Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.
(Mustafa Kemal Atatürk)
Değerli El Salvadorlular, bir terör örgütü liderinin talimatıyla hukuk okuduktan sonra işgal ettikleri barolardaki networkleriyle, ağır cezaların suçluları suç işlemekten caydırmayacağı yönünde propaganda yapacak bazı kıymetli bireylerden yoksunlarmış diye yorumladım.
Sözleri nedeni ile tutuklanan Deniz Göktaş'ın yaptıüı bu komedi, politik hiciv değil.
Alasya–Akpınar ya da Ferhan Şensoy’un kaleminden, zekâsından ve sahne geleneğinden süzülmüş bir damar hiç değil.
Bu, bir baltaya sap olamayınca insanlara tuttuğu küstah aynaya “zamanın ruhu” içinde gereğinden fazla önem atfedilmesinin; sözlerinin iktidar mahallesinin şimşeklerini çekeceğini ve dava konusu edileceğini bile bile “3-5 ay yatar çıkarım, muhalefet de bana madalya takar” kolaycılığına düşmenin ürünü.
Hiç yoktan şöhret kapılarını aşındıran avamlık çağının ürünü bir zevzeklik…
Tutuklanması doğru olmadığı gibi, göklere çıkarılacak bir kahramanlık da yok burada.
Bu kadar ucuza gitmememiz gerekir.
Bizim kuşakla gençler arasında ciddi bir kültürel hat kopukluğu oluştu. Gençler pusulasını kaybetmiş bir fırsatçılık telaşıyla dijital medyaya saldırıyor; her sivriliği cesaret, her kabalığı muhalefet, her zevzekliği hiciv sanıyor.
Sakin olun gençler.
Önünüze gelen her şeyi bu kadar kolay tüketmeyin.
Bugün tekrar göstermiştir ki Türkiye'de çözüm süreci başarısız olmuştur. Koskoca Kadir İnanır ölmüş. Adını bilmeyen, filmlerini izlemeyen yok. Ama kimsenin umurunda değil. Çünkü Türk'e düşman sürecin yanındaydı. Türk milleti unutmaz. Unutmayacak. Diğer sanatçılara örnek olsun.
On iki kadın ve çocuğu yaktı; dışarı çıktı, film yıldızı gibi konferanslara katıldı ve düzenli olarak Türk milletine nasihat veriyor. Bunun bize şu pişkinlikle nasihat vermesine vesile olanlar da aynı pişkinlikle bize vatan ve millet nasihatı veriyor. Güzel ülke, özgür ülke.
Bunu absürt olarak görüyorsanız Türkiye'nin hikâyesini ya bilmiyor ya da bir çocuksunuz demektir.. Bizim nesil Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde varlık nedeni bulan ailelerin çocuklarının Türklük karşıtı olduğuna şahit oldu. Soykırım tezlerine vs girmiyorum insanları aileleriyle aynı görmeyin bence. Kapalı kapılar ardında neler olduğunu biz bilmiyoruz. Bu neden sonuç ilişkileri canınızı yakar. Cumhuriyet sayesinde varlık bulan ailenin çocuğu "Türkler soykırım yaptı özür diliyorum" diye listelere gitti imza attı
Yıl 1919, İstanbul işgal altında.
İstanbul’dan ayrılacak Türk vatandaşlarına vize uygulaması.
-Bandırma Vapuru’nun Samsun’a gidişi için yolculara ve atlara da vize verilmiştir.
-İnsan bu vatanda yaşar da Atatürk’ü sevmez mi?
#19mayıs
Günlük hatırlatıcı: Bir oturuşta 300.000 dolar batırma lüksü olanların, ayda 300 dolar kenara koyma lüksü olmayanlara başarı hikâyesi pazarladığı düzenden yeterince nefret etmiyoruz.
10 Nisan 1919 günü Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey'in idamının yıl dönümü..
Gerek İngilizler gerekse Hürriyet ve İtilafçılar (özellikle basından Refi Cevad) bir gövde gösterisi yapması gerekiyordu. Yozgat tehcir davasında ihale Mehmet Kemal'e kaldı ve onu idam ettiler. Türklere karşı gövde gösteri için yapmak için öldürdüler. Devletin acziyeti yüzünden yalnız kalanların korkunç bir örneğidir Mehmet Kemal.
Trump'ın başkanlık tarzı beni memnun ediyor. Çünkü hukuk, liberal değerler ve diplomatik teamüller kılıfı giydirilmiş sistemin kabuğunu soyup olduğu gibi, çırılçıplak teşhir ediyor. Çoğunluğun delilik olarak gördüğü ve rahatsız olduğu şey aslında Trump'ın yaptıkları değil, bunları yapış biçimi. Diplomasinin ve devlet yöneticiliğinin teammüllerini beş paralık edişi, niyetlerinden bağımsız olarak sonuçları itibariyle bir "kral çıplak!" uyarısı oluyor: "BM sisteminizi çöpe attım, can çekişen 20. yüzyılınızın ve hiçbir işlevi olmayan değerlerinin cenazesini kaldırdım."
