Dün sesleriyle dolan bu alan bugün bomboş.
Onları buradan gönderdiniz, geriye yalnızca sessizlik ve öfke bıraktınız.
Bir alanı boşaltarak sorumluluğunuzu ortadan kaldıramaz, yaşatılan acıyı silemezsiniz! #egedekatliamvar#egedekicanlar#egeuniversitesi
💥 “Hücredeki ilk günümde hayatımın en güzel uykusunu uyudum, kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi...”
💥Deniz Göktaş, cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez New York Times'a konuştu:
• Tahliye edilmeyi beklemiyordum, bu yüzden büyük bir rahatlama hissettim.
• Savunmamı okuyan herkes, avukatlarım ve çevremdekiler, bu savunmanın cezaevinde biraz daha uzun kalmama neden olabileceğini söyledi. Benim önceliğim bir an önce dışarı çıkmak değildi.
• Özür dileyen bir tutum takınmak istemedim. İfade özgürlüğü yalnızca burada yaşanan bir sorun değil. Dünyanın pek çok yerinde insanlar konuşurken cezalandırılmaktan ya da toplumun tepkisini çekmekten korkuyor.
• Komedi yapan diğer insanlara bir örnek olmak istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz.
• Üç ay cezaevinde kalmak korkunç ama bunun bir sanatçının bir ilkeyi savunmak uğruna katlanamayacağı bir şey olmadığını göstermek istedim.
• Daha fazla tanındıkça, sektördeki yerim sağlamlaştıkça kaybedecek daha çok şeyim oldu. Yaptığım işte otosansür uygulamaya başladım. Bu da beni rahatsız ediyordu.
• Gösterilerime gelen insanlar, öğrenciler, emekliler, gündelik hayatlarında benden daha cesur davranırken ben giderek daha korkak biri oluyordum. Bu da kendimi ikiyüzlü hissetmeme neden oluyordu.
• Çok sevdiğim bir şarkı var, gösterimin kapanış jeneriğinde de çalıyor. Kendini satan bir şairi anlatıyor. O şarkıda kendimden bir şeyler bulmak kötü hissettiriyordu. Kendimi daha iyi hissedebilmek için sonuçlarını düşünmeden, komik bulduğum her şeyi yeniden söylemeye başladım.
• Biraz romantik gelebilir ama hücredeki ilk günümde hayatımın en güzel uykusunu uyudum.
• Bütün bu süreç boyunca kendimden duyduğum şüphe ortadan kalktı. Daha önce sahip olmadığım bir özgüvenin tadına vardım.
• Şimdi o duyguyu bir kez tattıktan sonra onsuz yaşayabileceğimi sanmıyorum. İyi hissettirdi.
• Türkiye geçmişte de pek özgür bir ülke değildi ama ana akım televizyonda benim yaptıklarımdan çok daha sert espriler yapan komedyenler vardı.
• Onlar da sorunlar yaşadı ama şaka yapmanın sonuçları bu kadar ağır değildi. Benim esprilerimi duysalar hafif bulurlardı.
• Son yıllarda tahammül seviyesi ciddi biçimde düştü. Garip bir şekilde, bunda cesaret verici bir şey de var.
• Yöneticiler şakalar karşısında bu kadar kırılgan olabiliyorsa bu, komedinin gücünü gösterir.
• Bir saniye bile pişman olmadım. Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi. (New York Times)
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
Koca bir pazarı sadece yatarak geçirdiğim için asla uyuyamıyorum ve gecenin üçünde baya alakasız bir çalma listesi oluşturuyorum https://t.co/g3lbyeGT4k
🇹🇷Eda Erdem : Türk kadını her zaman hayal etmeye mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek! Bu kupa hepimizin! Avrupa'nın başkenti bugün İstanbul. Bu gurur hepimizin!
Biz bugün sadece şampiyonluk kazanmadık, biz cumhuriyetin bize açtığı yolda Türk kadınlarının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik.
Bizden önce yolu açanlar, bize inananlar ve bizden sonra gelecek olan tüm kız çocuklarına bu kupa armağan olsun.
Türk kadını her zaman hayal etmeye mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek! Bu kupa hepimizin!
TRT 1 - Set Sayısı
Eski Twitter timeline'ını özlemek... Algoritmanın seni manipüle etmediği, herkesin kronolojik sırayla saçmaladığı, Mavi Tik'in para ile satılmadığı ve ana sayfanın nefret söylemiyle değil mizahla aktığı o altın çağ. Sosyal medyanın son gerçek mahalle ortamıydı.