📢Gelin size nasıl sömürge olunur ve kapitülasyonlar getirilir canlı gösterelim. Bugün yüz yirmi bir yıllık bir şirket Tirebolu 42 iflas etti. Şirketin geçmişi Türkiye'de çayın geçmişinden daha köklü. Çay şirketleri birbiri ardına iflas ettiğinde ne olacak söyleyeyim.
📍Çayınızı yabancı şirketlere satacaksınız. (Zaten Doğadan, Of Çay gibi markalar ABD'li Coca Cola ve küresel kahve devi Jacobs tarafından satın alındı. İngiliz Lipton ise 39 yıl sonra Türkiye'den çekildi.)
📍Şu an itibarıyla zaten belli sektörlerde yabancılar neredeyse tekel durumunda. Milli firmalar bir bir düşüyor, kepenk kapatıyor.
📍Nasıl Osmanlı'nın son dönemlerinde tütünü, buğdayı çiftçiden direkt alan yabancı şirketler varsa o noktaya doğru son hız gidiyoruz.
Örneğin
📍Fındık üreten üretici bunu İtalyan alıcılara satmak zorunda. (İtalyan Ferrero, Türkiye'nin en büyük fındık alıcısı ve ihracatçısı konumunda. Rekabet Kurulu, piyasayı domine ettiği gerekçesiyle soruşturma açmıştı.)
📍Tohumluk patates üreten çiftçi yabancı tohum şirketlerine bağımlı. (Türkiye'de tescilli 109 patates çeşidinden sadece biri yerli. Tohumluk üretimi neredeyse tamamen yabancı çeşitlere bağımlı.)
📍Mısır üreten üretici yabancı yem ve nişasta sanayisine satmak zorunda.
📍Süt üreten üretici yabancı ortaklı gıda devlerinin fiyatını kabul etmek zorunda. (Türkiye'nin en bilinen süt markaları İçim Süt ve Dost Süt Ürünleri, Fransız küresel gıda tekeli Lactalis'e satıldı.)
📍İlaç kullanan vatandaş yabancı ilaç şirketlerinin ürünlerine mahkûm. (Türkiye ilaç sanayinin hemen tamamı dışa bağımlı. İlaç hammaddesinin neredeyse tamamı ithal ediliyor.)
📍Çayı da aynı noktaya getirirseniz, yarın fiyatı da alıcısı da siz değil onlar belirler.
⚡Tarımda bağımsızlığını kaybeden ülke, sadece ürününü değil pazarlık gücünü de kaybeder.
⚡Abdülhamid'i diriltemediler belki ama istibdat ve kapitülasyonları kesinlikle getirdiler. Dedelerinin kapıdan kovduğu kapitülasyonları şimdi kırmızı halıyla karşılıyor oldular.
⚡Ve üstelik Gazi Paşa'ya "ayyaş" diyenler sözüm ona "ayık kafayla" yapıyor tüm bunları.
⚡Son not: Tirebolu, başkanlık referendumu'nda %62 oy vermişti ve ekonomisi çay ve fındığa bağlı.
“Göçmen hikâyeniz var mı?” derken o gülüş var ya… İşte o, büyük bir cahillik ve kendini bilmemezliktir. Al sana bir göç hikâyesi:
Yüzlerce k*tliamdan sadece biri: Tripoliçe K*tliamı.
"10 bin üzerinde Türk öld*rüldü. Para sakladığı düşünülen tutsaklar işk*nce edildi.
Kolları ve bacakları k*sildi ve ateşin üzerinde yavaş yavaş kızartıldılar.
Hamile olan kadınların karınları k*sildi, kafaları k*sildi ve köpek kafaları bacaklarının arasına sokuldu.
Cumadan pazara kadar hava cığlık sesleriyle doluydu.... Bir Yunan 90 kişiyi öld*rdüm diye övünüyordu. Haftalarca aç bırakılan Türk çocukları çaresiz yıkıntıların arasında koşarken Yunanlar tarafından yere atıldılar sonra v*ruldular.... Su kuyuları c*setlerle dolduruldu..."