İşte NATO bu, işte liberal değerler arkasına gizlenmiş uluslararası düzeniniz aslında böyle işliyordu, işte küresel kapitalist ekonomik ilişkilerin şatafatlı süslerinden arındırılmış hali bu. Trump aldı bu hakikatleri pornografik bir şekilde herkesin kafasına gözüne fırlattı, fırlatıyor. Fransız soylularının gösterişli, plastik, sahte saray eğlencelerinin yerini kolların, bacakların, kafaların havada uçuştuğu gladyatör dövüşleri aldı. Gerçeğin üzerindeki perdeyi kaldırdı ve herkes dehşete kapıldı.
Bir İran vatandaşının yorumunu aktarayım:
Bir İranlı olarak size söyleyebilirim ki durum artık sadece siyasi değil, varoluşsal bir mesele. İki çökmekte olan yapı arasında sıkışıp kaldık: biri içsel, diğeri dışsal. Bir yandan, Yüksek Lider ve İslam Cumhuriyeti'nin seçilmemiş kurumları tarafından yönetilen, son derece işlevsiz bir hükümetle karşı karşıyayız."
On yıllarca süren ekonomik kötü yönetim, muhalefetin bastırılması ve acımasız ideolojik kontrol, birçok nesli birbirinden uzaklaştırdı. Artık kimse reforma inanmıyor; çünkü her girişim ya ele geçirildi ya da ezildi. Ama işte paradoks: Rejim çöküşünden de korkuyoruz; çünkü Irak, Libya, Suriye ve Afganistan gibi ülkelerde Batı müdahalesinin sonuçlarını gördük. Her birine özgürlük vaat edildi; her biri kaos, iç savaş veya yabancı işgaline sürüklendi.
Yani hayır, ABD'ye veya İsrail'e güvenmiyoruz. Rejimlerimizi desteklediğimiz için değil, emperyalist güçlerin Orta Doğu'daki 'özgürleşmiş' uluslara nasıl davrandığını bildiğimiz için.
Onların dilinde özgürlük, çoğu zaman boşluk, ateş ve kalıcı istikrarsızlık anlamına geliyor. Şu anda birçok İranlı aynı anda üç gerçekle yaşıyor: İslam Cumhuriyeti ahlaki ve siyasi olarak iflas etmiş durumda. Yabancı aktörlerin sunduğu alternatifler kurtuluş değil, çöküştür.
Sessiz kalmamızın sebebi aynı fikirde olmamız değil. Dikkatli olmamızın sebebi, süper güçlerin "yardım etmeye" karar verdiğinde neler olduğunu çok iyi öğrenmiş olmamız. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: İran kendi rejiminin esiri olmuş bir ülke, ama komşularının kaderiyle de boğuşuyor. Nefret ettiğimiz bir evde sıkışıp kaldık, etrafımız daha çok korktuğumuz yangınlarla çevrili."
Etrafımız yanarken, geçmişte bizlerin huzuru ve şu saatte olan konforu için Çanakkale'de Sakarya'da hatta Letonya'dan Mısır'a oradan Malta'ya kadar uzanan coğrafyada hayatını kaybetmiş olan insanlara saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum.. Umarım bir gün bunu herkes idrak eder
Ermenistan’da Talat Paşa’nın kesilmiş başını ayağının altına alan katilinin heykeli var, bir çok ülkenin milli marşında Türklere hakaret var, bir köy takımı Galatasarayla maç yaparken dahi Türk Düşmanlığını kusabiliyor; Türklerse kendi ülkelerinde bile “Türküm” derse faşist sayılıyor.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Vatanı seven herkesle kardeşim ama bölücü olan biriyle hiçbir şartta, neticesi her ne olursa olsun barışmam. Olacaksa haysiyetli olsun, haysiyetli olmayacaksa ne olursa olsun.
Ya istiklal ya ölüm.
Diyanet işleri Başkanlığının Cuma hutbesini eleştirdim diye saldıran trol ve bot hesapların kime bağlı çalıştığını biliyorum.
Çocuklarımın, torunlarımın geleceği söz konusu olduğunda zerre geri adım atmam; atmayız.
Yanlış yerden cephe açarsanız size kiminle ve neyle muhatap olduğunuzu öğretiriz. Hodri meydan!
Devlet kurumları sıradan cemaatler gibi anayasaya, kanunlara, evrensel hukuk ilkelerine aykırı yorum yapamaz. Diyanet, sıradan bir cemaat ya da topluluk değildir. Devlet kurumudur, Gündeme açtığı konuyu, yaratacağı etkileri, Türkiye’nin toplumsal dokusunda yaratacağı zararı, devletin genel uluslararası stratejisini etkileyebilme ihtimalini göze alarak belirlemek durumundadır.
Bilerek ve isteyerek Türkiye’yi bir şeriatçı-laik kavgasına sokan bir zihniyet masum değildir.