sonra seçim meydanlarında “Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy Kemal Kılıçdaroğlu’na.” diye oy toplarken, içinde bulunduğu ittifaktan rahatsız olan bir Müsavat Dervişoğlu veya bir Ümit Özdağ gören oldu mu?
Öcalan “Silahları bırakın, örgütü feshedin.” demediği ve terörün devam ettiği günlerde PKK’nın siyasi uzantılarıyla iş birliği ve ittifak yapanlar, Öcalan “Silahları bırakın, örgütü feshedin.” Dediğinde ve bunu güçlendirmeye adımlar atıldığında niye çıldırıyor? Bu ikilinin ruh hâlini tarif edecek psikiyatrist yok mu?
https://t.co/DzBjuz9X1E