(Bunu anlatan biz değiliz bu arada, yabancı görevliler.)
Göç, özellikle Balkan göçü; gülerek sorulabilecek, şirinlik yapılabilecek ya da “hepimiz kardeştik” nidalarıyla geçiştirilebilecek bir mesele değildir.
💢Bu fikri veren kimse Türkiye'nin yaklaşan savaşta komuta kademesini yok etmek isteyendir. Ülkemin akılsız işleri bitmiyor
💢Tek merkezden komuta fikri kağıt üzerinde koordinasyon gibi görünse de askeri coğrafyada çöptür. Bir ordunun tüm komuta kontrol mimarisini tek bir fiziksel noktada toplamak, düşmana "stratejik hedef yoğunlaşması" sunmaktır. Yani bir nevi komuta kademesini harita üzerinde işaretleyip “al işte hedef” demek gibi akılsızcadır
💢Modern savaş doktrinlerinde dağıtılmış komuta (distributed command) ve yedekli karargâh yapısı tercihtir. Bunun sebebi basit... savaşta ilk hedeflerden biri düşmanın C4ISR altyapısı(komuta, kontrol, haberleşme, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif kelimelerinin kısaltması)
💢Eğer bütün komuta zinciri tek bir koordinata sıkışmışsa, balistik füze, seyir füzesi ya da uzun menzilli hassas mühimmatla bu sistemin felç edilir. O kampüs 80-90 metre derinlikte kratere döner
💢Askeri coğrafya açısından büyük sorun var. Sabit ve büyük karargâh kompleksleri uydu keşfi, sinyal istihbaratı ve hedef belirleme için %100 görünür hedeflerdir. Modern savaş alanında bir karargâhın yalnızca konumu değil, etrafındaki lojistik akış, iletişim antenleri ve elektromanyetik izleri bile düşman için hedefleme verisidir
💢Sadece burayı vurmasan, buraya giden yolları vursan yine işi biter. Koskoca hantal ve gereksiz bir yatırımdır. Ayyıldız şeklinde veya kurt kafası şeklinde yapınca cahilleri gaza getirebilir. ABD mesela 600m dağın içinde yedekler komutayı
💢1960’larda İsrail adına çalışan ajan Eli Cohen, Suriye’ye Kamel Amin Thaabet adlı zengin bir Arap işadamı kimliğiyle sızdı. Şam’da elit çevrelere girerek subaylar ve siyasetçilerle yakın ilişkiler kurdu
💢Cohen, cephe ziyaretlerinde ne yaptı? Golan Tepeleri’ndeki Suriyeli birliklerin sıcak altında zorlandığını söyleyip mevzilerin yanına ağaç dikilmesini önerdi. Gerekçe askerlerin gölgede dinlenmesi ve kamuflaj sağlamasıydı. Bu öneri kabul edildi ve birçok mevzinin etrafına ağaçlar dikildi
💢Ama bu ağaçlar ileride İsrail için adeta hedef işareti oldu. Altı Gün Savaşı sırasında İsrail ordusu, ağaçların bulunduğu noktaları Suriyeli topçu ve siper mevzileri olarak kolayca tespit etti. Bu olay derstir ama ordumuza bu dersi verecek kişiler maalesef yoktur. Askeri coğrafyacımız yoktur askeri okulumuzda
💢Bu nedenle birçok ülke ana karargâh ileri karargâh, seyyar komuta merkezi şeklinde katmanlı bir yapı kurar. Böylece bir merkez vurulsa bile komuta zinciri hepten kopmaz. Tek merkezli yapı ise operasyonel derinliği azaltır ve stratejik kırılganlık yaratır
💢Bayılıyoruz müteahhit beton işleriyle övünmeye
💢Son yıllarda yaşanan bölgesel gerilimler de bunu ispatladı. Özellikle İran–İsrail Gölge Savaşı ve Orta Doğu’daki füze-İHA savaşları, sabit askeri tesislerin ne kadar hızlı hedefe olduğunu gösterdi. Uzun menzilli kamikaze İHA’lar ve hassas güdümlü mühimmatlar, büyük ve sabit karargâhların güvenliğini eskisi kadar garanti edemiyor artık
