@Muratoztekin21 Hiç de çeşitlilik yok abi her şey sadece forma uzerinde değil güzel tişörtler güzel yakalı tişörtler vesayire vesayire bir çok ürün olması gerekir.
@Ygtali2@memurbulteni O da senin düşüncen kardeşim ben hemşire lisans olarak o paraya yetismedim serviste öyle söyleyeyim yani ful çalisman gerekir ki 100 bini gorebilesin bizim hastanede.
@Ygtali2@memurbulteni Abi sormak lazım ek ödeme ne alıyorlar ben de hemşireyim ama ek ödeme dediğin totalde 10 bin zor oluyor yani mesai saati de 137 lira servis de çalışan için diyorum
@Ygtali2@memurbulteni Valla kardeş devlet eğer sana sorarsa geçmek ister misin diye ben olsam geçmem ama böyle bir şey yaparlarsa zorunlu yaparlar. Ama dediğim gibi geçme ben derim bütün haklarından mahrum kalırsın.
@tanercan2144 Yav arkadaş siz şaka misiniz amk Hasani ile Saba birlikte oynaymaz zaten ilk yarı biri ikinci yarı biri olmalı ikisi de hemen hemen aynı yerde oynuyor senin sağ kanadın bu yüzden boş kalıyor niye kafanız basmıyor yav Saba ikinci yarı oyuna alınsa zaten maçı çözecek.
@maskbeth@TrEnflasyonu @serapSERTCAN @Marcs_Aurelius Kardeş tedavi red imzalayıp çıkabiliyor hastalar burada sağlık çalışanı istese de tutamaz o şekilde
@MemurHaklar Ek vergilendirmeye gelince hemen meclis onaylıyor kendine zamlarına gelince hemen meclis onaylıyor bakanların zamlarına gelince meclis onaylıyor memur enflasyon altında Ezgi kimsenin haberi yok
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hastanesi’nde görev yapan sağlık emekçilerinin taban, teşvik ve nöbet (fazla mesai) ücretleri, aradan geçen uzun zamana rağmen, “kaynak yetersizliği” gerekçesiyle hâlâ ödenmemiştir.
Gece gündüz demeden, ağır ve yıpratıcı çalışma koşulları altında hizmet sunan sağlık emekçilerinin hak edilmiş ve yasal ödemelerinin geciktirilmesi kabul edilemezdir. Artan hayat pahalılığı ve derinleşen ekonomik kriz koşullarında bu durum, çalışanları ciddi biçimde mağdur etmektedir.
Nöbetler, fazla mesailer ve özverili çalışmalar, sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Buna rağmen emeğin karşılığının ödenmemesi, çalışma barışını bozmakta ve kamu sağlık hizmetini zedelemektedir.
Buradan yetkililere açık çağrımızdır:
Taban, teşvik ve nöbet (fazla mesai) ücretleri derhal ve eksiksiz şekilde ödenmelidir.
Sağlık emekçilerinin emeği tasarruf kalemi değildir.
Sürecin takipçisi olacağımızı ve sağlık emekçilerinin haklarını savunmaktan asla geri durmayacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.
@saglikbakanligi@HMBakanligi@yyutipfakultesi@GulcanKcmzSyygt@sesgenelmerkezi@vanilsaglik
@Journasteet@visnesuuu@MilenyumKahin Ki üzerine hiçbir hemşire 91 bin almıyor nerenizden bu paraları atıyorsunuz acaba merak ediyorum. Şimdi dersin işte tabanı teşviği mesaisi ile alıyordur. Çünkü bunların bile ne kadar olduğunu bilmeden
@Journasteet@visnesuuu@MilenyumKahin Yav arkadaş bir boktan anladığın yok ama her şey de de fikriniz var özel diyorsun mal gibi bir de özelde bu kadar ucuza çalışma sebebi hemşire sayısı fazla olduğu için adam mecburiyetten çalışıyor yoksa kim o paraya bu mesleği yapar.
Bir Şeyh Saidin dağ kapı meydanında asılı halde idam edilen fotoğrafına baktı. Birde kudretli bir şekilde oturduğu koltuğa baktı. Tamam dedi bu saatten sonra Kürdistan meselesi çözülmüştür dedi. Keyifle bir cigara tüttürdü. Ferman verdi Kürt yoktur. Kürde dair Kürdü hatırlatan ne varsa tez elden değiştirilecek. Bununla da yetinmedi. Daha da ileri gitti. Bizzat Kürdün kendisini sürün. Öyle yerlere sürün ki kuş uçmasın kervan geçmesin. Bazılarını da en milliyetçi yerlere sürün. Bazılarını da kalabalıkların ortasına bırakın. Bir yudum daha aldı cigarasından bu mesele burada bitmiştir dedi. 3 5 yıl geçti aradan bu sefer Kürdün onuru Zilan derelerin de Kutsal Ararat( Ağrı) dağında zuhur etti. Savaştılar. İhsan Nuri paşa önderliğindeki isyanı bir türlü bastırılamıyordu. Kürtler şu dünyada inandıkları en güvenilir yere sırtını yaslamıştı. Dağa.
