Kişinin maneviyatını kör eden en tehlikeli tavır;
yanlışlarının meşrûtiyetini,
doğrularını kullanarak sağlamaya çalışmasıdır.
[.Ancak.]
Yanlışlarını, doğrularıyla örtmek isteyen,
zehre, tatlandırmak için
bal katan kimseye benzer;
zehir tatlanmaz;
ama balı murdar eder.
@samiltayyar27 Akıl tutulması gerçekten. Yani bu 46 firma arasında devlet firmaları da var. Bunlara tedbir koyarken hiç mi düşünmüyorlar ne alaka diye. Bu zekâ seviyesiyle bu devlet yine iyi ayakta kalıyor.
Nietzsche'nin dediği gibi:
"Canavarlarla savaşan kişi dikkat etmelidir ki,
kendi de bir canavara dönüşmesin."
Ortalıkta yalnızca canavarlar yok;
daha çok canavarlarla savaştığını iddia eden
canavarlaşanlar var.
Kalbi taş olanları biliyoruz da;
ya kalbi taş ocağı olanlar.
Mühim..!
Kelimeler sınırlı, mânâ ise dilsiz. Uçsuz bucaksız bir deniz küçücük bir bardağa sığmaz. Denizin heybeti ve derinliği ise dışarıda kalır. Söylendiği zaman o büyük mâna cüceleşir ve gülünç hâle gelir.
Dünyalık ve ahiretlik nasibin kapısı herhalde anlayabilmektir. Doğru anlayabilmek büyük bir nasiptir, yanlış anlamak ise büyük bir nasipsizlik. Doğru anlayabilmenin kapısı ise iyi niyetli ve kibirden arınmış bir kalp.
Bu zayıf rakiplere yenilip rezil olmasalar bir tek dağda domuzu eksik olan şu insanlar hiç de ihtiyaçları olmadığı halde eşantiyon olarak bir de villa ve prim alacaklardı. Bahsettiği gurur heralde Haiti ile birlikte ilk elenen 2 takımdan biri olmak.
İbretlik bir durum. Dünyanın hepi topu budur işte. Bir ay önce bu insanlar arşa çıkarılıyordu. Allah insanı bazen de bu kadar itibar ve sevgiyle sınar. Kibre kapılmayıp şartlar her ne olursa olsun işine odaklanmaktır insanın vazifesi.
“Eleştirmeyin, ölçülü olun” diyorsunuz.
Niye?
Kutsal mısınız? Hudut mu bekliyorsunuz? Trablusgarp cephesinde ailenizden ve sevdiklerinizden uzakta mısınız? Asgari ücrete ev çevirmeye çalışan insanlar mısınız? Bu ülkenin insanı sabah 06.00’da kalkıp sizi izliyor; siz milyon euroluk kariyerlerle, sponsorluklarla, reklam filmleriyle, podcastlerle, vloglarla, transfer dedikodularıyla, villa/prim vaatleriyle gündem oluyorsunuz. İş sahaya gelince de “bizi fazla eleştiriyorsunuz” diyorsunuz.
Sizi mi eleştirmeyeceğiz?
Paraguay 2. dakikada golü attı. 45+3’ten sonra 10 kişi kaldı. Yani neredeyse koca bir devre eksik oynayan takıma karşı bir tane düzgün set hücumu, bir tane ezberlenmiş ceza sahası organizasyonu, bir tane “bu takım buna çalışmış” dedirten plan çıkaramadık.
Top bizdeydi ama akıl yoktu.
Şut vardı ama fikir yoktu.
Orta vardı ama ceza sahasında düzen yoktu.
Baskı vardı ama panik baskısıydı.
Arda’yı sağa atıp merkeze kaçmasına şaşırdınız. Merkezde Hakan-İsmail/Orkun dengesi yine oturmadı. Kenan solda yalnız kaldı. Kerem’i santrfor rolünde harcadınız. Can/Deniz gibi gerçek ceza sahası opsiyonları hamle değil, panik butonu gibi kullanıldı. En sonunda stoperi santrfor yapıp dua topuna kaldık.
Bu futbol değil. Bu kadro mühendisliği değil. Bu, “nasıl olsa yetenek bir şekilde çözer” rehaveti. Eğer o da değilse "ihanet"!