💢Bir başka mesele de hava savunması. Tek merkezden komuta iddiası varsa, o merkezin çevresinde çok katmanlı hava savunma kubbesi olması gerekir. O zaten hiç yok
💢Kısa menzil SHORAD, orta menzil SAM ve uzun menzil stratejik savunma. Aksi halde komuta mimarisini tek noktada toplamak, askeri tabirle yüksek değerli hedef üretmekten öte değildir
💢Kısacası mesele sadece bina yapmak değil, komuta sürekliliği (continuity of command) sağlamaktır. Modern doktrinlerde karargâhlar gerektiğinde birkaç saat içinde yer değiştirebilen mobil sistemlerle desteklenir. Bu da düşmanın hedefleme döngüsünü bozar
💢Bu yüzden komuta kademesinin tamamını büyük ve bilinen bir komplekste toplamak, savaş teorisinde çöptür
💢Tavuk üç kuruşluk yumurta yapar ortalığı ayağa kaldırır. Arap atı milyonluk yavru doğurur kimsenin haberi olmaz derler
💢Yaptığımız işleri bağıra bağıra ilan etmek yerine iran gibi sessizce kazılmış roket dolu tünellerde sürprizi hazırlamak daha makuldür.
💢Fazlasını derslerimizde işliyoruz
⏩https://t.co/j07YL8uIjg⏪
Sayın Bakan @Yusuf__Tekin,
Rahmetli Fatma Öğretmenin ismi verilen “Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”nden 1 yıl ara ile iki katil çıktı. Okulun bir öğrencisi Fatma öğretmeni diğeri Mattia Ahmet Minguzzi’yi katletti. Okullarda güvenlik politikaları, disiplin ve psikolojik denetim mekanizmaları, riskli öğrencilerin erken tespiti esas göreviniz. Gençlerimizi suçla, şiddetle, çete kültürüyle, uyuşturucu ile baş başa bırakan bir eğitim düzeni kabul edilemez. Eğitim kurumları güvenli hale getirilmedikçe daha çok Fatmanur’lar, daha çok Ahmet’ler kaybedilecektir. Okul isminin değişmesi anma kültürümüz açısından hoş bir adım olabilir siz de kabul edin ki değişmesi gereken okul isimleri değil sistemin kendisidir.
28 Ocak’taki duruşmadan sonra uzun süre sustum.
ÇÜNKÜ ÖĞRENDİKLERİM KANIMI DONDURDU KENDİME GELEMEDİM LÜTFEN BÜTÜN YAZIMI OKUYUN
15 yaşındaki kardeşim Fatih Acacı , akranı tarafından 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Katil, cinayetten önce telefonundan şunları araştırmış:
“Kasten adam öldürmenin cezası nedir?”
“Kasten yaralamanın cezası nedir?”
SSÇ olduğu için karşısına çıkan düşük cezaları görünce bu cinayeti işleme kararı verdi.
Yani Fatih normal hayatına devam ederken uyurken, yemek yerken,ailesi arkadaşları ile vakit geçirirken karşısındaki onu öldürmeyi planlıyor, alacağı cezayı hesaplıyordu.
Bıçağı yanında getiren oydu.
Fatih’in olduğu kafenin önüne gelen oydu.
“Konuşalım” deyip onu ıssız bir parka götüren oydu.
Yaz günü uzun kollu kıyafet giyip bıçağı saklayan oydu.
Fatih’i hayati yerlerinden 12 kez bıçaklayarak öldüren de oydu.
Ve Fatih’i kanlar içinde öylece bırakıp kaçan da oydu
Buna rağmen savcı, mütalaasında hafifletici indirim talep ediyor.
Zaten SSÇ olduğu için alabileceği en yüksek ceza 24 yıl. Onun da yatarının o kadar olmadığını hepimiz biliyoruz.
Bu tabloda sorulması gereken tek soru şu: Neyin indirimi?
3 Mart’ta karar duruşması var.
Sosyal medyanın gücü doğru kullanılırsa çok büyük. Bu caninin indirimsiz 24 yıl ceza
alması için ses olalım.