Bir yandan Josef Stalin, bir yandan İran, kürtleri sıkıştırdı. Bir kez daha yenmiştiler Kürtleri. Hazret Durdu bir cigara daha yaktı. Sevinmişti ama Kürtlerin ikide bir isyan etmesi canını da sıkmıyor değildi. Emir verdi. "Muhayyel Kürdistan burada gömülüdür." diye yazılsın . Ertesi gün Cumhuriyet gazetesinde aynı manşet tüm ülkeye servis edildi. Gel zaman git zaman baktılar ki Kürtlerin akılı olmaya akıllanmaya niyeti yok dediler ki bu sefer önce biz hareket edelim. Zaten Karısı zarifeyle beraber kafasını kestikleri Ali Şer ve koçgiri isyanını bir türlü unutmamıştılar. Sefer dersimeydi. Öyle bir susturulmalıydı ki bu dağ keçileri, bir daha Kürt ismi bile anılamasın. Kadın çocuk hasta yaşlı mağaralara toplandı süngulendi. Havadan bombalandı. Canlı kalmadı Dersim'de. Mutluydular bu sefer tamamdı. Öyle bir operasyondu ki ne Kürt kaldı. Ne Kürdistan. Gerçi İsyan önderi Seyit Rıza özür dilememişti hatta iskemleye kendisi ayağını vurup son anda bile şahsiyetinden taviz vermemişti ama olsundu. Oğlunu ondan önce öldürmeleri Seyit Rızaya son anda verilebilecek en güzel işkenceydi. Tamam dediler Biz Kürt diyebilecek Kürdistan kelimesini telaffuz edebilecek bir kişiyi bile komadık. Gerisini diğer parçalardaki Kürt nüfusu olan devletler düşünsün.
Iraktada durum burdaki gibiydi öldükçe diriliyordu Kürtler. Bir kadını idama gönderdiler adı Leyla Kasımdı. Kadın ölmeden önce saçlarımdan halkımın evlatları Bayrak yapsınlar diye vasiyet etti. Bir başka yerde yakışıklı çok iyi giyimli birini işkenceye aldılar. Adı Yunus Dildar'dı. Onca işkenceden sonra bu yakışıklı genç Kürt milli marşı Ey Reqibi yazdı. Ne enfal ne Halepçe ne başka bir şey Kürtleri bir türlü durduramıyordu. İranda Qazi Muhammed'i idam ederek Kürdistanı yok ettiğini düşündü. Oysa ne lekler, Ne lorlar,
Ne Yaresani, ne Sünni ne şii Kürdü asla ve asla teslimiyeti kabul etmiyordu. Çareyi idam etmekte arayan İran idam ettiği her bir Kürd bilgesinin ruhundan neşet eden binlerce Kürdü karşısında buluyordu. Ne şah ne dinlediler ne rehber dinlediler. Bitmediler. Bitmiyorlar. İdam edildikçe çoğalıyorlar. Suriye'de Kürt olmak diye bir şey yoktu. Onlar direk kimlik vermeyerek bu meseleyi bitirmeyi düşünüyordu. Amude sinemasında bir sürü çocuk yakıldı. Yapay bir devlet gerçek bir halkı tanımamakta ısrar ediyordu. Arap kemeri dedikleri Kürdün yok edilmesine dair bir projeydi.
Suriyede de Kürtler ne kadar öldüyse o kadar dirildi.
O iskencelerde dayak yerken Kürt Milli marşını yazan Yunus Dildar Kürdistan milli marşında şöyle bir dize kullanıyor.
Kimse demesin Kürt ölmüş.
Kürt yaşıyor. Ve yeşeriyor.
Allahta biliyor 4 parçada da bitmediler. Bugüne gelene kadar belki çok acı çektiler hala da çekiyorlar, ama bitmediler. Yaşıyorlar, yeşeriyorlar.. Yaşayacaklar ve yeşermeye devam edecekler..
Diyeceklerim bu kadar; Haklılık muhakkak kazanır. Tarih sadece güçlü olanın tarihi değildir elbette. Haklı olanında tarihidir. Ve Kürtler Tarihe haklı olanında bir onurunun olduğunu hatırlattılar; Hatırlatmaya da devam edecekler.
Son olarak Allah mazlumları muhakkak bir gün hak ettiği yere getirir. Öyle iman ettik. Öyle inanıyor öyle dua ediyoruz..