Venezuela Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi Neirlay Andrade, soL Haber’in sorularını yanıtladı👇
📌'3 Ocak’ın anlamı budur: Yabancı jandarmanın sahneye çıkışı'
📌'Karşımızda bir politika değişikliği değil, efendilerin değişmesi var'
📌"'Antiemperyalist Maduro'ya karşı 'teslimiyetçi Delcy' şeklinde bir karşıtlık yok"
📌'Ülke topraklarında benzeri görülmemiş ölçekte bir ABD askerî gücü konuşlandırılmış durumda'
📌'Chávez’e karşı gerçekleştirilen darbeye öncülük eden patron örgütleriyle yasa hazırlıyorlar'
📌İsrail yeniden Venezuela'da: 'Netanyahu, bu grubun gerçek amacını bizzat açığa çıkardı'
📌'Krizden siyasi bir çıkış yolu inşa etmek ertelenemez bir ihtiyaç'
Söyleşiyi okumak için:
https://t.co/mTvDGpPeOn
Süleymancılar, Furkancılar ve karışan kafalar…
TÜM TARİKAT VE CEMAATLER DERHAL DAĞITILMALI, HOLDİNGLERİ DEVLETLEŞTİRİLMELİ!
AKP iktidarının ilk günden bu yana en büyük dayanaklarından biri her zaman tarikat ve cemaatler oldu.
Aynı zamanda devasa holdingler haline gelmiş olan bu karanlık yapılar, yıllarca iktidarın da desteğiyle devletin birçok kritik kurumunda mevzilendiler, büyüdükçe büyüdüler.
Bunun en öne çıkan örneği bilindiği üzere Fethullahçılardı. İktidarı bütünüyle kendi ellerine almak istediklerinde yaşananlar hâlâ hafızalarda.
Ancak hafızalara kazınan “kanlı final” sonrası dahi AKP iktidarı tarikat ve cemaatlerin üzerine gidecek hiçbir adım atmadı.
Son günlerde önce Süleymancılar, ardından da Furkancılara yönelik operasyonlar sonrası bu tartışma bir kez daha açıldı. Üstelik “iyi tarikat, kötü tarikat”, “yandaş tarikat, muhalif tarikat” gibi tuhaf bir kafa karışıklığı ve tuzak yaratarak…
Bu kafa karışıklığını yaratan AKP’nin bakanlarının ısrarla “tarikat ve cemaat operasyonu yapmıyoruz, bunlar suç örgütü” demek zorunda kalması boşuna değil.
Bu eksikli tarifi biz düzeltelim: Tüm tarikat ve cemaatler birer suç örgütüdür!
Bu açık gerçeği perdelemek için halkı “iyi tarikat, kötü tarikat” tuzağına çekmek istiyorlar.
Oysa iktidar kendi kontrolünde olan tarikat ve cemaatlerin boy atmasına izin veriyor, diğerlerini budayıp kendi hizasına sokmaya çalışıyor. Hepsi bu.
Ortada devasa boyutlara ulaşan holdinglere sahip tarikatlardan ve büyük bir pastadan söz ediyoruz. Bu pasta için boğazlaşma olmaması mümkün değil, bugün yaşadıklarımız tam da bunun yansımasıdır.
Adı geçen tarikatlar dahil hepsinin halk düşmanı olduğunu, bu düzenin aparatı olduğunu ve yıllarca iktidarla işbirliği yaptıklarını akıldan hiç ama hiç çıkarmamak gerekiyor.
Tarikat ve cemaatlerin iyisi, kötüsü olmaz!
Bir kez bu tuzağa düşünce halk düşmanı Fethullahçılardan, çocuk katili ve istismarcısı Süleymancılardan dahi “muhalif” çıkarmak mümkün hale gelir.
Bugün ülkenin tüm kurumlarına yerleşen Menzil, İskenderpaşa ve İsmailağa gibi tarikat ve cemaatler yarın iktidarla pasta kavgası için ters düştüklerinde “iyi” olmayacaklar.
TKP’nin sözü açık.