Dünya Kupası’nda 65 saniyede gol yiyip, 10 kişilik Paraguay’a gol atamayınca eleştiri ağır olur. Çok ağır olur. Çünkü milli forma, reklam filminde güzel duran bir kostüm değil. O forma sahada koşu ister, akıl ister, plan ister, tevazu ister.
Bir de mağduriyet dili kuruyorsunuz.
Kusura bakmayın ama bu ülkede insanlar çocuk okutuyor, kira ödüyor, kredi kapatıyor, sabahın köründe işe gidiyor. Siz ise en konforlu şartlarda, en iyi imkanlarla, bütün ülkenin desteği arkanızdayken sahaya çıkıp 10 kişilik takıma karşı gol atamıyorsunuz. Sonra da “ölçülü eleştirin” diyorsunuz.
Yok öyle.
Milli takım masörü, fotoğrafçısı, kuaförü sizden daha çok mesai yapmış gibi duruyor; en azından adamlar işini yapmış.
Bu millet sizi düşman bellemedi, hesap sordu. Herkesin de hesap vermeye alerjisi var. Kimse hiçbir şey için hesap vermek istemiyor. Hesap sorulacak yer de tam burası:
0 gol.
0 puan.
0 plan.
0 öz eleştiri.
Hiçbir yumurtadan aslan çıkmaz;
hiçbir aslan da civciv doğurmaz.
Ne ki, bilkuvve içkindir bir fikirde,
bilfiil hâle gelen de odur eylemde.
İbn Haldûn,
"insan, akıl ile el; fikir ile amel"
demiştir bu nedenle...
Nasibinin Hırsızı Olmak
Her müminin inancıdır: Allah'ın vermediğini kimse veremez, Onun verdiğini de kimse engelleyemez.
Ne var ki insanoğlu " acelecidir, nankördür, zayıftır, ihtiraslıdır..." buna benzer vasıfların ayartıları ile çeşitli ayak oyunlarına başvurmakta beis görmez.
Koşanın ayağından tutmaktan, şevkini kırmaktan, birtakım aslı astarı olmayan söylentiler çıkarmaktan, nefret cephesi oluşturmaktan çekinmez. Ötekini düşürdükçe kendini yükselteceği düşüncesi ile hareket eder. Oysa bizim olan eninde sonunda bizi bulur, bizim olmayan ise asla bizim olmayacaktır.
Nasipten ötesi olmaz, der atalarımız.
İnsanın oyunları, hesapları, tuzakları nasibi engelleyemez. İnsan nasibinin hırsızı olma durumuna düşmemelidir.
Rivayete göre Hz. Ali Efendimiz mescide belinde bir hançer ile gelir. Mescitte bulunan bir bedevi arzuyla hançere bakar. Hz. Ali namaz sonrası hançeri bedeviye vermeyi düşünür. Ne var ki Hz. Ali namaza durduğunda bedevi hançeri alır , kaçar. Namazını bitiren Hz. Ali :" Yazık o kişiye nasibinin hırsızı oldu." der.
Hangi alanda olursa olsun , emek zayi olmaz ; balığın bilmediğini Halık bilir.
Bu sebeple her şeyi kendimizi merkeze alarak düzenlemekle , gayrıyı yok saymakla nasibin hırsızı olmaktan kaçınmak lazım.
Entrika , iradeyi ifsat , zaaf ve ihtiyacı kullanma gibi durumlara tevessül etmenin sonu kazanan için de kaybeden için de hüsran. Alnı ak ,başı dik kılmayacak bir başarı(!) başarı değil utançtır! Kendine ait olmayan bir şeye sahiplenmek de sahte avcı misali başkasının avı ile poz vermekten başka bir şey değildir!
Dilâver Cebeci kimine göre kimdir bilmem ama bana göre cezbeli bir mü’min, dirayetli bir Türk’tür.
Tayy-i zaman, tayy-i mekan olduğunu düşündüren mısraların sahibi.
Üsküdar’da heybetiyle yıldızlara koşan bilge.
Kandehar Dağları’nda sabah namazını bekleyen mücahit.