Duru daha 4 aylık…
Henüz “anne” demedi, ilk adımını atmadı, hayaller kuracak kadar bile büyümedi.
Onun tek ihtiyacı zamana yetişebilmek.
Bir paylaşımınız, Duru’nun yarınlarına umut olabilir.
Lütfen ses olun. Çünkü 4 aylık bir bebeğin kaderini sessizlik belirlememeli.
Duru henüz 4 aylık.
Hayatının daha en başında, Tip 1 SMA ile zamana karşı savaşıyor. O henüz oyuncaklarını bile tanımadan, yaşam hakkı için mücadele ediyor.
Bu gönderiyi geçip gitme. Bir paylaşımın, bir yorumun ya da bir beğenin Duru’nun sesini binlerce kişiye ulaştırabilir.
Şükür ki Müslümanız. Epstein olayı gösterdi ki, Allah’sız bir medeniyet eninde sonunda çocuklara kadar uzanan bir karanlığa saplanıyor. Bizim dinimiz ise daha bakışta sınır koyar. Çünkü sınır, insanı küçültmez; insanı korur. İslâm kötülüğü romantize etmez, uyarır. Rahmettir bu.
🇹🇷
Bayrağın her millet için anlamı başkadır. Bizimki de bambaşka.
Milli kutsalımızdır bayrak. Kırmızısıyla, hilaliyle, yıldızıyla tarihi, dini, şehitleri, vatanı, milleti hatırlatır bize. Bizim için bez parçası değildir, el uzatılmaz, üstüne basılmaz, yere düşmez!
Unutmamalı!
Bismillah…
Öncelikle “batılı tasvir safi zihinleri idlaldir” diyerek başlayalım. Temiz bir alana girmedik. Ailelerinizle huzur içinde izleyeceğiniz bir belgesel vadetmiyoruz. Nasıl bir savaş meydanı veya bir ameliyathane kan tutanlara uygun değilse, belgeselimiz de safi zihinlere uygun değil. Bu, şiddetli estirilen “ailenizi yıkacağız” rüzgarlarına karşı set çekenlerle saf tutan, tam da o “savaş meydanının” kanı, çamuru içinde, mevzunun tam göbeğinde bir çalışma. Bu “savaş” çocukları korumak için, o yüzden bu “meydana” da çocuklarınızı yaklaştırmayın, izletmeyin dostlar…
İkincisi, bu çalışma sadece lokal olarak Türkiye’ye değil, dünya geneline hitap etme niyetiyle yapıldı. Elbette ülkemizi ilgilendiriyor, ama mesele tüm insanlığın meselesi. Tüm dünyada hedef “family values” ve en savunmasız durumda olan çocuklar. Türkiye bu tehditin muhatabı ama görece ehven durumda. Tabiri caizse ele geçirilmiş toplumlar, “kurtarılmış bölgeler” var, şükür ki Türkiye bu durumda değil. Lakin maalesef “geliyorlar”, yaklaşıyorlar. Biz direniş hattını sınırlarımızın ötesine kurduk, bu yüzden hitabı insanlığın ortak değerleri çerçevesinde tutmaya çalıştık. Hatta daha da ileri giderek bizzat LGBT diye tanımlanan insanların dahi bu faşizan aktivizme karşı çıkışlarını, bu rüzgara itirazlarını ekrana taşıdık.
Daha iyilerinin yapılacağına inancımız tamdır. Yıllardır bu faşizmin propagandası tedavüldeyken inşaallah buna direnen çalışmaların da sayısı artar. Bizimki sadece ufak bir kısmına büyüteç tutmak. Mesele çok daha geniş ve teferruatlı. Önce yapılan çalışmalar gibi bundan sonra da daha geniş nice çalışmalar yapılacaktır, yapılmalıdır. Başta bu meseleyi dert edinen Cumhurbaşkanımıza, bu imkanı sunan TRT’ye, konuyu idealistçe sahiplenen @zahidsobaci ‘ya, @tabiiresmi ekibine, sonra çalışma arkadaşlarımıza ve katkı sunan yerli yabancı tüm stklara, şahıslara, uzmanlara, mağdurlara teşekkür ediyoruz.