Tarikat ve cemaatlerin hüküm sürdüğü bu düzene ve onun iktidarına son verilmeli, tüm tarikat ve cemaatler derhal dağıtılmalı, bu karanlık yapıların halkı sömürerek elde ettiği devasa servete el konulmalı ve holdingleri devletleştirilmelidir!
🎥 Fidel: Anlatılmamış Öykü (2001)
ABD’li belgeselci Estela Bravo’nun objektifinden Fidel’in ve Küba Devrimi’nin hikâyesi…
Birinci tanıkların anlatımlarıyla; devrimin dönüm noktaları, Washington’ın emperyalist planları ve sömürü düzenine karşı verilen mücadele gözler önüne seriliyor.
Emperyalizmin saldırılarına ve sosyalizmi mahkûm etme çabalarına karşı, yalnızca Küba’nın değil, büyük insanlığın onurunu savunan Başkumandan Fidel, 100. doğum gününde devrimci mirasıyla yaşamaya devam ediyor.
Tarihi, sömürülenlerin ve direnenlerin gözünden okumak için “Fidel: Anlatılmamış Öykü” belgeselinin altyazılarını sizin için hazırladık. 🎥
İzlemek için: https://t.co/OvcNRggpO6
Yaşasın Küba Devrimi!
Yaşasın Fidel! 🇨🇺✊⭐
#CubaNoEstaSola #CubaVencera
#100AnosConFidel #Fidelle100Yıl
@siempreconcuba@PresidenciaCuba@CubaMINREX@Embacuba_Turqui
🇨🇺Küba ile dayanışma tüm stokları eritti
📍İrlanda’nın köklü kulüplerinden Bohemian FC’nin, gelirlerini Küba ile dayanışma kampanyasına bağışlayacağını duyurduğu yeni forması günler içinde tükendi
📍Kampanya için hazırlanan klipte dayanışmaya omuz veren ünlü Che posterinin çizeri Jim Fitzpatrick yer aldı ve Massive Attack'in ikonik parçası "Teardrop" kullanıldı
https://t.co/01R1pAaR8J
🇨🇺 FİDEL 100 YAŞINDA
Bugün Fidel’in doğumunun 100. yılı. Jose Marti Küba Dostluk Derneği olarak Küba Devrimi’nin tarihî lideri, Başkomutan Fidel Castro Ruz’u bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyoruz.
Küba halkının kaderini değiştiren bir devrime önderlik eden Fidel’in değeri, ülkesinin sınırlarını çoktan aştı. Fidel, emperyalizmin yenilmez olmadığını ve en zor koşullarda bile küçük bir ülkenin kendi yolunu çizebileceğini tarihin somut deneyimiyle kanıtladı. Fidel’in mirası, bugün tüm halklar için büyük önem taşıyor.
• Fidel’in mirası, halkın örgütlü gücüne güvenmektir.
• Fidel’in mirası, insan hayatını kârın üzerinde tutan eşitlikçi bir toplum fikrini savunmaktır.
• Fidel’in mirası, çocukların geleceğini piyasanın insafına bırakmamaktır.
• Fidel’in mirası, bilim ile toplumsal ihtiyaçları birbirinden koparmamaktır.
• Fidel’in mirası, yenilgiyi kabullenmek yerine her koşulda yeni bir yol arayan yaratıcı direniştir.
• Fidel’in mirası, bedeli ne olursa olsun bağımsızlıktan vazgeçmemektir.
• Fidel’in mirası, ihtiyaç duyduğu anda başka halkların yanında olabilmektir.
• Fidel’in mirası, insanlığın ortak sorunlarına ulusal sınırların ötesinden bakabilmektir.
• Fidel’in mirası, insanlığın geleceğine ilişkin iddiayı kaybetmemektir.
Fidel’in mirası, bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında Küba’ya duyulan saygının ve dayanışmanın nedenlerinden biridir.
Fidel’in mirası, küçük bir adanın büyük bir dünyaya söylediği en güçlü sözdür: Başka bir dünya mümkündür ve o dünya için mücadele etmeye değer.
🇨🇺 Yaşasın Küba Devrimi! ✊
🇨🇺 Yaşasın Fidel! ✊
#Küba #Cuba #100AñosConFidel #Fidelle100Yıl #NoMásBloqueo #CubaNoEstaSola #CubaVencera
ABD’nin Küba’ya yönelik ablukası yalnızca ekonomik bir yaptırım değil, doğrudan insan hayatını hedef alan bir kuşatma.