24 yıl bile adalet değilken, daha azına razı olamıyorum çünkü ortada planlı bile isteye alacağı cezaya kadar araştırma yapıp bu cinayeti işlemiş bir fail var
lütfen ufacık bir desteğiniz dahi Fatih’in adaletinin sağlanması için çok kıymetli
#Fatihİçin24Yıl özellikle RT yapıp bu Hashtag (#) kullanarak destek olabilirsiniz 🥺🙏🏻
#Fatihacaciicinadalet
#SSÇ
#ADALETİSİYORUZ @abakingurlek
#MinguzziYasasıÇıksın
Benim adım Mihrigül
Henüz 15 yaşındaydım.
Annem evde saçımı örerken, Çinli polislerin ani baskınıyla ailecek hapse atıldık. Fotoğrafım çekildi. Türlü işkenceler maruz kaldım. Küçük bedenim dayanamadı, Allah’a kavuştum.
Kimse benim için saçını örmedi.
Ben Gülçimen
Sabah okula evimden diye alındım.
Bir daha ailemi göremedim.
Çin toplama kampların da adım silindi, sesim susturuldu.
Sessizce öldürüldüm.
Kimse benim için saçını örmedi.
Bu saç örücü omega 3 yoksunlarinin hesaba girip Ahmet Minguzzi aratıyorsun mesela yok. Çünkü bunların toplumun acısı ile alakası yok. Bunlar terör propagandası yapan bitli bölücüler. Ahmet'i öldüren piçi de o yüzden lanetleyemezler.
En az suriyeliler kadar tehlikeliler.
Yaptıkları şey güzel olabilir ama Antalya’da yoğun bir rus nüfusu var, Hatay bir plebisit sonucu geri alınmışken ve önümüzde kırım gibi bir örnek varken Antalya’daki bu nüfus üzerine uzun uzun düşünülmesi gerekiyor. Hepsi ekseri mülk sahibi, tabelalar rusça.
Hal böyle olunca sahiplenip temizlemelerinde bir beis görünmüyor, alkış tutmak yerine takkeyi önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.
🔴 PKK/SDG’li teröristlerin Aktan Hapishanesi’nde tuttukları çocuklara işkence uyguladıkları ortaya çıktı:
“Bize günlerce küflü ekmek yedirdiler; elektrikle işkence ettiler, tek kişilik hücrelerde üzerimize soğuk su döktüler.”
Ermeniler de sokakları terk etmiyordu. Osmanlı'da yapmadıkları nümayiş, şiddet, katliam kalmadı. Elçilik önünde miting yapıyorlardı hatta görsünler diye. Tek taşları kalmadı Anadolu'da. Özgürlüğü aldılar ama Rus'un İran'dan aldığı topraklarda kurulan bir ülkeyle. Ders alın biraz.
Alnından vurularak öldürüldü.
Saatlerce hastaneye götürülmedi.
İfadeler tam üç kez değişti.
Ve tüm bunlara rağmen "intihar" demeye çalıştılar...
Hiranur'a ses olun.
⚠️ Hiranur’un ailesi sesini duyurmak istiyor.
Baba Murat Aygar:
“Kızım Hiranur Aygar, 16 yaşındayken 31 Ağustos'ta 3 şahıs tarafından alnından vurularak katledildi.
Kızımı katlettikten sonra bir yere bıraktılar, saatler sonra hastaneye götürüp ‘intihar’ dediler, ‘şaka yaparken oldu’ dediler üç defa ifade değiştiler.
Katillerin en ağır cezayı almasını istiyoruz. Hira’ya ses olun.”
• İkinci mahkeme 6 Şubat, saat 10.00’da Mersin Adliye Sarayı’nda yapılacak.
@kiyashaber_70 @merttt2118 "Serbest Bırakıldı" cümlesinden sonra Reis Sedat Peker 'in şu sözleri geldi aklıma:
"Bu tür durumlar, halkın kendi adaletini sağlama içgüdüsünü tetikleyebilir."