Dert, Adem ile Havva’nın tüm torunlarının derdi. Umarız az da olsa bir dermana, bu yangına kabımız nispetinde su dökmeye vesile olur.
Gayret bizden, tevfik Allah’tan.
@mirayyapim@gokkusagifasizm
Allah’tan başka kimsenin bilmediği hastalığını, yalnızca Allah’ın bildiği gizli bir sadaka ile karşıla. Allah’tan başka kimsenin bilmediği, göğsüne çöken o sıkıntı için, yalnızca Allah���ın duyduğu gizli bir istiğfarı çoğalt. Allah’tan başka kimsenin bilmediği seni saran kaygı için ise, gecenin içinde yalnızca Allah’ın gördüğü iki rekât namazı kıl. ibni kayyim’in dediği gibi, gizli olanların ilacı da gizlide olandır.
“Peki Nesrin, yaşadıklarına rağmen bu kadar sabır, güç ve cesareti nereden buluyorsun diye soruyorlar bana.”
Gazzeli Nesrin, kısa ve öz bir şekilde öyle güzel ifade etmiş ki… Sesinde kuşlar cıvıldıyor sanki. 🤍
Kahrolasıca İsrail, bu güzelliklere kıyıyor.
Rezilliğimizi yüzümüze vuran çarpıcı bir içerik. Her gün açlık, ölüm ve soğukla mücadelenin devam ettiği Gazze artık gündemde değil.
İzlenebilir ama dokunulmaz: Gazze Sessizlik Müzesi.
Amerika sıkıntıların kapısını açmış oldu.
Kahrolacaklar, er ya da geç, yaşarsak göreceğiz.
Trump’ın açıklamalarını dinleyince Kur’ân’a hayran olmamak imkansız, zalimler hep aynı:
Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” dendiği zaman, “Hayır! Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat bunun farkına varmazlar. (Bakara, 11-12)
🗣️ Şehit Ebu Ubeyde'nin oğlu İbrahim:
"Uzun bir ayrılıktan sonra babamı gördüğümde ona sormuştum: Kur'an'ı ne sıklıkla okuyorsun? O da iki veya üç günde bir bitirdiğini söyledi.
Ben de ona tekrar sordum: Yoğun programına ve harcadığın büyük çabaya rağmen bunu nasıl başarabiliyorsun? O da bana şöyle cevap verdi: Kur'an olmadan bu iş nasıl yapılabilir ve nasıl başarılı olabilir?
Yarın Cuma namazından sonra şehit olan babam Ebu İbrahim, eşi ve çocuklarının ruhları için dua etmenizi rica ediyoruz."
Bugün size İsmail Heniye, Ebu Ubeyde ve Yahya El Sinvar seviyesinde bir mücahitten bahsedeceğim.
İsmini muhtemelen hiç duymadınız.
Ebu Ubeyde ile beraber onun da şehadeti duyuruldu.
Biraz okuyunca nasıl bir isimle karşı karşıya olduğumuzu anlayacağız.
Sahabeler zamanından kalma bir adam; Ebu Ömer el-Suri
Bazı insanlar vardır; çağların içinden geçer ama hiçbir çağa ait olmaz.
İsimleri duyulmaz, yüzleri tanınmaz, sesleri kaydedilmez.
Fakat onlar çekildiklerinde, geriye bir boşluk değil, bir yapı kalır.
Ebu Ubeyde ile beraber şehit olduğu açıklanan isimler arasında Ebu Ömer el-Suri de vardı. O, işte bu adamlardandı.
Onun adı, yan yana anıldığı liderler kadar görünür değildi;
ama hepsinin arkasında duran aklın, düzenin ve istikrarın taşıyıcılarındandı.
Gerçek adı Hakam el-İsa idi.
Filistin’in Tulkarm (Ramin) bölgesindendi.
1967 yılında Kuveyt’te doğdu.
İlk öğrenimini Abdullah el-Salem ve el-Adiliyah okullarında tamamladı;
yüksek öğrenim için Hindistan’a gitti, Bhopal’de eğitim aldı.