📌Yaşamları elektrikle çalışan tıbbi cihazlara bağlı 3 bin Kübalı çocuk ölüm tehdidiyle karşı karşıya. Küba’ya ulaşması gereken 9 bin konteynır ise baskılar nedeniyle rotasını değiştiriyor.
🖊️Ali Ufuk Arikan (@aliufukarikan) yazdı: Tüm dünyanın utanç hikayesi
https://t.co/z9J1bS11io
Önemli bir oylamada parti üye ya da vekillerini “serbest” bırakmak gelişkin bir demokrasi anlayışının değil ilkesiz siyasetin göstergesi olabilir ancak. Parti olmak taraf olmaktır. Yurttaş sorduğunda ne yapmak gerektiği, “gönlünden ne geçiyorsa onu yap” diyerek siyaset yapılmaz.
Cumhuriyet bir devrim sürecine doğdu. İleriye doğru atıldı. Büyük dönüşümler yaşandı. Bazı meselelerse çözümsüz kaldı, geriye gidişin dinamikleri bu tarihsel sıçramanın içine sinsice yerleşti.
Kürt meselesi çözülemedi örneğin. Karmaşık nedenlerle.
Şimdi bir karşı-devrim gündemde ve devrimin çözemediğini karşı-devrimin çözeceğine inanmamız isteniyor.
Olmaz, asla olmaz.
Hayat böyle parçalı değil.
Bu Türkiye her konuda bir yöne gidecek ama Kürt yurttaşlarımızı başka bir yöne, özgürlüğe, demokrasiye götürecek.
Bu olmaz.
Karşımıza çıkarılan hukuki çerçeve kendi başına bir anlam taşımıyor. Oraya sıkışıp kalınamaz.
Konu bir seçimi daha kazanma çabasından ibaret değil.
Konu “yeni” bir Türkiye’dir! “Yeni” Türkiye, eskidir, Yeni-Osmanlı’dır.
Türkiye etnik temeller üzerinde hiçbir sorununu çözemez. Dile getirilen Türk-Kürt ittifakı ya da Türk-Kürt-Arap ittifakı ancak bir emperyalist projenin kodlanması olabilir.
Bugün yaşananları “terör örgütüne taviz” diye okuyanlar yanılıyor. Tanık olduğumuz, çok kapsamlı bir dönüşümde yeni bir evreye geçiş girişimidir. Bu girişimin aktörleri doğru tespit edilmeli, tek bir noktaya odaklanılmamalıdır.
Bu sürecin başında doğrultu önemli demiştik. Çok alametler belirdi üstüne. Sadece şu son bir aya sıkışanlara bakmak yeterli. Ha bakınca “Ankara NATO planlarını bozuyor” sonucuna ulaşanları tarihe havale edebiliriz.
Hayır demek için fazlasıyla neden var. “Siz demokrasi istemiyorsunuz” diyenlere de söyleyecek çok sözümüz.
Değerli tiyatro yazarı, müzisyen dostumuz Bilgesu Erenus'u yitirdik.
1970'lerin ikinci yarısına damga vuran oyunu "Nereye Payidar" ile emekçi halkı, işçi sınıfını sanatı ve mücadelesinin omurgasına yerleştiren Bilgesu Erenus'u 1980 darbesi ardından yoğunlaşan karanlığa karşı verdiği mücadeleyle de hatırlıyoruz.
1990 ve 2000'lerde albümleri, konserleri, oyunları, senaryoları, romanları ile üretkenliğini sürdürdü.
Dostumuzu kaybetmenin üzüntüsüyle, sevenlerine, dostlarına, ailesine başsağlığı diliyoruz.
Yeni Parti niçin bu kadar savunmasız biliyor musunuz?
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" ismindeki çerçeve yasanın ucu anayasaya çıkıyor, bildiğiniz gibi.