Ancak onun asıl mektebi, ümmetin kanayan coğrafyaları oldu.
Cephe cephe yürüdü
Irak’ın işgalinden sonra Kuveyt’ten Ürdün’e geçti.
Ardından Afganistan, Çeçenya, Suriye ve Lübnan…
Ümmetin yarasının olduğu her yerde bulundu.
Bu cephelerde sadece savaşmadı;
eğitti, planladı, inşa etti ve aktardı.
Askerî düşünce, stratejik planlama, eğitim sistemleri ve örgütlenme alanlarında derin bir birikim kazandı.
İran, Çeçenya, Lübnan ve Suriye’de aldığı askerî eğitimler,
onu sahada olduğu kadar masada da belirleyici bir isim haline getirdi.
Gazze'ye şehit olmak için hicret etti
2005 yılında Suriye’den Gazze’ye geçti.
Bu bir sürgün değildi;
bu, açık bir tercih ve bilinçli bir cihat göçüydü.
Gazze’ye girdiğinde yanında sadece silah bilgisi değil;
askerî akademi fikri,
modern eğitim anlayışı,
entelektüel disiplin ve
uzun vadeli savunma–saldırı perspektifi getirdi.
Hamas’ın askerî kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları bünyesinde:
Kapsamlı askerî eğitim sisteminin kurucularından biri oldu.
Binlerce mücahidin yalnızca fiziksel değil, fikrî ve ahlaki eğitiminden sorumlu yapıları inşa etti.
Askerî Akademi’yi kurdu; burada teknik, bilimsel ve taktik eğitimler verildi.
Yer altı tünel sistemleri, füze üretimi, savunma–saldırı doktrinleri, kablolu ve kablosuz iletişim altyapıları gibi alanlarda doğrudan rol aldı.
Şehit Hakam el-İsa, sahip olduğu birikim ve sessiz liderliği nedeniyle Kassam Askerî Şura Konseyi üyeliğine getirildi.
Yahya El Sinvar ile beraberdi.
Hayatı boyunca perde arkasında kaldı;
Ebu Mahmud, Ebu İmad ve Ebu Ömer gibi lakaplar kullandı.
En çok tanınanı ise Ebu Ömer el-Suri oldu.
Kassam kaynaklarına göre, Gazze’ye bilgi, basiret ve askerî öngörüyle girdi;
başta Muhammed ed-Dayf olmak üzere Kassam komutanlığı,
onun yeteneklerinden askerî yapının her alanında faydalandı.
Üstlendiği başlıca görevler şunlardı:
Gazze genelindeki Merkezi Eğitim ve Hazırlık Merkezi Başkanı
Kassam Hava Savunma Sistemi’nin kurucusu ve ilk komutanı
Silah ve Merkezi Askerî Uzmanlıklar Sorumlusu
Merkezi Savunma ve Direniş Planlama Komitesi Üyesi
2014 savaşı sonrası İstihbarat ve Operasyonlar Başkanı
Kassam Askerî Eğitim Merkezi Başkanı
Genel Askerî Konsey Üyesi
Bu görevlerin tamamında görünürlükten kaçtı;
karar mekanizmalarında kaldı, propaganda sahasına çıkmadı.
Aksa Tufanı'nın Sessiz Mimarlarından
7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı
anlık bir hamle değil;
yıllara yayılan hazırlığın, sabrın ve disiplinin ilanıydı.
Ebu Ömer el-Suri, bu operasyonun planlayıcı kadrosu içindeydi.
Sadece meydan okumadı;
düşmanın askerî gururunu ve dokunulmazlık algısını da yerle bir eden aklın parçası oldu.
İsrail onu,
“Hamas’ın askerî kurucularından biri”
olarak tanımlamak zorunda kaldı.
Şehadet: Tamamlanan Bir Ömür
İsrail’in kara harekâtı sırasında dahi
savaş alanını planlamayı sürdürdü.
Ailesiyle birlikte açlığa, kuşatmaya ve bombardımana katlandı.
28 Haziran 2025’te,
Gazze’nin Sabra mahallesinde
eşi ve torunuyla birlikte
şehit oldu.
58 yaşındaydı.
2;