Daha geniş açıdan bakıldığında; AKP Türkiye'sinin, Cumhuriyet düşmanı yeni Osmanlıcı düzenin kurumsallaşması, Sünni İslam'a dayanan ve etnik temelde kurulacak olan "Türk-Kürt-Arap ittifakı"nın Orta Doğu'da ABD hamiliğinde bir yayılım alanı bulması "fırsatına" dönük sermaye yatırımının yeni bir evresine giriliyor. Önemli bir dönüm noktası yani bu çerçeve yasa. Üç beş güne kadar da önce komisyona, ardından Meclis Genel Kuruluna gelecek.
Yeni Parti ne diyor buna?
"Bir bakalım" diyor, "Somut bir şey görmedik ki" diyor, "Değerlendirelim" diyor, "Kapsamı daha geniş olabilirdi sanki" diyor...
Cumhuriyet'in yıkımına onay, çerçeve yasadan başlıyor ve Türkiye'nin başlıca muhalefet partisi muhalefet etmiyor!
Aynı hafta ve hatta aynı günler içinde kendisine dönük operasyonlar sürmesine rağmen çıt çıkarmıyor, gidişata itiraz etmiyor!
Bunu neyle açıklarsınız?
"Yeni Parti kendisini savunmakla meşgul, bunlarla ilgilenemiyor." diyen arkadaşlar;
Yeni Parti kendisini neyle savunuyor, nasıl savunacak?
Yeni Parti bu gidişatla, bu politik tercihlerle, sermayenin yeni Türkiye/Osmanlı vizyonuyla ve Cumhuriyet'in felaketiyle ilgilenmiyorsa, daha kötüsü örtülü destek veriyorsa ne muhalefeti ne savunması yapacak?
Daha iyi bir icracı olduğunu ispata mı uğraşıyor? Gerektiğinde Erdoğan'a alternatif, Erdoğan artık olmadığında da sürecek bir düzenin emniyet supabı olmaya mı aday oluyor? Yeni bir ANAP'ın misyonu bundan öte ne olabilir ki?
Bu parti neye muhalefet ediyor ve kendisi ne sunuyor? Bu parti siyaset yapmadığı ve kerameti kendinden menkul şahıslara, sırf kendi çatıları altında oldukları için sahip çıkmaya çalıştığı için kendisini savunamıyor olabilir mi?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Sinema Genel Müdürlüğü belgeseli “politik” bulduğu için desteği geri istedi
Bingöl Elmas’ın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden belgesel projesi için aldığı yapım desteği, faiziyle birlikte geri isteniyor. Bingöl Elmas, destek mekanizmasının giderek sinemacıları otosansüre zorlayan bir gözdağına ve bir çeşit cezalandırma yöntemine dönüştüğünü söylüyor.
Suzan Demir'in ( @thisissuzanka ) özel haberi...
https://t.co/nuOLTXcdPR
Hakkını arayan madenciler gözaltına alındı!
◾️Maaş ödemeyen Yıldızlar Holding patronuna ses çıkarmayan yetkililer işçilerin karşısına polis dikti. Hakları için kendini holdingin Ankara'daki binasına zincirleyen madenciler gözaltına alındı.
https://t.co/icS8tpy23o
Cadılar, periler ve beklememeyi öğrenmek
❝ İsyankâr Cadı çocuklara, dünyanın değişmesini istiyorlarsa önce sorular sormaları gerektiğini sonra da o soruların tek başına değil, birlikte anlam kazandığını söylüyor.
Kitabın en sıra dışı tarafı burası: Çocuklara yeni bir kahraman vermek yerine onlara kahraman beklememeyi öğretiyor.
Çünkü dünyayı şimdiye kadar iyilik perileri değiştirmedi. Ve hiçbir halk, sihirli bir değnek sayesinde özgürleşmedi.❞
🖊️İnci Gül yazdı...
https://t.co/TTJbw31i8H
10 yaşındaki B.D.Y. verdiği ifadede din dersinin olduğunu, dersin işlendiğini, cumhurbaşkanına da hakaret edilmediğini söylemiş. İfadeyi alan eğitim müfettişlerinin imzalarının yanında minik B.D.Y. önce el yazısı ile adını yazmış, sonra belki de hayatında ilk kez imza atmış.
https://t.co/AzTUdfUlRA